Ana Sayfa Milli Şuur 39. Sayı TESETTÜRÜN YOZLAŞTIRILMASI

TESETTÜRÜN YOZLAŞTIRILMASI

Günümüzde başörtü takan hanımların sayılarında ciddi anlamda artış var. Fakat tesettürün mahiyetini kavramış, örtüyü edep ve haya ile bütünleştirmiş kadınların sayıları gittikçe azalıyor.

16
0

Fatma Tuncer / Yazar – Eğitimci

Tesettür kişinin karşısındaki ile kendisi arasına koyduğu perde mahiyetindedir. Tesettür kelimesi ile eş anlamlı olan “sitrin” mecazi anlamı ise haya manasına gelir. İslam, insanın belirli uzuvlarını örtmesini ve davranışlarını haya ile bütünleştirmesini tavsiye eder. Müslüman kadının tesettürü edep ve haya ile bütünleşmediği sürece mahiyetiyle uygunluk arz etmez. Yani tesettür Müslüman kadının hal ve hareketlerini de düzenlemeli ve ona özel bir değer katmalıdır. Nitekim örtünün kadının kimliği ile bütünleştiği dönemlerde tesettürlü bir hanımın sigara içmesi, karşı cinsle el ele tutuşması, gayri ahlaki tutum ve davranışlar sergilemesi tepki ile karşılık bulurdu. Çünkü insanlar Müslüman kadının ahlaki değerler konusunda ne kadar hassas olduğunu bilirlerdi. Kadın tesettürü sadece bedenini değil; benliğini de muhafaza edecek bir kalkan olarak görürdü. Fakat ne yazık ki günümüzde başörtüsü ihtiva ettiği anlamdan uzaklaşmakta ve modaya alet edilmektedir.
Muhafazakar kesimin ekonomik ve sosyal anlamda güçlenmesi, belli kesimlerin dindar görünme bu kimselere yaklaşma hevesini artırmaktadır. Başına bir eşarp takıp, medya ya da sosyal ortamlarda boy gösteren hanımlar “biz de sizdeniz” mesajı vererek kendilerine yer edinmek istiyorlar. Nitekim son zamanlarda medya ya da sanat camiasında bu tür görüntülere sık sık rastlıyoruz. Dindar kesimin rol model olmaları takdir edilecek bir durumdur; fakat bu durumun bazı kesimleri riyakarlığa sürükleme riski de göz ardı edilmemelidir.

Orta yaşın üstündeki hanımların büyük bir kısmı başörtü mücadelesi vererek bugünlere geldiler. Peki şimdi bu sorun aşılmışken ne oluyor da inandığımız değerlerle yaşantılarımız arasında uçurumlar ortaya çıkabiliyor? Bu soruya cevap bulabilmek için sekülerizmin hayatımıza hangi noktalardan girdiğini ve bizi hangi yöntemleri ile istila ettiğini anlamamız gerekir. Son yıllarda teknolojinin gelişmesi, Batı ile makro ve mikro düzeyde devam eden ilişkiler, AB uyum süreci, yazılı ve görsel haberleşme araçları seküler kültürün yayılmasında etkin rol oynamıştır. Oysa bizi dışarıdan zorlayan etkenler ne olursa olsun direnmeye ve kendimiz olarak kalmaya devam edebilirdik, bu elbette mümkündü. Yani ürettiğimiz mazeretlerin arkasına sığınıp kendimizi masum gösteremeyiz. En azından kendimizle yüzleşebilir ve yaşadığımız kimlik karmaşasından kurtulmak için çareler arayabiliriz. Özellikle bir anne ya da eş olarak Müslüman kadının bu konuda direnç göstermesi ve topluma öncülük etmesi gerekir.

Bugün muhafazakar dindar hanımlar, başörtüsü sorununu aştık, artık hayatın tüm safhalarında biz de varız diyebiliyorlar. Bu güzel bir şey… Fakat geçmiş dönemlerde başörtüsü mücadelesi veren hanımların beklentileri sadece bu değildi. Onlar örtüyü modanın bir versiyonu, bir kamufle aracı olarak görmediler. Onlar tesettürü kimliklerinin bir parçası olarak gördüler ve başlarındaki örtüyü yaşamları ile bütünleştirdiler. Tesettürü sadece bedenlerini örten bir araç olarak algılamadılar, kem bakışlara ve kötülüklere karşı bir kalkan olarak gördüler ve bu hal üzere yaşadılar.

Günümüzde başörtü takan hanımların sayılarında ciddi anlamda artış var. Fakat tesettürün mahiyetini kavramış, örtüyü edep ve haya ile bütünleştirmiş kadınların sayıları gittikçe azalıyor. Hanımların büyük bir kısmının türban olarak tanımladıkları şey ise moda kulvarında değerlendiriliyor. Oysa Müslüman kadının örtüsü, inancı, ahlakı, tutum ve davranışları ile bir bütündür asla ayrıştırılamaz.

Müslüman Kadının Sekülerleşmesi

Sekülerleşme batı toplumlarına ait bir olgudur ve kişinin akıl ve iradesini vahyin ekseninden uzaklaştırıp, dünyevi unsurlara yönlendirmesidir. Ne yazık ki, günümüzde Müslüman kadın sekülerizmin rüzgarından fazlasıyla etkilenmiş ve dünyevileşmenin getirdiği israf, gösteriş ve kibir gibi olumsuz hasletleri benimser hale gelmiştir. Modayı takip eden kadın vaktini ve enerjisini özüne değil fiziki görüntüsüne adamış niteliği es geçip niceliği öncelemeye başlamıştır. Halbuki Müslüman kadının örtüsü ahlaki ile bir bütündür ve ona muhteremlik katmaktadır. Tesettürü mahiyetine uygun kullanan İslam kadını tutum ve davranışları ile de örnek olmak zorundadır. Fakat görmekteyiz ki, günümüz kadını inandığı ile eylemleri arasında tutarlı bir yol bulamıyor. Bir yandan İslam üzere olduğunu iddia ediyor; diğer yandan ahlaki sınırları aşacak davranışlar sergiliyor. İnandığını iddia ediyor; fakat davranışları ile aksi bir istikamette seyrediyor. Bu bir kimlik karmaşasıdır. Kişinin kendini net çizgilerle tanımlayamaması, eklettik bir yaklaşımla hareket etmesidir. Ruh hekimleri kişinin tutumu ile davranışlarının çeliştiği durumlarda gerginliğin ortaya çıkabileceğini söylüyor ve bu çelişkinin ortadan kalkması gerektiğini savunuyorlar. Bugün yaşadığımız sorun aslında bu…

Günümüzde Müslüman kadının öncelikle kendi kültürüyle barışması, referansını seküler odaklardan değil, Kuran ve sünnetten alması gerekir. Nitekim başörtülü kadınların büyük çoğunluğu, bizi özümüzle barıştıran hak, adalet, merhamet, fedakarlık gibi değerler yerine seküler bakış açısını yayan ithal kavramları benimsiyorlar. Oysa bu kavramlar bize sunulduğu gibi masum değil aksine bize karşı koşullanmış gizli kurşunlardır.
Tesettürün yozlaştırılması konusunda medyanın etkisini hafife alamayız. Medya üzerinden sergilenen görüntüler, sunulan modeller genç kızlarımızın ilgisini çekiyor. Kişiliğin yapı taşlarını oluşturmaya çalışan genç kızlarımız, ekranda gördükleri kadınları birebir modelliyorlar. Medya doğru olanı vermek yerine, tahrik edici, göz alıcı kıyafetleri hep öne çıkarıyor.

Günümüz insanının bilgiye ulaşma noktasında bir sorunu kalmamıştır. İnsanlarımız teknolojiyi kullanarak istedikleri bilgiye kısa yoldan ulaşabiliyorlar. Sorun olan ise bilginin bilince dönüşmemesidir. Tesettür konusunda da hanımlarımız örtünün mahiyeti hakkında yeterli bilgiye sahipler; fakat bunu bilince dönüştürme noktasında sorun yaşıyorlar. İnandıkları gibi yaşamak yerine sekülerizmin akıntısına kapılıyor ve kendi kültürlerinden uzaklaşıyorlar. Ama her şeye rağmen inandım deyip inandığı gibi yaşamaya gayret eden hanımlarımız da var. Bu da bize dış etkenler ne olursa olsun istediğimiz takdirde özümüzle barışık yaşayabileceğimizi gösteriyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz