Ana Sayfa Milli Şuur 39. Sayı TANKA KAFA, KURŞUNA RÖVAŞATA

TANKA KAFA, KURŞUNA RÖVAŞATA

15 Temmuz, bir yönüyle 28 Şubat’ın devamı, bir yönüyle de sonucudur. 28 Şubat darbesi toplumu ve siyaseti yeniden dizayn etmek için kurgulanmıştı.

12
0

Nizamettin KARS / Eğitimci

Türkiye’miz darbeler konusunda görmüş geçirmiş tecrübeli bir ülke. Şubat 1957-58 olayı, 27 Mayıs 1960 darbesi, 22 Şubat 1962 ayaklanması, 20 Mayıs 1963 ayaklanması, 12 Mart Muhtırası, 9 Marta 1971 darbe teşebbüsü, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat post modern darbe, 27 Nisan e-muhtıra ve nihayet 15 Temmuz darbe girişimi… Neredeyse her ayın ismiyle anılan bir darbe geçmişimiz var. Allah bir daha göstermez inşallah!

15 Temmuz, bir yönüyle 28 Şubat’ın devamı, bir yönüyle de sonucudur. 28 Şubat darbesi toplumu ve siyaseti yeniden dizayn etmek için kurgulanmıştı. Temelde üç şeyi hedeflemişti:


1.Toplumu gerçek İslâm’dan uzaklaştırarak Batı’ya bağımlı ılımlı (Protestan) Müslüman’a dönüştürmek.

  1. Milli Görüş iktidarını sonlandırmak ve Milli Görüş teşkilatlarını yok etmek.
  2. Ilımlı İslam’a yüksek sesle karşı çıkan cemaat ve cemaat liderlerini ortadan kaldırmak.
    Bunun için bütün adımlar teker terek atıldı. 28 Şubat 1997 post modern darbesiyle Refahyol iktidarının sonu hazırlandı. Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP’nin meclise girmesinde ve Refahyol koalisyonuna destek vermesinde en büyük pay sahibi olan ve siyaset üzerinde en büyük etkiye sahip İskenderpaşa cemaati pasifize edildi. Lideri Merhum Es’ad Coşan Hocaefendi Avustralya’ya hicret etmek zorunda kaldı. 22 Ocak 2000 yılında ılımlı İslam’ın önemli muhaliflerinden Med-Zehra cemaati lideri İzzettin Yıldırım kaçırılarak şehit edildi. 4 Şubat 2001 yılında Mahmut Es’ad Coşan Hocaefendi hicretteki Avustralya’da şüpheli bir kaza sonucu şehit edildi. Ak Parti’nin kurulup iktidara gelmesi ile birlikte ılımlı İslamcıların yani FETÖ’nün önü iyice açıldı. Neredeyse bütün cemaatler pasifize edilerek Fetö ön plana çıkarıldı. Bütün program ve kutlamalarına en üst düzeyde katılımlar yapıldı. Devletin bütün imkânları bunlar için seferber edildi. Büyük destekler sağlandı. Devlet kurumlarına neredeyse sadece FETÖ üyelerinin alınmasına olanak sağlandı. Belediyeler bila ücret arazi tahsis ederek okul ve yurt binaları yaptılar. İdarecilerimizin FETÖ’ye olan bu rağbetinden etkilenen devlette bekasını düşünen bürokrat, çocuğuna iyi bir eğitim aldırmak isteyen veli, sevap işlemek isteyen hayırsever, ihale almak isteyen iş adamı ve mütedeyyin insanlar örgütün ağına böylece itildi. Komodor ejderhası büyüklüğündeki FETÖ büyütülerek ateş kusan bir canavara dönüştürüldü. Siyonizmin üst akıllığında NATO’yu arkasına alan Fetö böylece bir işgal ve iç savaş çıkarma hareketine kalkıştı.

Cumhurbaşkanımız tarafından ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez cami minarelerinden “demokrasiye sahip çıkma” çağrıları yapıldı. 05 – 105 yaş herkes meydanlara koşup demokrasiye sahip çıktı. Bir ay boyunca geceden sabaha kadar “Demokrasi Nöbetleri” tutularak sazlı sözlü bir demokrasi karnavalı yaşandı ülkede. Ramazanda bile bu kadar çok sahnelere çıkamayan( İslami müzik!) sanatçıları ilden ile, sahneden sahneye koşturdular. Tabii ki bila ücret!

15 Temmuz darbe girişiminden sonra görevden uzaklaştırılan, gözaltına alınan ve tutuklanan FETÖ üyelerinin hemen hemen hepsinin ortak bir özelliği ortaya çıktı. O da zeki ve fakir oluşlarıydı. Bitlisli bir pilotun annesi, fakir olduğumuz için oğlumuzu okutamadık. Cemaate verdik, demişti. Buna benzer birçok örnek var. Fetö, henüz 10 -11 yaşlarındaki bu tip fakir ve zeki çocukları yurtlarına alıp okutarak kendine kul ve hizmetkâr etmiştir. Devlet, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirtilen Türk Milli Eğitiminin Temel İlkelerindeki fırsat ve imkân eşitliği sağlama maddesinde belirtilen görevini yapmadığı için gerekeni ne yazık ki Fetö yapmıştır. Bundan ders çıkarılarak devletin, Osmanlı Enderun sistemine benzer bir sistem geliştirmesi; zeki, başarılı ve fakir çocukları ilkokuldan üniversiteye kadar bütün ihtiyaçlarını karşılayarak okutması, eğitmesi ve “devlet adamı” olarak yetiştirmesi gerekir. Diğer önemli bir husus, doğru İslam anlayışını insanımıza kazandırmalıyız.


Doğru bir İslami anlayış ve yaşam tarzını öğretmediğimiz taktirde insanımızın birtakım yanlış akımlara ve cereyanlara kapılmasına zemin hazırlamış oluruz. Nitekim İslam tarihi bu tip sapkın akımların olumsuz ve yıkıcı örnekleriyle doludur.

15 Temmuz Darbe girişiminin olumsuz sonuçları:

1.Ordumuz yıpratıldı.

  1. FETÖcülerden boşalan yerlere biz getirileceğiz, düşüncesiyle ellerini ovuşturan bir iki cemaat hariç, bütün cemaatler zarar gördü. Devlet kadrolarında diğer cemaatlere bağlı memur kıyımlarının yapılması tehlikesi ortaya çıktı.
  2. Adalet ve hukuk sistemi iflas etmiş, vicdanlar kurumuştur. Yaş ve kuru birlikte ateşe atılmaktadır.
  3. Hizmet, cemaat, himmet, imam gibi İslami ıstılahtaki önemli kavramların içi kasıtlı bir şekilde boşaltılarak bu kavramlar antipatik bir hâle getirildi.

15 Temmuz’un tozu dumanı tam dağılmış değil. “ Eniştem haber verdi, kardeşim söyledi, bir yakınımdan öğrendim.” gibi tezviratlar bir yana, Muz Cumhuriyeti(!) olmadığımız ortaya çıkmıştır. milletimiz Türk’üyle Kürt’üyle, yaşlısı genciyle 28 Şubat’ta yapamadığını 15 Temmuz’da yapmış ve meydanlara inerek âdeta “Tanka kafa atmış, yağan kurşunlara röveşata yaparak” bir kahramanlık destanı yazmış ve Merhum Erbakan Hoca’mızın “Bir milletin asıl gücü ne parası ne tankıdır ne topudur. Asıl gücü imanıdır, inançlı evlatlarıdır.” veciz sözünün doğruluğunu ispatlamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz