Tarih boyunca toplumlar karşılıklı olarak birbirlerinin dilini öğrenmiş, bu sayede kültürde, sanatta, bilimde birbirlerini olumlu yönde etkilemişlerdir. Birbirlerinden öğrendikleri, yeni buluşlara ve teknolojik gelişmelere kapı aralamıştır. Bu tarih yolculuğunda ülkelerin bilimde, sanatta, edebiyatta, teknolojide sağladıkları üstünlüklere bağlı olarak farklı diller toplumda egemen olmuştur. Tarihin akışı içinde farklı dönemlerde Arapça, Farsça, Osmanlıca, İbranice, Fransızca, Rusça, Çince gibi diller çok konuşulan ve öğrenilen diller iken; günümüzde başta İngilizce olmak üzere başka diller ön plana çıkmış, toplumların aydınlanmasına, kaynaşmasına ve bilimin gelişmesine aracılık etmişlerdir. Yaşadığımız çağda gönül isterdi ki dünyaya yön veren dil Türkçe olsun ama kabul edelim ki; batı ve uzak doğu dilleri bütün dünyada yoğun ilgi görmektedirler. Bunun sebebi özellikle batılıların son birkaç yüzyılda bilimde, sanatta ve teknolojide elde ettikleri maddi üstünlüktür.
Yabancı dil öğrenmek nasıl ki bireyler ve toplumlar için ihtiyaç ise devlet için de zorunlu ihtiyaçtır. Devletlerarası ilişkilerde, yazışmalarda o çağın ihtiyaçlarına cevap verecek dilleri öğrenmek zorundayız. Zira Peygamber Efendimiz (SAV) Medine’ye teşrif buyurduktan sonra, başta civardaki Yahudilerden olmak üzere çeşitli milletlerden heyetler ve mektuplar geliyordu. Bu heyetlerin konuştuğunu anlamak, gelen mektuplara aynı dilden cevap vermek üzere vahiy kâtibi Zeyd bin Sâbit’e (r.a.) İbranice ve Süryaniceyi öğrenmesini tavsiye etmişti. Bu hususta Tlrmizî, Ebû Dâvud ve Müsned gibi hadis kitaplarında ve siyer kaynaklarında hadisler bulunmaktadır.
Meselâ Müsned’de geçtiği üzere Zeyd bin Sabit bu hususu şöyle anlatır:
“Resulullah Medine’ye teşrif ettiklerinde çocuktum. Beni alıp huzuruna götürdüler. Resulullah beni çok beğendi. Şöyle dediler: ‘Yâ Resulullah, bu çocuk Benî Neccar’dandır. 10’dan fazla sûre ezberlemiştir.’ Bu da Resulullah’ın hoşuna gitti. Bir seferinde bana şöyle buyurdu: ‘Ey Zeyd, Yahudilerin yazısını öğren. Çünkü, vallahi ben, Yahudilerin bana yazdıklarına güvenemiyorum.’
“Ben de on beş gece içinde İbraniceyi yazıp okumasını öğrendim. Artık bundan sonra Yahudilerin Resulullah’a gönderdikleri mektupları okuyor, cevapları İbranice yazıyordum.”
İhtiyaç olduğu için Zeyd bin Sabit Süryanice de öğrenmişti. Bir gün Peygamberimize (asm) Süryanice bir mektup gelmişti. Resulullah (a.s.m.) Zeyd bin Sâbit’e,
“Bana Süryanice yazılar geliyor. Sen Süryani lisanını güzelce yazabilir misin?” buyurdu. Zeyd,”Hayır, bilmiyorum.” deyince, Peygamberimiz (asm); “Öyleyse, bu dili öğrenmeye çalış.”emrini verdi. Hz. Zeyd Süryaniceyi on yedi gün içinde öğrendi. Bu kadar kısa sürede öğrenmesi Peygamberimizin (asm) bir mucizesidir. Bundan sonra artık Peygamberimize (asm) gelen Süryanice yazıları Zeyd okudu ve yazdı. Sahâbe arasında da Farsça, Rumca, Kıptîce, Habeşçe, İbrânîce ve Süryânîce bilenler vardı.
Bu rivayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Peygamberimiz (asm) yabancı dil öğrenmeyi teşvik etmektedir.
Dil eğitimi dünyanın birçok ülkesinde ciddi bir şekilde teşvik edilmekte ve eğitimin en önemli parçası olarak değerlendirilmektedir. Öyle ki, birçok ülkede bazı işlere başvurabilmeniz için bir dil bilmeniz yetmeyebilir. Bu ülkelerde dil eğitimine erken yaşlarda başladıklarını görüyoruz. Küçük çocuklar bile akıcı bir şekilde yabancı dil konuşabilmektedir. Bütün dünyada hatta geri kalmış birçok ülkede bile insanlar akıcı bir şekilde yabancı dil konuşabiliyorken neden bizim ülkemizde insanlarımız etkin ve akıcı bir şekilde konuşamıyor? Neden çocuklarımız öğrenim gördükleri okullarda 2. Sınıftan itibaren 12. Sınıfa kadar yabancı dil dersi görüyor ama konuşamıyor? Tespit ettiğimiz sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:
Bazı insanlar, dil öğrenmeye karşı mesafe koymaktadır ve direnç göstermektedir. Bugün bile okullarımızda bazı öğrenciler, ‘’Neden onların dillerini öğreniyoruz? Onlar bizim dilimizi öğrenmiyor ki! Onlar bizim dilimizi öğrenmediğine göre ben de onların dilini öğrenmem.’’ tarzı cümleleri duymak mümkün.
Öğretim yöntem ve teknikleri ile ilgili sıkıntılar dil öğrenimi ve öğretiminde engel teşkil etmektedir. Okullarımızda maalesef dilbilgisi ağırlıklı yabancı dil eğitimi verilmektedir.
Kaliteli yabancı dil öğretmeni yetiştirmede yaşadığımız sıkıntılar… Öğrencilerin bir kısmı ülkemizdeki yabancı dil öğretmenlerimizin mesleki bakımdan yetersiz oluşundan yani öğretmeye çalıştıkları dili akıcı bir şekilde konuşamamasından şikâyet etmektedir.
Okullarımızda yabancı dil öğretimi için haftalık ders saati yetersizdir. Haftalık ortalama 2-4 saatlik dilim dil eğitimi için yetersizdir.
Okullarda sınıf mevcutları kalabalık olduğu için öğrenme tam gerçekleşememektedir.
Okullarda seviye sınıfları bulunmamaktadır.
Okullardaki yabancı dil ders kitapları ve materyalleri tatmin edici olamamaktadır.
Okullarda dil öğrenme alanları ya da dil sınıfları bulunmamaktadır.
Öğrencilerin okulun dışında öğrendikleri dili, pratik yapacak olanakları bulunmamaktadır.
Öğrencilerde ‘hata yaparım’ kaygısı çok yüksek. Bunun sonucunda öğrenciler rencide edilmekten korkmaktadırlar.
Ülkemizde yapılan yabancı dil sınavlarının neredeyse tamamı dilbilgisi ve kelime bilgisi ağırlıklı… Dinleme ve konuşma becerilerini ölçen sınav bulunmamaktadır.

Yukarıdaki sorunlar bütün okulları kapsamamakla beraber çoğu okulumuzda bu sorunlar var. Bütün bunlara karşılık bu işi başarmış çok güzel örnekler de var. Mesela, MEB bünyesinde yabancı dil ağırlıklı proje İmam Hatip Liselerinin hazırlık sınıflarında çok güzel dil eğitimi yapılmaktadır. Öğrenciler dil eğitiminin bir kısmını yurt dışında almaktadır. Farklı illerde açılan bu okullarda Arapça, İngilizce, Almanca, Rusça gibi dillerin çok güzel öğretildiğine şahitlik ediyoruz. Yakın zamanda farklı diller öğretilmesi konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bazı yabancı dil ağırlıklı eğitim yapan ortaokullar ve özel okulların bir kısmı da bu işi çok güzel yapmaktadır.
Bir yabancı dil, kültürü ile beraber öğrenilir. Bu gerçekten hareket ettiğimizde, burada karşılaşacağımız en büyük sorun kültürel erozyon olacaktır. Birçok insanımız öğrendikleri dil ve kültürü olduğu gibi benimseyip onlar gibi olmaya, davranmaya, giyinmeye, yemeye ve içmeye başlıyor. Bu yüzden yabancı dil öğretilirken milli kültürümüzden, değerlerimizden ve inancımızdan asla taviz verilmemeli ve her konuda olduğu gibi bu konuda da taklitten uzak durmalıyız. Özellikle batı dillerini öğrenirken ve öğretirken bu konuya çok dikkat etmeliyiz.
Yabancı dil öğretiminde başarılı olmak için yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:
Dilbilgisi ağırlıklı dil öğretiminden vazgeçmeliyiz. Bunun yerine dört beceri alanını (okuma-yazma-dinleme-konuşma) geliştirmeye dönük çalışmalar yapılmalıdır. Unutmayalım ki,dil iletişim içindir.
Öğrencilerin yabancı dizi-film izlemeleri, yabancı müzik dinlemeleri, eğitici uygulamaları kullanmaları teşvik edilmelidir. Yabancı dil sadece okulda öğrenilen bir ders değil aynı zamanda hayatın tamamında kullanılabilecek iletişim becerisidir.
Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK yabancı dil öğretmeni yetiştirme konusunda yeni bir program ve vizyon geliştirmeli, kaliteli yabancı dil öğretmenleri yetiştirmelidir. Adaylar, üniversite sınavlarında dil beceri alanları ölçüldükten sonra üniversiteye kabul edilmelidir. Eğitim Fakültelerindeki eğitim kalitesi artırılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı hedef dili akıcı bir şekilde konuşamayan öğretmen adaylarını yeterliliklerini sağlayana kadar öğretmen olarak atamamalıdır.
Okullardaki haftalık yabancı dil ders saati mutlaka artırılmalı, öğrencilerin öğrendikleri dili pratik yapacak olanaklar oluşturulmalıdır.
Dili etkin bir şekilde öğrenmek için ideal sınıf mevcudu 14-18’dir. Bu yüzden kaliteli bir dil eğitimi için sınıflardaki öğrenci sayıları azaltılmalıdır.
Seviye sınıfları oluşturulmalıdır. Aynı seviyedeki öğrenciler birbirleri ile daha kolay ve hızlı iletişim kuracaklardır.
Ders kitapları ve materyalleri yeniden gözden geçirilmelidir. Dil öğretiminde görsellik çok önemli olduğu için görsel içerik zenginleştirilmeli, etkinlikler çoğaltılmalıdır. 4 beceri alanını geliştirmeye dönük, akıllı tahta yazılımları olan ders araç gereçleri hazırlanmalıdır.
Ülkemizde LYS-5, YDS, YÖK-DİL gibi birçok merkezi yabancı dil sınavı yapılmaktadır. Bu sınavlar adayların dinleme ve konuşma becerilerini ölçmemektedir. Bu büyük eksikliktir ve düzeltilmelidir. Sınavlardan yüksek puan alan ama konuşamayan bir akademisyenin hali çok üzücü… Bu akademisyen yurt dışında katıldığı toplantılarda, bilimsel araştırmalarında akıcı bir şekilde yabancı dil konuşabilmelidir.
Ülkemizin maddi koşulları göz önünde bulundurulmak şartıyla yabancı dil öğretmenleri kademeli olarak yurt dışına gönderilmelidir. Bu fırsattan yararlanan öğretmenler hem yenilenecektir hem de motivasyonları artacaktır.
Öğrencilere dil öğretirken hata yapmalarının doğal bir süreç olduğu, hata yaparak öğrenecekleri ısrarla anlatılmalıdır.
Tıpkı öğretmenler gibi dil becerisi yüksek olan ama maddi durumu uygun olmayan öğrenciler de devlet tarafından hedef dilin konuşulduğu ülkelere gönderilmelidir.
Yabancı dil öğrenirken kendi ana dilimizi de ihmal etmemeliyiz. Bütün dünyada konuşulan yaygın dillerden biri olmamasından dolayı kendi dilimizi asla küçümsemeyelim. Kendi dilimizin de daha fazla insan tarafından konuşulmasını sağlamaya çalışalım.
Sonuç olarak, unutmayalım ki yabancı dil öğrenmek zaman, emek ve sabır gerektirir. Bazı insanlar 5-6 hatta daha fazla dil konuşabilmektedir. Bir dili öğrendikten sonra diğer dilleri öğrenmek çok daha kolaydır. Dil öğrenmeye ilerleyen yaşlarda başlamaktansa erken yaşta başlamak her zaman avantajlıdır. Bu durumu bilen anne-babalar artık erken yaşlardan itibaren çocuklarını dil eğitimine yönlendirmektedir. Henüz bir dil öğrenmemişseniz bir şeyler eksik kalmış demektir. Kendinizi başka bir dilde ifade etmenin mutluluğunu siz de yaşayın.