Ana Sayfa Milli Şuur 45. Sayı TEKNOLOJİDEN MANEVİ ÇÖKÜŞE

TEKNOLOJİDEN MANEVİ ÇÖKÜŞE

Biz hiçbir zaman bilgi teknolojilerini üreten bir toplum olmadık. Bilgi teknolojilerini tüketen bir neslin ebeveynleri olduk. Hazırlıksız yakalandık.

94
0

Makam odasında öğrencisi tarafından öldürülen okul müdürleri, not vermediği için öğrencisi tarafından dövülen bayan-erkek öğretmenler, babasına el kaldıran hain evlatlar, analarını yok sayan bir gençlik. Nasıl oldu da egosu bu kadar kışkırtılmış bir gençliğin mantar gibi çoğalmasına vesile olduk? Burada iktidarı sebep olarak göstermekten, alo 147 ler ile sindirilmiş öğretmen davranışlarından, velinin öğretmene istediği hakaretleri sıralayıp gitmesinden çok daha fazla, çok daha teknik, çok daha insani bilgilerle inceleme yapmalıyız.

Öğretmenlerimiz ile ilgili bir durum tespiti yapmalıyız. Öğretmenlerimiz şu an mesleğine, öğrencisine ve kurumuna karşı duygusal yoksunluk yaşıyor. Yani meslek etkisi ile riske girmektense velinin, öğrencinin beklediği etkiyi gösterip; yapılması gerekenleri yazı ile rapor edip yöneticilerine göstererek eğitimin teknik boyutunu fiiliyata geçirmekten korkuyor.

Sorumlu hizmetçiler
Her şeyden önce bilinmelidir ki artık özel ve devlet okulları ile ailedeki eğitim, tamamen çocuğun mutluluğu üzerine kurulu bir hayal dünyasından ibarettir. Korunan, yetkilendirilen, etki alanı genişleyen çocuğun dünyasında ebeveyn ve öğretmen olarak bizler, onların mutluluğundan sorumlu hizmetçilerden başka bir şey değiliz. Hiçbir efendi, hizmetçisinin kendisini sevmesine ve hele kızmasına olumlu gözle bakmadığı için, kendisini Mutluluğun Sahibi olarak gören çocuk, sadece sevilmenin dışında kızılmaya layık göremiyor. Kusursuz ve noksansız bir yaşamın içinde bilinçaltında kabul etmek zorunda kaldığı kusur dünyasının bir gün ortaya çıkmasından korktuğu için mükemmeli oynayıp, kibri ile açığını kapatmaya çalışıyor. Son derece acınacak yapayalnız bir dünyanın içine sıkıştırıyoruz onları. Yaşamı tanımalarını sağlayacak deneyimlerden koruyarak, kendi kurguladığımız bir dünyanın sanal kapılarını açıyoruz önlerine.

İlk gerçek ile karşılaşıp kendileri ile yüzleşince bir nesne gibi ya kendilerini öldürüyorlar, ya da kızgınlıklarını boşaltabilecekleri en savunmasız kişilere yönlendiriyorlar; öğretmen, doktor vs. gibi. Yaptıklarının hepsinde kendilerini haklı görmeleri, çocukluklarından itibaren verilen emeksiz hakların bir karşılığı olarak karşımıza çıkıyor. Ne yaparsa takdir edilip, çocukluk döneminde sınır konmamış çocukların şemasıdır kendini haksızken bile haklı görmek.
Chucky adlı korku sineması oyuncak bebeğinin gece canlanarak insanlara korkulu anlar yaşatan zamanın tam ortasındayız, dersem abartmış olmam. Misafir gruplarına gelip kendi kuralını koyan okul öncesi çocuklara sabreden ev sahipleri ile o çocuğun şımarıklığını, kuralsızlığını, sınırsızlığını zekâ zanneden annenin bu durum ile övünmesini izlediğimiz bir zamandayız. Özellikle beş – dokuz yaş arası çocuklara konulmayan sınırlar, tanımlanmayan kurallar yetişkinlik hayatlarında kendilerini her konuda haklı görmelerine sebep olur.

“Misafir gruplarına gelip kendi kuralını koyan okul öncesi çocuklara sabreden ev sahipleri ile o çocuğun şımarıklığını, kuralsızlığını, sınırsızlığını zekâ zanneden annenin bu durum ile övünmesini izlediğimiz bir zamandayız.”

Kışkırtılmış egoların, yetişkinlik halinde isyana bürünmüş hayatların, anlık bir kararla intihar ediverdiklerini okuyoruz veya dinliyoruz. Kişisel varlığımız “önce sen” diğer gamlığından”, “önce ben” egosantrik koşullu eylemine bağlı hale geldi. Bu öyle bir hal ki okullarımızın nerdeyse tamamında ve hatta özel okul reklamlarına giren değerler eğitimi, sadece vitrin süsü olarak uygulanmakla kalmayıp, muhafazakâr otoritelere karşı yanaşma amacı ile de fiiliyata geçirilmektedir.
İlkokul okuma yazma eğitimi ile başlayıp daha bilgiyi içselleştirmeden bilgi seçen sınavlarla devam ederken, ahlaki gelişim süslü konuşmalara teslim edildi. Manevi gelişim kaygısı zaten yok. Çocuğa davranış kazandırma kaygısının yerini ders kazanımları aldı. Dördüncü sınıfta başlayan din eğitimi dinin kültürü mantığı ile verilince içinde kalpleri sarsınca aklın çalışmaya başlayacağı anlaşılabilir ayetlere yer kalmadı.

Öyle bir hale geldik ki her yer bilgi sarmalı haline geldi. Bu sarmaldan Kur’an-ı Kerim’e bakışımızda nasibini aldı. Din sadece bilgiler yumağı halinde insan edebiyatı, sünnet kibir halini alırken, yaşamın içindeki haram ise sahnede perde görevi görmeye başladı. Biliyorsunuz perde açılmadan oyun sahnelenemez. Tamda yeri gelmişken İsmet Özel’e ait olduğunu bildiğim şu sözü de zikredelim burada: “Hak yemek, sol elle yemek yemek kadar dikkat çekmedi bu ülkede” Akıl erdirmek yerine, tefekkürsüz itaat etmenin tehlikelerine dikkat etmek gerekir. Mânâ ile şekil arasındaki ahenk bozulmaya başladığında yozlaşma başlar.
“Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.“(ENFAL SURESİ / 22)

Oysa çocuklarımıza, gençlerimize bakacak olsak mânâ da, şekilde yok. Tanımsız bir yaşamın merkezinde kendilerinin eksiklerini kapatacak kişiler arıyorlar. Bağımlılık duyguları kendilerinin yerine düşünecek yapacak birilerinin ihtiyacını doğuruyor.
Biz çocuklarımızın merak ve öğrenme arasında gerçekleşen düşünme, araştırma, sorumluluk alma, karar alma, aldığı kararın arkasında durma gibi inceliklere sahip birçok özelliğin gelişimini özgüven masalı adı altında yok ettik. Kur’an-ı Kerim’de helak edilen insanların hepsinin ortak özelliği; kibir, cinsel sapkınlık ve yok edilene tapınmadır. Bütün bu özellikler günümüz neslinin dürtüsel içinden geldiği gibi koşulsuz ve nefsini kontrol etmeme özellikleri ile birebir örtüşüyor. Ama bir gerçek var ki onlar helak edildiler. Allah Azze ve Celle hazretleri bize Ad kavminden Semud kavmine, Lut (as) Kavminden Firavun Kavmine birçok kavmin neden ve nasıl helak edildiğini mübarek kitabımızda anlatıyor. Peki neden böyle bir girdabın ortasına hızla ilerliyoruz. Üstelik kurtulma ümidi varken, tehlikenin tehdidini görmemizi engelleyen sebepler nelerdir?

“Biz çocuklarımızın merak ve öğrenme arasında gerçekleşen düşünme, araştırma, sorumluluk alma, karar alma, aldığı kararın arkasında durma gibi inceliklere sahip birçok özelliğin gelişimini özgüven masalı adı altında yok ettik.”

Bu hale nasıl geldik?
Biz hiçbir zaman bilgi teknolojilerini üreten bir toplum olmadık. Bilgi teknolojilerini tüketen bir neslin ebeveynleri olduk. Hazırlıksız yakalandık. Bu teknolojilerinin, insan beynini örümcek ağı gibi kuşatan bağımlılık sarmalını, gençlerimizin oynadığı oyunlardan sonra intihar ettiklerinde fark etmeye başladık.
Teknolojik gelişimin Kur’an-ı Kerim de kendisini bulacak bir yanını ortaya koyacak milli mücadele yapamadık.
İnsanın fıtratı gereği zevk ve eğlenceye daha kolay meyil ettiğini bilmemize rağmen İslami Eğlence tanımı ve bir Müslüman gencin eğlence zamanı üzerine çalışmalar yetersiz kaldı. Bu konuda ciddi bir çalışma ile “Ergen Gencin İlmihali” eseri ortaya konulmalıdır.
TV. dizileri ve medya yıllarca Siyonizm’in oyunu olarak toplumu ifsat etmesine engel olamadık.

İnternet gençlerimiz tarafından kontrolsüz olarak kullanılıyor. Özellikle ergenliğe yeni adım atarken cinsel sorgulamalarını bilgisayar üzerinden yapıyor olmaları çıkmaza sürüklüyor. Hem haram, hem “tatminsel depresyona” iten bu görüntüler çocuklarımızın bilgi işleme merkezini cinsel tatmine dayalı haz merkezine dönüştürüyor.
Sonuç olarak öyle bir zamandayız ki; gelecekte bir gün insanın değerinin, insani boyuttan çıkıp, nesnel boyuta geçeceğini öngörebiliriz. İşte o gün, özlenen ahlakın insansı robotlara yüklenerek, soğuk demirlerden, özlenen insan sıcaklığının çıkması umutla beklenecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz