Ülkelerin siyasal, kültürel, ekonomik, ve toplumsal gelişmişlik düzeyleri ve vatandaşlarına sundukları eğitimin nicelik ve niteliği arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. Doğal olarak bu ilişki tarih eğitimi içinde aynı ölçüde geçerlidir.

Tarih, geçmiş ve gelecek kuşakları birbirine bağlayan en sağlam köprüdür. Tarih, geçmişimizi anlatırken bize geleceğimiz hakkında fikirler veren en güçlü sestir. Tarih, insanlığın arkasından bıraktığı en büyük ve paha biçilmez bir mirastır. Tarih, kendisine gereken önemi veren fertleri, milletleri, devletleri güçlü kılan bir ilimdir. Tarih, yeri geldiğinde asırları bir gün yapan, yeri geldiğinde günleri bir asır yapan bir sanattır. Tarih, mazlumlar için bir umut, zalimler için güçlü bir uyarıcıdır. Tarih mazlumların sığınağı, zalimlerin korkulu rüyasıdır. Kısaca tarih, bedeninde geçmişin ve geleceğin izlerini taşıyan sınırsız bir bilgelik ile dolu adeta yaşayan bir varlıktır.

Tarih kuşaklar arası iletişimi sağlayan önemli bir varlık olarak görülmelidir. Bugün dünyada gelişen teknoloji ve yaşam tarzında ciddi değişimler, yerel olan her şeyin gittikçe yozlaşarak küresel sele kapılması ve kuşaklar arasındaki ciddi çatışmalar hep tarih bilincinin eksikliği ve yanlış metotlar ve kişilerin tarihi anlatmaya kalkışması ile açıklanabilir. Halbuki tarih, tıpkı bir iletişim aracı gibi kuşakları birbirine bağlayan, onları ortak bir çatı altında toplayan en önemli vasıta olmalıdır. Teknoloji ve modern bilgileri tarih eğitimi ve sevgisi ile harmanlayamayan nesiller giderek geçmişlerinden kopacak ve sonunda yok olmaya mahkum olacaklardır.

Yüce Allah (Cc) Tarihten İbret Alınmasını İstiyor

Kur’ân-ı Kerim peygamber kıssalarını (asm.) zikrederek, mü’minleri tarihten ders almaya davet ettiği gibi, birçok âyet-i celilede de Yüce Allah(cc): “Yeryüzünde seyahat ediniz! Sizden önce gelip geçen kavimlerin haline ve yalancıların akibetine ibretle bakınız.” emirleriyle bizlere, tarihte cereyan eden hadiselere nazar-ı ibretle bakmalarını, inceden inceye tahkik ve tahlil etmelerini ferman buyurdular.

Tarih Karalama Kitabı Olmamalıdır

Tarihi süreci, belli noktalarını görmezden gelerek bölüp parçalayan, kendine göre yeni kahramanlar ve hainler ortaya çıkaran, her türlü saptırma, karalama ve hakareti, tarihçilik adı altında sunan bu zihniyet, maalesef toplumdaki belli çevrelerde de karşılık bulabilmektedir. Ülkemizde, birbirine karşıt gibi görünen fakat gerçekte benzer ruh iklimlerinden beslenen çarpık tarih anlayışları, toplumda gereksiz ayrışmalara yol açtığı gibi, milli bünyeye de zarar vermektedir. Tarihimiz, bu art niyetli ve müfterilerin tasallutundan kurtarılmalı, milli kutsallarımıza hakaret vasıtası olmaktan çıkarılmalıdır.

Ülkemizde, birbirine karşıt gibi görünen fakat gerçekte benzer ruh iklimlerinden beslenen çarpık tarih anlayışları, toplumda gereksiz ayrışmalara yol açtığı gibi, milli bünyeye de zarar vermektedir

Filmlere Standart Getirilmeli

Necip milletimiz kendisine sahte tarih pazarlayan bir takım satılmışların yazılarından, magazin türü gazete ve dergilerinden, gerçeğe aykırı sanat için yapılan (!) uydurukça TV filim dizilerinden değil, doğru ve tarafsız olarak tarihimizi öğreten kaynaklardan şanlı tarihimizi öğrenmelidir. Büyük Osmanlı imparatorluğunu harem ve mutfak arasında sadece hayvani hazlar boyutunda ele alan diziler bize ve gelecek nesillerimize doğru tarih bilgisini veremez ve kuşakların o yüksek dedelerine düşman olarak yetişmelerine ve geçmişini tanımalarına sebebiyet verir. Keza, yakın tarihimizi de doğru olarak okumalı ve yine çarpıtmalardan arınmış saf bir tarih bilgisine ve erdemine kavuşmalıyız. Bunun için TV’lerdeki tarih dizilerine gerçeğe uygunluk zorunluluğu getirilmeli. Tarihi gerçeklere aykırı olarak tarihi şahsiyetleri fütursuzca harcamak bizlere yakışmıyor. Bu noktada tarih eğitiminin öneminden ziyade doğru tarih eğiminin önemine odaklanmamız gerektiği açıktır. Yalan tarihi kurgularını pazarlayan bir takım şarlatanlardan bu milletin ve gençliğin öğreneceği ne tarih ne de ahlak dersi vardır. Bakanlığımız bu noktada nesilleri koruyacak adımları atmalı ve parlak dimağları kirleten adımlara son verecek kararlılık içerinde hareket etmelidir. Önce yanlış bilgiler ile kirlenmiş beyinler doğru bir eğitim ile temizlenmeli ve gerçek tarih bilgisi ve şuuru ile yetişen nesiller hedeflenmelidir.

Tarih eğitimi çocukları ve gençleri gelecekte bekleyen bireysel ve toplumsal yaşama hazırlayan, bu yaşamın farklı evrelerinde karşılaşabilecek sorunları kavrayabilen ve bunlara yönelik bilinçli ve akılcı çözümler üretebilen ruh ve beyin yapısına ve beceri kapasitesine sahip insanlar olarak yetiştirmesine yardımcı olması gerekir. Bir millet için en korkunç şey mağlubiyet mahkumiyet değil, kendi mukaddes değerlerinden soyunarak başkasının kültürüne, örf ve an’anesine tâbi olmasıdır. Tanzimattan bu yana çeşitli hile ve desiseler neticesinde, bu milleti kısmen de olsa merkezinden uzaklaştırdılar, fakat yörüngesinden çıkaramadılar.

Eğitim Anlayışı Ve Araçları Güncellenmeli

Önce “Nasıl bir tarih eğitimi” ve tarih eğitiminde çağdaş yöntemler konusunda öğretmenleri seminer ve kurslarla yeniden eğitime tabi tutup yeni tarih anlayışının nasıl olacağı anlatılmalıdır. Okul ve Fakültelerdeki tarihçilerin tarihi algılama biçimi ve bunun sonucu olarak mesleklerini icra ediş tarzı ve eğitim metodları güncellenmelidir. Tarih eğitimi anlatıma ve soru cevap yöntemine dayalı bir yaklaşımdan mutlaka sıyrılmalıdır. Teknoloji kullanımı yaygınlaştırılmalı. Özellikle internetin sağlamış olduğu avantajların tarih eğitimine taşınması için yoğun çaba sarf edilmelidir. Yazılı ve görsel malzeme kullanımı yolu ile tarihsel oyunların hazırlanması, tarihe yönelik çözümlü bulmacaların geliştirilmesi gibi eğlenirken öğreten yöntemler artırılmalıdır. İlköğretim düzeyinde öğretimi yapılan sosyal bilgiler derslerinin tarih ve medeniyet bilinci kazandırmadan uzak olması.

Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Erzurum tabyaları, Şarıkamış Şehitliğini, Topkapı Sarayı’nı, gençliğimiz özellikle tarih öğrencileri mutlaka görmelidir.

Şehir Tarihi Araştırılmalı

Şehir tarihi konusunda mutlaka sözlü tarih çalışması yapılmalı. Şehrin tarihi ve kültürel mirası olan eserler ve şehir müzeleri tarih eğitimi içerisinde mutlaka ziyaret edilmelidir. 4 Yıl boyunca lisede hatta Tarih bölümünde okuyan gençler şehrin tarihi mirasını tanıyamadan mezun oluyor. Şehrin tanınması gönüllük değil zorunlu hale gelmelidir. Bunun yanında ülkenin tarihi mirası da gezdirilmelidir. Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Erzurum tabyaları, Sarıkamış Şehitliğini, Topkapı Sarayı’nı, gençliğimiz özellikle tarih öğrencileri mutlaka görmelidir. Bunun yanında okullarda tarih kulübü aktif kılınmalı; tarih odası, okul tarih müzesi ve tam donanımlı tarih dersliği oluşturulmalıdır.

© Milli Şuur

Üniversitelerde Tarih Eğitimi

İyi bir tarih eğitimini sadece okul mevcut öğretmenlere yapacağımız eğitimle yapamayız aynı zaman da Üniversitelerdeki tarih eğitiminde mevcut anlayış ve programlar yeniden planlanmalıdır. 50-60 yıl öncenin eğitim anlayışı ile oluşturulan program ve eğitim metodlarıyla geleceği yeniden planlayacağımız tarih öğretmenleri yetiştiremeyiz. RTarih bölümlerinde “karşılaştırmalı tarih etütleri” yapılabilir. Çok düşük puanlarla “hiç olmazsa öğretmen olayım” mantığı ile kazanılan Fen- Edebiyat fakültelerinde kaliteli eğitim yok. Çünkü kaliteli öğrenci yok. Aynı zaman da Fen ve edebiyat fakülteleri öğretmenlik için değil uzmanlık için kurulmuşlar. Herkesi üniversite mezunu yapacağız gayreti ile her ilde açılan Fen ve Edebiyat fakültelerinde kadro itibarıyla yetersiz, iş ve ders yoğunluğu çok fazla ve akademik olarak yetkisiz kadrolarla düşük puanlı öğrencilerin tercih edip girdiği ve 4 yıl boyunca aldığı(alamadığı) eğitimle gerçek tarih öğretmeni yetiştiremeyiz. Fen ve Edebiyat fakültelerinin tarih öğretmeni yetiştirme hedefi olmadığı için eğitimi de fazla verimli olmamaktadır. Eğitimin milli, ahlaki ve değer boyutunu bilmeyen ve önemsemeyen teknisyen tipi öğretmenlerin yetiştirilmesinden vazgeçilmelidir. Tarih öğrencilerinin mezun olmadan önce mutlaka Osmanlıcayı öğrenmeleri ve her çeşit arşiv yazısına aşina olmaları şart. Arapça ve Farsça’yı hiç olmazsa başlangıç düzeyinde ve Osmanlıca için gerekli olduğu kadar öğrenmelidir. Bugün İngiltere’de veya Amerika’daki önde gelen üniversitelerin tarih bölümlerine diğer devletlerin tarihiyle beraber içtimai konular, sosyal ve ekonomik tarihide okutuyorlar. Bizde tarih bölümleri henüz klasik dünyanın 1950’lerden önce takip ettiği programları takip ediyorlar.

İngiltere’de veya Amerika’daki önde gelen üniversitelerin tarih bölümlerine diğer devletlerin tarihiyle beraber içtimai konular, sosyal ve ekonomik tarihide okutuluyor.

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), Tarih Eğitimini Yeniden Ele Almalıdır

Tarih eğitimi konusu YÖK tarafından yeniden ele alınmalıdır. Tarih öğretmeni yetiştirme sistemi mutlaka güncellenmelidir. Tarih eğitimi yalnızca belge transkripsiyonu değildir. Fakültelerdeki ezberci ve teste dayalı eğitim anlayışı son bulmalıdır. Resmi tarih anlayışı dayatması son bulmalı tarihi gerçekler bilimsel metodlarla olduğu gibi öğretilmelidir.

Askeri arşivler ve devlet arşivleri sonuna kadar açılarak tarihin üzerinde var olduğu iddia edilen sis perdesi kaldırılmalıdır.

Eğitimde her alanda Tarih eğitimi faaliyetlerinin analiz, sentez ve değerlendirme gibi üst düzey düşünme becerilerinden ziyade, ağırlıklı olarak bilgi ve kavrama düzeyine hitap edecek şekilde yürütülmesi devam ediyor. Maalesef mevcut müfredat yetersiz kalmaktadır.

© Milli Şuur

Resmi-Gayri Resmi Tarih Anlayışı Son Bulmalı

Acaba hiç düşünüyor muyuz? Görkemli bir tarihe sahip olan bizler tarihimizi ne kadar doğru aktarabiliyor ve öğretiyoruz? Tarih eğitimi sadece savaşlar, o savaşlara ait sebepler ve sonuçlardan mı ibarettir? Sadece belli tarihleri ezberletme anlayışı ile sunulan bir tarih eğitimi kuşaklara ne katabilir nereye götürebilir? Resmi gayri resmi tarih anlayışı son bulmalı. Bunun için önce arşivler sonuna kadar açılmalı. Kafalardaki “yalan tarih” algısı sona erdirilmelidir. Belgeleri ve bilgileri yeni ortaya çıkan konular artık ders kitaplarında da değişmelidir. Öğrencilerde öğretmenlere ve ders kitaplarına yönelik gerçek tarih mi anlatılıyor yoksa yalan tarih mi endişesi olmamalıdır. Bakanlığımızın 2017 yılı 11.sınıf TC İnkılap Tarihi ders kitabında okuttuğu bir bölümü gösterip durumun vehametini ortaya koymak istiyorum.

Bu sayfada “Cumhuriyet ve Sultanlık karşılaştırılıyor ve Cumhuriyet rejimi erdemli ve namuslu adamlar yetiştirir, sultanlık ise korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir” diyor. Bu yazı tarih öğretiminde gerçeklerden ne kadar uzak olduğumuzun en basit kanıtıdır.

Tarihi Romanlarla Geçmişi Tanıtma

Ortaöğretim gençliğine yönelik tarihi roman ve hikayeler artırılmalı. Okul kütüphaneleri internetin yaygınlaşmasıyla kapağı açılmayan Ansiklopedi ve batı klasikleri odası olmaktan kurtarılmalı. Öğrencilerin zevkle okuyacağı yerli tarihi romanlarımız ve hikayelerimiz artırılmalıdır.

Avrupalılar Bizi Yanlış Tanıtıyorlar

Mesela Fransızlar İnsanlar arasında Türkler, anlayış bakımından sonuncudur. İnançtan ötesini kavrayamazlar; anlamaya da çalışmazlar… İslam dinini Türkler üzerindeki etkisi iyi sonuç vermedi. Türkler Müslüman Asya’nın Avrupa’ya karşı savaşan askeri oldu… Müslümanlık Türk dehasına ters düştü. İslam bu yarı Çinlilerden acımazsız İranlılar yarattı.
Fransızlar Türk kimliğini bu şekilde tanımlarken, Almanlar ise Türkler hakkında kamuoyunda şu sözleri sarf ediyorlar: Türklerin yeri/ sırası en aşağıdadır. Türk’e küçük parmağını ver, elini kapsın. Türkler kargalar gibi hırsızdırlar. Yine bir başka sayfasında sözüm ona Alman dostlarımız Türk milleti için şu küstahça değerlendirme ve iftira içinde olabiliyorlar:

Türkler dinsiz, hoşgörüsüz, kaba hoyrat vicdansız, acımasız, ahlak kurallarına saygısız, en korkunç günahları işlemeye yatkın, inançsız, lanetlenmiş, tavşan gibi kaçan kuduz barbarlar…İtalyanlar ise: Sultan’ın kölesi, güdülmeye muhtaç, yağmacı, küfürbaz, tembel, askerlik ve savaştan başka yeteneği olmayan, bıyıklı, suçluları kazığa vuran….müzikten hoşlanmayan, koca gövdeli ama küçük beyinli Kızılderili diye tanımlıyorlar. Amerikan okullarında da Türklerle ilgili alabildiğince hakaret dolu ve iftiralar yer alıyor. Yaklaşık 1000 yılına kadar Arapların esiri olan Türkler dağ insanı niteliğinde bir kavimdir.

Avrupalılar bizi böyle tanıtırken bizi ve geçmişimizi, soykırımcılıkla suçlayan ve her türlü tahkir eden Avrupalıların gerçek yüzünü gençliğimize tanıtabiliyor muyuz?

Tarih Şuuru Vermek İçin Çalışmalıyız

Tarihimizi öğretirken şuur vermek için çok boyutlu bir eğitim anlayışını benimsemeli ve tarih sevgisini kalplere yerleştirmeyi hedeflemeli bir takım sayıları ve antlaşmaları ezberleten ve sadece sınava kadar tarih çalışarak sonrasında kitapları ve defterleri ebediyen kapatan nesiller amaçlamamalıyız. Tarihi bireylerin ufuklarını sınırlayarak değil çağımızın gereksinimlerine uygun tarzda beyinleri açan, sorgulayan, karşılaştıran ve doğru sonuçlara ulaşan ayağının üzerinde duran nesiller için tarih vermeliyiz. Gelecek nesillerimiz dedelerinin kendileri için yaptığı fedakarlıkları doğru bilmeli ve vatanın her bir karış toprağının hangi şartlar altında kazanıldığını öğrenmelidir. Şehitlerimizden ve gazilerimizden gereken dersi almalı ve onların vatan ve millet sevgisini nesillerimize vermeliyiz. Böylece egoist, sadece kendini düşünen, tüm hayatı ve gerçekleri maddi temellere dayanan, zayıf karakterli bireyler gidecek, yerine şefkatli, merhametli, kalbinde vatan ve millet sevgisi olan, kendisine ve çevresine faydalı bireyler gelecektir.

Dahili ve harici rüzgârların tesiriyle Selçuklu hanedanının ahengi sarsıldı, nizamı bozuldu ve neticede çözüldü. Fakat, hanelerin aile ocaklarının bünyesi sağlamdı. Âhengi, nizamı yerinde idi, fertler salabetliydi, faziletliydi… Ruhlarında cihanşumûl bir imparatorluğun ideali hakimdi. Bu yüzden Selçuklu saltanatı çözülür çözülmez, hemen yerine küçük bir beylikten koca Osmanlı saltanatını çıkardılar ve asırlarca ihtişamını sürdürdüler.

Osmanlı bakiyesinde kurulan Türkiye’de asırlarca ihtişamını sürdürecek olan Yeniden Büyük Türkiye’yi bu coğrafyada hep birlikte kuracağız. Yeter ki vazifelerimizin farkında olalım. Ve gayretimizi artıralım. Vesselam..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz