Bir antibiyotik misali uygun kullanılmadığı zaman yararından çok zararını gördüğümüz teknolojik ürünler bilhassa genç neslimizi günbegün bağımlı hale getirmektedir.
Bilişlim çağında kontrol edilemeyen internet, sosyal paylaşım siteleri farklı isimlerle çocuklardan yetişkinlere kadar birçoğumuzu etkisi altına almış bulunmaktadır.
Evinde anne-babası veya kardeşleriyle konuşmak yerine belki de hiç tanımadığı sanal âlemin maskeli sahtekârlarıyla irtibatta olup çevresinden bîhaber çocuklarımızın gidişatı hayra alamet değildir.
Millî Eğitim’in “Fatih Projesi” ve onunla ilgili tablet dağıtımı amacına hizmet etmedi. Bu konuda özellikle öğretmenlere, “eba” üzerinden bazı anketler uygulandı ancak bir netice alınacağı da beklenmiyor.
Teknolojik ürün, icat ve araçların, yaşamımızı hızlandırıp kolaylıklar sağladığı gerçek iken insanı bağımlı hale getirdiği de aşikârdır.
İster istemez insan düşünüyor; “Daha önceleri cep telefonu, internet ve sosyal paylaşım ağları yokken sahi bizler nasıl yaşıyorduk?” diye.
Bir gün evden çıkarken telefonunuzu yanınıza almayı unuttuğunuzda adeta gününüzün zehir olacağını düşünerek birçok şeyinizi kaybetmişçesine mahzun, meyus ve mahcup tavırlar sergileyip, neredeyse kendinizi çıplakmışsınız gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Hele bir de internetiniz kesildiğinde bazen apışıp kalırken, bazen de hayat damarlarınız kesilmişçesine agresif tavırlar sergileyebiliyorsunuz.
Genciyle birlikte yetişkin ve yaşlılara da bu teknoloji virüsünün sirayet edip bulaştığını görüyoruz.
Eskiden aile ve okul çocuklarımızın eğitim ve öğretimi üzerinde yarı yarıya etkiliyken şimdilerde bu oran yüzde onlara kadar düşmüş vaziyette. Yani evladımızı ne ebeveyn olarak kendi evimizde, ne de öğretmenler olarak okullarda eğitebiliyoruz. Ne yazık ki onları, sosyal paylaşım ağlarındaki akranları ya da internette pusuya yatmış sanal şerbet sunan ikiyüzlü aktörler eğitir hale geldi. Öyle ki, çocuğunuza bir ödül vermek, hediye almak icap ettiğinde, “Ne istiyorsan alayım?” diye sorduğunuzda, bunun cevabı; ya bilgisayardır, ya tablettir, ya da özellikle akıllı telefondur. Meseleye tersinden baktığınızda ise yani cezalandırmak istediğinizde de, bu teknolojik ürünleri elinden almanız veya yasaklamanız ona verilebilecek en büyük ceza gibi gelir. Çünkü aç susuz kalsın velâkin onlarsız kalmasın düşüncesi, çocuklarda egemendir genellikle.
Sanal âlemle önceleri oyunlarla başlayan irtibat, daha sonra kendini ispatlama; işin içine görsellik katma ve beğenilme içgüdüleriyle hareket etme de girince, iş, kölelik derecesinde bağımlılığa kadar gitmektedir.


Bu anlamdaki teknolojik ürünlerin elbette ki getirileri vardır, ancak her şeyi hazır bulma noktasından soruna bakarsak; bireyde ciddi bir zihni körelme de yaşatmaktadır. Sanal âlemde herkes farklı görünmek istediğinden dolayı neredeyse hiç kimse kendisi değil. Bu durum da, içinden çıkılamaz bir bataklık görüntüsü vermektedir. Kime nasıl inanacağını bilmeyen bağımlı kişi, çok rahat bir şekilde bir nevi sanal dünya ile hipnoz edilerek kanatsız bir şekilde meçhullere doğru uçar gider de dönüşü olmaz maazallah.
Körpe dimağlar üzerinde korkunç bir kültür emperyalizmine yol açan bilinçsizce kullanımdan kaynaklı bağımlılık, acilen tedaviye muhtaç kronik bir hastalık olması hasebiyle düşündüren önemli bir husustur. Birey üzerinde oluşturduğu fiziksel rahatsızlıkların ötesinde gönül ve ruh dünyasını acımasızca tahrip ve tahrif edebilecek yaygın ve salgın bir mikroptur. Şayet kontrol altına alınmaz ise yaşayan ölülerin sayısı artabilir.
Yaptığı işi gereği sürekli internet kullananlar, kontrol dışına çıktıkları an, farkına varmadan kayabilirler. Güçlü bir iradeyle hareket edip, sanal âlem kendilerini kullanmadan veya tamamen etkisi altına almadan; iyi, güzel, faydalı ve lüzumlu yönlerini bilinçli biçimde, kontrollü bir kullanımla durumu müspete çevirmek mümkündür.
Öyle anlaşılıyor ki, bunlarsız olmayacak… O halde tıpkı bıçak, silah ve ateş gibi hayrî işlerde kullanmak üzere yan etkilerini azaltmak mümkündür. Biraz daha açmak gerekirse; nasıl ki bıçak eğer mutfakta ekmek kesmede, sebze ve meyve soyup doğramada, silah nefs-i müdafaada, ateş de yemek pişirmede kullanılırsa hem hayırlı işlerde kullanılmış olur hem de ihtiyacı karşılamış olur. Bu anlamda da iyi, güzel, faydalı ve olumlu bir işe yaradıkları için olmazsa olmazlarımız arasına giriyorsa, teknolojiyi de aynı mantıkla kullanmamız halinde, sonuçlar aynı şekilde müspet olacaktır. Fakat tutar da bıçağı ve silahı insan öldürmek için, ateşi bağ-bahçeyi, ekinleri ve evleri yakmak için kullanırsanız sonucun ne olacağı bellidir. İnternet üzerinden nice insanların hesaplarının boşaltıldığı, provokasyonların yapıldığı, sahte yüzlerin birçok insanı nasıl aldattıklarını, teröre ve teröristlere nasıl desteklerin verildiğini ve sınırsız gayri ahlakî yayınların yapıldığını bilmeyen ve duymayan yoktur.
Çocuklarımız kontrolsüzce yayın, oyun ve nefsi okşayan cazip vaziyetiyle sanal hayatın içerisinde çırpınırken, anne-babasından kardeşlerinden, yanında oturan sıra arkadaşından, millî ve manevi değerlerden savrulurcasına kopabilmektedir.
Nasıl ki, siz zamanı ve parayı kontrol edemezseniz, onlar sizi kontrolü altına alıyorlarsa, kontrolsüz bir internet kullanımı da müdavimlerini kontrolü altına alıp belki tedavisi olmayan veya çok zor ve karmaşık olan bir psikolojiye büründürebilmektedir ki, günümüzde uzmanların tedavisi üzerinde kafa yordukları çağın çok önemli hastalıklarından biri halini almıştır maalesef.
Çözüm olarak çocuklarımıza inanç, tarih, kültür ve medeniyetimize uygun birtakım hobiler kazandırarak, onları teknoloji bağımlısı olmaktan kurtarabilir; kullanma ihtiyacı halinde de uygun dozajda, kararınca ve yeterince muhatap olmalarını salık vermek suretiyle yan etkilerini aza indirgeyebiliriz diye düşünüyoruz.