1970’li yılların başında Türkiye semalarında Erbakan’ın coşkulu sesi yankılanıyordu:
“Herhangi bir kimse, Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan; Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul’u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa’nın içlerine yürümeden, Seyit çavuş olup 250 kiloluk mermiyi ‘Ya Allah!’ deyip namluya sürmeden; bir insan Sakarya’nın siperlerine girmeden Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz!”
Onun emriyle gerçekleştirilen 1974 Kıbrıs zaferinden sonra bu cümleye şunları da ilave ediyordu:
“…ve Kıbrıs’ta düşman tahkimatının arasından geçmeden…”
1922’den sonra Saltanat ve Hilafet’in kaldırılması ile şanlı tarihimiz unutturulmaya başlanmıştı. Osmanlı sülalesinden hayatta olanları yurt dışına sürgüne gönderilmiş, ölülerinin ise mezarları açılarak kemiklerinin dışarı atılması teklifleri yapılacak kadar, tarih düşmanlığında gemi azıya alınmıştı.
Yeni nesil, “toplum mühendisleri” tarafından kendi tarihinden habersiz yetiştiriliyordu. Ta ki, Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın sesi yükselinceye kadar.
Millet bu coşkulu sese kulak kabartıyordu. Erbakan Hoca ne demek istiyordu? Malazgirt’te ne olmuştu, Çanakkale’de ne olmuştu?
Şimdi kısa başlıklarla onun gündeme getirdiği ve şanlı tarihimizin özeti olan bu olayları hatırlayalım:
MALAZGİRT’TE İNANÇ ŞAHLANMASI
1071 yılında büyük bir ordu ile doğuya sefer açan Bizans İmparatoru Romen Diyojen, Müslüman Türkleri Ortadoğu’dan tamamen atmak ve şehit kanlarıyla fethedilen bu toprakları geri almak amacındaydı.
Halife-i Müslimin’in ve bütün Müslümanların duasını almış olan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan ve bir avuç arkadaşı, Romen Diyojen’in 200 bin kişilik muazzam ordusunu Malazgirt’te karşıladılar. Bizans İmparatoru yapılan sulh tekliflerini alaycı bir dille reddetti.
26 Ağustos Cuma günüdür. Askerlerine Cuma namazını kıldırdıktan sonra Alparslan’ın sesi Malazgirt ovasında yankılanıyordu:
“Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, bütün Müslümanların minberde bizim için dua ettikleri şu saatte kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya şehit olarak Cennet’e giderim. Ya Rabbi! Sen’i kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve Senin uğrunda cihad ediyorum. Ey Allah’ım! Niyetim halistir, bana yardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret!”
İnanç şahlanmıştı, cihad ruhu şahlanmıştı. Az sayıdaki mücahit, 200 bin kişilik Bizans ordusunu darmadağın etmişti. Anadolu’nun kapısı böylece Müslüman Türklere açılmıştı. Esir alınan Romen Diyojen’in hayatı bağışlanmış, kendisiyle bir anlaşma yapılarak ülkesine geri gönderilmişti. Daha sonra Haçlı ruhlu Bizans’ın bu anlaşmayı tanımaması, klasik “Haçlı Dönekliği”nin bir vesikası olmuştur.
İSTANBUL’UN FETHİ VE ULUBATLI HASAN
29 Mayıs 1453 sabahında İstanbul surlarına atılarak, burçlara kadar çıkmayı, kalbine ve sırtına saplanan oklara rağmen burca bayrağı dikmeyi başaran Ulubatlı Hasan; cihadın, cesaretin, kahramanlığın ve fethin sembolü olarak tarihlere geçmiştir.
Ulubatlı Hasan bu şehitliğinden dolayı, Erbakan Hocamızın anlatımıyla Milli Görüş ruhunu temsil eden bir kahraman olarak takdim ediliyordu. Erbakan Hoca’nın emriyle her sene yapılan “İstanbul’un Fethi Kutlamaları”nda, Ulubatlı Hasan hayırlarla yad edilerek ve gençliğe örnek gösterilerek anılmaktadır.
SULTAN FATİH VE KARARLILIĞI
İstanbul’un Fethi’ni gerçekleştiren ve “İstanbul elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun bu fetihteki askerleri de ne güzel askerdir.” Hadisi Şerifi’ndeki Efendimizin müjdesine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed Han, maddi ve manevi hazırlıklardan sonra büyük bir kararlılıkla hedefe yürümüştür.
Yedikule surlarının dışında bir mevkide, kararlılığının ve imanının gereği, atını Marmara Denizi’ne sürdüğü tarihi bir gerçektir.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın bu kararlılığı ve cesareti her sene kutlanmakta olan İstanbul’un fethi programlarında Milli Görüşçülere örnek olarak takdim edilmektedir.
Elbette Erbakan Hocamızın konuyu en başında gündeme taşımış olmasından dolayı…
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN VE AVRUPA
Osmanlı’nın onuncu padişahı, ikinci halifesi Muhteşem Süleyman!
46 yıllık saltanatı adeta at sırtında geçmiş. Bağdattan Viyana’ya, Tebriz’den Rodos’a 13 büyük sefer gerçekleştirmiş, cihad ve kahramanlıkları ile bütün dünyanın hayranlığını kazanmış büyük insan. Kendisi ve ordusu ömür boyunca ve bütün gücüyle cihad üzere bulunmuş örnek şahsiyet.
Erbakan Hocamız işte bu şahsiyete ve cihadlarına hep vurgu yaparak onu bizlere örnek göstermiştir.
Ama üzülerek söylemek gerekir k; Kanuni Sultan Süleyman Han, hala hak ettiği ilgiyi bizlerden görememektedir. Onu ancak, art niyetli olarak çevrilmiş dizi filmlerden, o da gerçek değerinin tam tersi olarak tanımaya çalışıyoruz.
Bu konu tarihçilerimizi bekleyen bakir bir konu olarak karşımızda durmaktadır.
ÇANAKKALE ZAFERİ VE SEYİT ONBAŞI
Osmanlı’nın yıkılışından önceki muhteşem zafer; Çanakkale!
İslam’ı müdafaa noktasındaki üslendikleri kilit görevle “Bedr’in aslanları”na benzetilen mücahitlerin çok zor şartlar altında yazdıkları muhteşem destan!
Erbakan Hocamızın Seyit Onbaşı’yı gündeme getirmesiyle tüm dikkatler Çanakkale Zaferimize çevrildi. Onun sözleri ile zaferin sembol ismi Seyit Onbaşı, bir insan takatinin yetmesi mümkün olmayan ağırlıktaki mermiyi “Ya Allah!” diyerek kaldırması ve düşmanın son zırhlısını batırması ile mücahitlere örnek olarak gösterilmiştir. Cihad yolunda, sebeplere tevessül ederek besmele ile girişilecek zor çalışmalarda Allah’ın yardımının sağlanacağı gerçeğini ifade eden müthiş bir olaydır bu.
Erbakan Hocamızın gündeme getirdiği yıllarda Çanakkale Zaferimiz unutulmuşluğa terk edilmişti. Kimsenin bilgisi ve ilgisi bulunmuyordu. Ama onun gündeme taşımasıyla, milletin ilgisi arta arta, bu gün zaferin geçtiği mekanları her yıl milyonlarca kişi ziyaret eder hale gelmiştir. Tüm Türkiye’de, hatta tüm dünyada Çanakkale ilgisinin çok yükseklere çıktığını iftiharla görüyoruz.
Diyebiliriz ki, Erbakan Hocamızın yönlendirme ve özendirmesiyle biz de Çanakkale konusunda araştırmalar yapmaktayız. 3 kitabımız, yüzlerce tv programımız ve bine yakın konferansımızla milletimizin Çanakkale’ye ilgisinde az da olsa bir katkı sayılabilir.
SAKARYA SİPERLERİ
İstiklal savaşımız içinde zorlu bir savaş ve parlak bir zaferdir, Sakarya zaferi.
22 günlük büyük ve kanlı bir muharebe. Mustafa Kemal Paşa’nın bile ümidi azalmışken, Fevzi (Çakmak) Paşa’nın inatlı, ısrarlı ve planlı taktikleri ile kazanılan büyük zafer. Milletimizin cihad denildiği zaman, imkansız gibi görünen başarılara; üstün gayret, sabır ve dayanma gücü ile ulaşabileceğinin en güzel örneklerinden biri. Siperlerdeki zorlu mücadele her türlü takdirin üzerindedir.
İşte bu yönü ile Erbakan Hocamız tarafından gündeme taşınmış, ancak konu hakkında hala yeterli araştırmalar yapılamamıştır.
GÜNDEME TAŞINAN TARİHİ OLAYLAR
Erbakan Hocamızın tarih bilgisinin derinliği gerçekten şaşırtıcıdır.
Peygamberler tarihi, Efendimizin hayatı ve mücadeleleri hakkındaki bilgileri, İslam tarihi, Osmanlı tarihi, Cumhuriyet tarihi, Avrupa tarihi, bilim ve icatlar tarihi, siyonizmin ve masonluğun tarihi, biyografiler…
Velhasıl hemen her konuda engin tarih bilgisi olduğunu hepimiz görür ve gıpta ederdik.
Anlatımlarında ilgili konunun mutlaka tarihi boyutunu da gündeme getirmesi, tarihe verdiği kıymetin bir göstergesi idi.
Rahatlıkla diyebiliriz ki; O, unutturulmaya çalışılan gerçek tarihimizi gündeme getirerek dirilten adamdır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.