© Milli Şuur

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi olan Allah Azze ve Celle Hazretlerine hamd, salat ve selam Peygamberimiz, Efendimiz Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun. Yazarken inkişafa, okurken gönüllere nur, zihinlere tefekkür, bedene huşu içinde ibadete vesile olsun inşaallah.

Okullarımız… Öğrencilerimiz… Öğretmenlerimiz… Ebeveynlerimiz… Edep dediğimiz hâl üzerinde hepsinin olumlu ya da olumsuz bir katkısı vardır. Hepsinin kaynağı belli: Sosyologlar, psikologlar ve vardıkları sonuç: “En” ile başlayan tanımlara uygun çocuk… Okullar marka olmak için öğrenciye yükleme yapar, öğrenciler en tanımına uygun bir okul kazanmak için kendine yükleme yapar, öğretmenler en başarılı olmak için öğrenciye yükleme yapar, ebeveynler en başarılı olmalarını istedikleri için çocuklarına yükleme yaptırırlar. Hepsinin de yükü bilgidir, başarılı olsun diye ve başarı zaafa uğramış karakterin maskesidir; güçlü görünsün diye. Sohbetlerimizin en süslü ve riyakâr kelimesidir artık. Adı: “Terbiye” . Bilginin erdemi olmayınca öğrendiği erdemli bilgiyi yaşamadan taşıyan kişi ise…

Terbiyeciler değil ama terapistler, psikologlar, koçlar arttı toplumda. Ne birinin dilinde Allah Teala ve Tekaddes Hazretlerinin lafzı var ne diğerinin dilinde Peygamberimiz Efendimiz Aleyhissalatuvessalamın nebevi ahlakı var. Toplumda sonu gelmeyen beklenti türbülansı ve sarsıntıdan kurtulmak için aranıyor psikologlar, terapistler, psikiyatrlar. Tepinen gençler, avaz avaz bağıran çocuklar, dengesini kaybetmiş ebeveynler ve hepsinin ortak noktası beklentilerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadele.

Beden dillerinde kibir, sözlerinde küfür saklı… Haykırınca adına “özgüven” diyen cahiller çoğaldı. Okula hükmeder oldular. Öğretmenler onların sadece bilgilerinden değil, duygu tatminlerinden de sorumlu tutuldular. Ahlâksız şehvetin adına “sevgi” dendi, sevginin kaynağı nedir ki tanımsız kaldı.

Şimdi çocuklar daha özgür… Ebeveynler her gün çocuklarıyla birlikte “Özgüven Bayramı”(!) yapıyorlar. Çocuklar denetimsizliğin verdiği boşlukla sürekli kendini kontrol etme baskısı altına alıyor. Gücü yetenler kontrolcü, güvensiz ve iletişimde sürekli yön veren baskın ama tahrik edici bir kişilikle ebeveyn rolüne giriyorlar. Zayıf düşenler cinsel takıntıların, uyuşturucuların pençesinde kıvranıyorlar. Aralarında hedefe odaklanmış sadece yaşamı sınav bilgisinden görenler var. Tek umudumuz imam hatipler, sadece adı var.

Hayat kalbin merkezinden idrak edilince anlam taşır. “İdrakın merkezi ise kalptir.” der İmam Gazali… İdrakın merkezi beyin olarak kullanılmaya başlayalı edebin tanımı nefse göre yeniden yazıldı.

Hayat kalbin merkezinden idrak edilince anlam taşır. “İdrakın merkezi ise kalptir.” der İmam Gazali… İdrakın merkezi beyin olarak kullanılmaya başlayalı edebin tanımı nefse göre yeniden yazıldı. Okullarda çalışkan öğrencilerin her davranışlarına bir sempati gösterme durumu var. Bu öğrenciler edebi, “çalışkan” olunca kendiliğinden olacak sanıyorlar. Çünkü o mesajı veriyor okul, duygu ve iletişim davranışlarını disiplin etmeye ise gücü yetmiyor. Disiplin, içinde rahatsızlık ve sabır barındırır. Rahatsızlığa karşı gösterilen güce sabır denir ama bu durum kalbinde manevi idrak pencereleri açılmamış olanlar için zor gelir.

Beden dilini, zihin dilini, niyetin edebini güzelleştiren merkez kalptir. En güzel güzel örnek ise “Beni Rabbim terbiye etti, edebimi ne güzel yaptı (ne de güzel terbiye etti)” diyen Kâinatın efendisi; Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhissalatu vessellem dir. (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sagir, nr. 310. Hadisi)

Rabbi tarafından terbiye edilmiş Efendimiz Sallallahualeyhivesellem in ümmeti olarak onda terbiye adına alacağımız çok güzel rol ve model olmasına rağmen bu durumdan istifade edip hem kendini hem öğrencisini geliştirmeye niyet eden kaç öğretmen kişiyiz, diye sormadan edemiyorum.

Konuşmasından gülmesine, yemek adabından, giyinme titizliğine kadar yaşam kalitemizi artıracak en güzel edep ölçüsü Efendimizdir.

Okullarımız bu ölçülere göre tam bir terbiye katliamının yapıldığı mezbahanelere dönmüş durumda. Kadın figürleri ile donatılmış gencecik delikanlılar… Kulaklar küpeli… Siyonist modanın, kadın üzerine yakıştırdığı pantolon modelini, delikanlıların üzerine de giydirmeyi başarmış olması, gençliğimizi dinimübinden uzaklaştırmayı da başardığının maalesef bir göstergesi olmuştur.

Kılığın iç dünyaya sirayeti, kalp ve zihinlerdeki son nur damlacıklarını da kurutmaya yetmiş, gençlerimiz kişisel yaşam tercihlerini üniversiteye başladıklarında özgür cinsellik anlayışı ile evlilik dışı birlikte yaşama kadar götürmüşlerdir. Bunun adı “zina” olmasına rağmen nüfusu Müslüman olan bir toplumda zinanın suç sayılmaması ise terbiye kavramının Ömer Arif Hoca’nın deyimiyle “meşrep nostaljisi” hâline gelmesine sebep olmuştur. En acısı ise çöp konteynırlarına atılan zina meyvesi ceninler ile cami, park köşelerine bırakılan bebeklerdir. Bu nasıl bir vahşettir böyle! Böyle bir vahşetin derdi ile dertlenmek yerine dünyalık menfaatlerle dertlenmek gençliğimizin ve toplumumuzun en ibretlik hâlidir sanıyorum.

Okullarımızda öğrenciler öğretmenlerine not için yalvardığı kadar yalvarmıyor Rabbi Zül Celale… Ebeveynler çocuklarını çok sevdiklerini ve okul başarıları için her türlü fedakarlığı yaptıklarını söylemesine rağmen “Allah’ım beni çocuklarımla birlikte cennetine al, bizi affet.” tazarru ve niyazında bulunan kaç kişi çıkar? Edep derdi olmayanın cennete ulaşma derdi nasıl olur? Bunlar cevabı olan sükutuhayal sorulardır.

Edep Allah Teala ve Tekaddes Hazretlerine kulluk şuurunda ibadetle dolu bir hayat ile başlar. Ve bu hayatın ölçüsü Nebi î Zîşan Efendimiz dir.

Ki her fırsatta “Ey Allah’ım! Benim yaradılışımı ve ahlakımı güzelleştir.” (Ahmed) ve “Ey Allah’ım! Beni ahlakların çirkinlerinden uzaklaştır ve koru.” (Tirmizi) diye tazarru ve niyazda bulunurken biz ve gençliğimiz en kaba, en cahil, en kibir kirliliği içindeki hâlimizle kendimizi hep kusursuz ve güzel derdinde göstermeye gayret ettik. Oysa Allah Azze ve Celle “Beni çağırınız ki size cevap vereyim.” (Mü min 60) ayeti ile kendisinden edep istediğimizde de bize cevap vereceğini müjdelerken, bu mübarek müjdeyi görmeyecek kadar kusursuzluk kibrine bulaştık. Bu öyle yıkıcı bir cahil kibri ki kazanılan iyi bir okul puanı, kazanılan çok para, kazanılan kariyer, kazanılan dünyalık her türlü menfaat terbiyenin üzerine karanlık gibi çöktü ve onu görünmez yaptı. Oysa insanı insan yapan zarafettir ve zarafet ancak emanet verilen bedenin hayırlı işler için kullanılması ile başlar.

Peygamber Efendimiz Hz Muaz (ra) a şöyle seslendi: “Ey Muaz! Sana Allah’dan sakınmayı, doğru söylemeyi, sözüne sahip olmayı, emaneti yerine getirmeyi, hıyaneti terk etmeyi, komşuluk hakkını korumayı, yetime merhamet etmeyi, yumuşak konuşmayı, selâm vermeyi, güzel amel yapmayı, dünyada emeli kısaltmayı, imanın eteğine yapışmayı, Kur an da anlayışlı olmayı, ahireti sevmeyi, hesaptan kaçınmayı, kanatları germeyi tavsiye ediyorum. Herhangi bir hâkime sövmekten veya herhangi bir araziyi ifsad etmekten seni sakındırıyorum. Sana her ağacın, her taşın, her toprağın yanında Allah (cc) dan sakınmanı tavsiye ediyorum. Her günah için bir tevbe etmeni tavsiye ediyorum. Gizli günahlara gizlice, açık günahlara da açıkça tevbe etmeni tavsiye ediyorum.” (Ebu Nuaym, Beyhaki… İhya-i Ulûm’id-Din cilt 2 sy: 923)

Efendimiz in Hz. Muaz’a yaptığı bu tavsiye bin dört yüz yıl öncesinden bu güne şimşek gibi gelmesine rağmen okullarımızda “yarının” tanımı içinde ahiret, “bugünün” tanımı içinde edep yok. Okullar günlük hayatta muhtaç olan bilgiyi ders müfredatına eklemek sureti ile gösterirler. Bu durumda eğitim müfredatımızın yeni dersi ise “TERBİYE DERSİ” olmalıdır. Çünkü terbiye ye ve terbiyeli gençliğe muhtacız. Sadece en son zikredilen hadis i şerifi analiz ettiğimizde bile;

  • Allah Azze ve Celle den sakınmanın yerini dünyalık makamdan sakınma (makama yaranma olarak da görülür),
  • Doğru söylemenin yerini, kudretli insanların söylediği her söze sorgusuz inanma,
  • Komşuluk hakkının yerini, çıkar ilişkileri,
  • Yetime merhamet etmenin yerini yetim ile reklam ilişkileri geliştirme,
  • Yumuşak konuşmanın yerini, kaba saba ölçüsüz konuşma,
  • Selamlaşmanın yerini, yüzeysel ilişkiler,
  • Dünya emelinin kısaltmanın yerini, ölüm yokmuş gibi dünyalık kazanımlara yönelme,
  • Ahirete hazırlığın yerini sadece dünya hazırlığı aldığını görürüz.

Hatta okullarda öğretmenin saygınlığının kalmamasını bir kenara bırakalım, veli veya öğrencisi tarafından saldırıya uğramayan öğretmen neredeyse kalmadığı gibi, saldırıya uğrayacağım korkusu ile eğitimden, terbiyeden vazgeçip işi sadece içinde erdemi olmayan bilgi veren öğretmen modeline geçiş yapmış durumdayız. Çünkü veli çok kolay bir şekilde öğretmeni gerek MEB’e, ve gerekse mahkemeye “Çocuğumun psikolojisini bozdu” gerekçesi ile şikayet ettiğinde soruşturma geçirmeyen ve ceza almayan öğretmen yok. Özel okullarımızda da benzer nedenlerle öğretmenin okuldan atılmasını isteyen haddini aşan veli modeli karşımıza çıkıyor.

Terbiyesiz başarı, radyoda okunan tilavetle namaz kılmaya benzer.

Çocuğun psikolojisinin bozulmasını düşündüren sebep ise eğitimin dolayısıyla terbiyenin merkezinde zorlandığı duruma karşı önce sabır göstermesi, sonra edep kurallarına uygun mücadele beklentisindendir. Evlerimizde çocuklarımızın hemen her istediği anında yerine getiriliyor. Çocuklar ana babanın efendisi makamına yükselince, o makamın şımarıklığını öğretmene karşı da kullanacağını zannediyor. Öğretmenin disiplin isteği yerine kendi nefsani isteklerinin gerçekleşmesini bekleyip karşılığını göremeyince “psikolojisi(!) bozuluyor”.

Terbiye vaziyetimiz eğitimin kapsam alanındaki her kurumda içler acısı bir hâl almaya devam etmektedir. Deneme sınavları ile öğrencinin bilgi ve zeka seviyesine gösterilen ihtimam maalesef terbiyesi için gösterilmemekte bu durum terbiyenin değil sadece başarının özenilecek bir durum olduğu bilincini vermektedir. Terbiyesiz başarı, radyoda okunan tilavetle namaz kılmaya benzer.

Öğretmenlik yetkiyi Kur an ı Kerimden, gücü Peygamber Efendimiz den, etki alanını kendisine güvenen kurumdan alır. Bunlardan biri eksik kalınca öğretmen terbiye verme sorumluluğu taşıyan terbiyeli öğretmen olma derdinden, bilgiye yüklediği makyaj ile başarı veren öğretmen modeline geçer ki nitekim durumda budur. Terbiyeli hayatlar nebevi ahlakla başlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz