Bilim, yakine varmak için önemli bir araçtır. Kur’an-ı Kerim ve Resulullah (SAV) bilimi ve bilim adamlarını övmüşler, müslümanları araştırmaya, düşünmeye, mütaalaya, müzakereye ve tartışmaya teşvik etmişlerdir. Fakat İslam toplumu coğrafi genişlemesini sürdürdükçe bilim dallarında müslümanlar öncü rolü yüklendi ve diğer medeniyetlere de ışık tuttu.

Kimileri İslam’ın bilimden kastının sadece dini bilimler ve övdüğü alimlerin sadece İslam alimleri olduğunu ileri sürebilir. Fakat bu haksız bir iddiadır. Kur’an’da geçen göklerle, yerle, canlılarla, denizlerle vb. tabiat olaylarıyla ilgili ayetler, müslümanların dikkatlerini tabiata yöneltti. Kur’an, tabiat olaylarının Allah’ın birliğine delalet eden çok önemli ayetlerden olduğuna işaret etti. Tıpkı Kur’an ayetleri gibi. Bu bakımdan İslam alimleri Allah’ın birliğine işaret eden ayetleri kabaca ikiye ayırdılar ve Kur’an için tenzili ayet, tabiat için kevni ayet dediler.

Kimileri İslam’ın bilimden kastının sadece dini bilimler ve övdüğü alimlerin sadece İslam alimleri olduğunu ileri sürebilir. Fakat bu haksız bir iddiadır.

Müslümanlar yanlış ve zararlı bir bilimsel buluşun vebalini dolaylı olarak kendi üzerlerinde hissetmişlerdi. Örneğin tıbbi ilaçların özündeki alkollü veya uyuşturucu maddelerin haram olduğunu, ancak sağlık için bunun kullanılması gerektiğini savunan alimler, müslümanlar alkolsüz veya uyuşturucusuz bir ilaç üretinceye kadar bu ilaçların kullanılmasından doğan günahtan tüm müslümanların sorumlu olduğunu söylemişlerdir. İslam’dan önce Arapların bilime önem vermemeleri, bilim dünyasında tanınmış bir isimlerinin bulunmaması bilinen bir gerçektir. Fakat Araplar ve diğer uluslar İslamla tanışıp müslüman olduktan sonra bilim dünyasında sıçrama yaptılar, öncü duruma geçtiler. Bunun İslam dürtüleriyle gerçekleştiği açıktır.

Gerek Kur’an ve Hz. Muhammed’in teşvikleri ve gerekse bilim dünyasındaki olumsuzlukların müslümanlara sorumluluk yüklemesi gibi nedenlerle müslümanlar fırsat bulur bulmaz doğa ve sosyal bilimlerle ilgilenmişler ve bilim dünyasında isimleri sildirilmeyecek buluşlar ortaya koymuşlardı.

Kur’an’ın göklerle ilgili ayetleri müslümanları astronomiye itmiştir. Bu konu için öncelikle Bağdat, Kahire, Kurtuba, Meraga, Semerkant, Buhara vb. merkezlerde rasathaneler kurulmuş, tul dairelerini hesaplamışlar, yeri ölçmüşler, yerin yuvarlaklığını bulmuşlar, birçok zicler, hesap cetvelleri yapmışlar, usturlap aletini kullanmışlardır. Güneş lekelerini tespit etmişlerdir. Ayla ilgili Buzcani ( – 998)’nin daha önce keşfedilmemiş tespitleri vardır. Bettani ( – 929) ise güneş yılının uzunluğunu hesaplamış, yıldızların birçoğunun yerini tespit etmiştir. Müslümanlar sabit yıldızlara dair cetveller yapmışlardır. Bu konuda Abdurrahman Es-Sufi (- 986)’nin eseri vardır.

Kur’an’ın göklerle ilgili ayetleri müslümanları astronomiye itmiştir.

Abbasiler zamanında astronomi daha çok gelişmiştir. Mansur, Mehdi, Harun Reşid zamanında birçok bilim adamı yetişmiştir.

İslam alimleri bu konuda Yunanca, Farsça, Hindce ve Süryanice’den pek çok eser tercüme etmiş, bu eserleri tanıtmış, ve onlara birçok ilavede bulunmuşlardır. Bilim dünyası bu eserleri Arapça tercümelerinden tanımıştır. Ayrıca müslümanlar sadece teorilerle yetinmemişler, bu bilimi araştırmaya dayalı hesap kuralları üzerine oturtmuşlardır.

Müslümanlar matematikle de çokça ilgilenmişler ve matematik biliminde ilerleme kaydederek büyük bir gelişme sağlamışlardır. Örneğin sıfır sayısını bulan Muhammed b. Ahmed ( – 976)’dir. İbn-i Heysem hendesede, Ali İbn-i Yunus ve Nasir Tusi trigonometride otoriteydi. Muhammed b. Musa Harezmi ( – 850) matematik ve astronomide Sait İbn-i Kurra ( – 90l) tıp, astronomi ve matematikte, Ebu’l Vefa Buzcani matematik ve astronomide, Ebu Reyhan Abdurrahman Biruni (973-l068) astronomi, fizik ve matematikte, Kadı-Zade ( – l4l2) matematikte pek çok keşif ve yenilikte bulunanlardan sadece küçük bir kısmıdır.

F.Cajori, “Arapların cebirde yaptıkları akıllara hayret vericidir.” diyor. Mayerhof da, matematikte müslümanların Yunanlılardan üstün olduğunu söylüyor. Fizik ve kimyada da müslümanlar kalıcı eserler bırakmışlardır. Özellikle Biruni, Abdulkadir Taberi, Razi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Ömer Hayyam, Hazini, Sabit İbn-i Kurra, İbn-i Heysem vb. bilim adamları bilim dünyasında kendilerinden her zaman bahsettirmişlerdir. L.Rinaldi şöyle diyor: Araplar kağıt yapma sanatını Avrupa’ya ilk götürenler olmuştur. Endülüs’de ve Sicilya’da bunun için büyük fabrikalar kurmuşlardır. O zamandan sonra İtalya’nın her tarafında kağıtçılık sanatı yayılmıştır.

Müslümanlar matematikle de çokça ilgilenmişler ve matematik biliminde ilerleme kaydederek büyük bir gelişme sağlamışlardır.

Tıpta da önemli buluşlarıyla Muhammed b. Bekir Razi (864-925), İbn-iSina (980-l037), Ebu Kasım Zahravi ( – ll07), İbn-i Rüşd (1126- 1198), Alaüddin İbn-i Nefis ( – l289), Cemaleddin Aksarayi ( – l388), Aydınlı Hacı Paşa ( – l4l7), Davud Antaki (l54l-l599), Ayaşlı Şaban Şifai ( – lll6) vb. bilim adamları tanınmaktadır.

Fazla yer tutmaması açısından nebatat ve hayvanat, coğrafya, tarih, sosyoloji vb. bilim dallarındaki büyük İslam bilginlerini zikretmiyorum. Fakat şu var ki Arapların Müslüman olmasıyla Araplar bilimde öncü rolü yüklendiler ve Arapların gittiği yerlerde bilim yaygınlaştı. Bu konuda Wells şöyle diyor: “Arapların fethettikleri ülkede bilim gelişti. Matematik, tıp ve fizik bilimleri alanlarında büyük ilerlemeler oldu. Biçimsiz Roma rakamlarının yerini bugün hala kullandığımız Arap rakamları aldı. Sıfır işareti ilk defa olarak icad edilip kullanılmaya başlandı. Cebir kelimesi Arapçadır. Kimya kelimesi de öyledir. Arap felsefesi, Fransa’nın, İtalya’nın ve bütün Hıristiyan alemin Ortaçağ felsefesine yeni hayat kazandırmıştır. Metal sanayii ve teknik aletler alanında son derece değerli keşifler yaptılar. Metal karışımları ve boyaları keşfettiler. Damıtma, esans çıkarma, optik camlar yapma usullerini keşfettiler…

Dikkat edilirse bu Müslüman bilginlerin çoğu özellikle 10. ve 14. yüzyıl arasında yaşamışlardır. Bu da Avrupa’da bilime göz açtırılmayan dönem olan Ortaçağ’ın en karanlık aşamasına tekabül ediyor. Ortaçağ’da Müslümanlar bilim ve felsefe alanında altın çağlarını yaşıyorlardı. Çünkü İslam’ın mesajı daha iyi anlaşılıyor ve daha iyi yaşanıyordu. Belki bunda Hz. Muhammed’in devrine yakın olmanın etkisi bulunabilir. O dönemden uzaklaştıkça, dini bilinç ve İslam’a uygun yaşantıdan da uzaklaşıldı. Zaman zaman ihya hareketleri Müslümanlara geçici bir bilinç ve yaşantı elde etmelerini sağladıysa da İslam düşmanları ifsad faaliyetlerini sürdürdüler. Müslümanların bu ifsad hareketlerini boşa çıkarması ve yeniden bilim dünyasında yerini alması ümidiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz