Şuurlu Müslüman, bilgiye önem verdiği kadar, temsile/ö bilince/şuura da önem veren, tebliğe önem veren Müslümandır. Şuurlu Müslüman, Allah’ına kul olamayan davasına er olamaz bilinciyle hareket eden, ilk ve öncelikli görevinin alemlerin rabbi olan Allah’a kulluk olduğunun bilincinde olan adamdır.

Ümmetimizin büyük sıkıntılar ve kaoslar yaşadığı, ölümcül saldırılarla karşı karşıya kaldığı bu günlerde tüm zamanını davaya adayan, hiçbir dünyalığın şehvetine kapılmayan, çelik gibi sinirleri olan, geri adım nedir bilmeyen, bir mermi gibi hedefine kilitlenmiş Şuurlu Müslümanlara olan ihtiyacımız bir kat daha artmıştır.

Şuurlu Müslüman, “Benim namazım-niyazım, [hac, kurban gibi] diğer bütün ibadetlerim, kısaca hayatım ve ölümüm, âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir eşi ve ortağı yoktur. İşte bana emredilen, böyle inanmak ve bu inanç üzre yaşamaktır.” Ayeti gereği tüm ibadet ve çalışmalarını görsünler, bilsinler, sevsinler, övsünler için değil, sadece ve sadece Allah için yapar. Allah için yapılmayan her işin kıyamet günü şirk kadar büyük bir günah olarak karşısına çıkacağını bilir.

Şuurlu Müslüman, görev adamdır. En büyük görevi ise Allah’a kulluktur. Çünkü kulluk âlemlerin rabbi olan Allah’ın insana yüklediği en büyük sorumluluktur. Bu görev ifa edilmeden diğer tüm görevler anlamsız kalacaktır. Kulluk bilincinin şuuruna erişildiği zaman dünyanın tüm cazibeleri basitleşir, tüm yorgunluklar huzura dönüşür. Eğer sonunda kulluğun tek gayesi olan Allah’ın rızası varsa tüm çileler zevkle göğüslenir. Hayatı değerli kılan kulluk bilincidir. Varlık gayesini gerçekleştirebilmek, hayatı boş ve anlamsız bir döngü olmaktan çıkarabilmek hep bu yüksek şuur seviyesiyle ilgilidir.

Allah içinlik olmadığı sürece ve ahirete yatırım mantığıyla değerlendirilmediği sürece dünyada sahip olunan her şey teferruattan ibaret kalır.

Şuurlu Müslüman, asla kulluğunu sadece bir takım ibadetlerle sınırlamaz, çünkü kulluk hayatın sadece bazı evrelerinde yapılan bir takım ibadetlerde değil bütün bir hayatı kuşatan etkisiyle kendi göstermelidir. Kulluk vicdandaki her harekette, organların her işleyişinde, her davranışta Allah’a yönelmektir. Bu yöneliş esnasında çabanın sonucundan ziyade çabanın kimin için sarf edildiği önemlidir. Eğer yapılan iş Allah için ise sonucu ne olursa olsun önemli değildir. Çünkü asıl başarı ve zafer yaptığını Allah için yapabilmektir. İşin sonu Allaha aittir.

Şuurlu Müslüman, bütün bir hayatı Allah için yaşar. Allah için olmayan her şeyin amelleri zayi etmek ve ömrü boş işlerle tüketmek olduğunun bilincindedir Onun tek bir çabası vardır oda âlemlerin rabbi olan Allah’ın rızasını kazanmak ve ona hakkıyla kulluk edebilmektir.

Örnek aldığımız sahabe efendilerimizden, ilk nesil dava adamlarından bahsederken öncelikli dikkat çekilecek husus kulluk hususundaki şuurlarıdır. Onların her hareketinde hatta nefes alış verişlerinde bile kulluk endişesi bariz bir şekilde kendini gösterir. Bu neslin tüm hayat programı kulluk eksenlidir. Tüm tercihler, bütün yönelişleri, temel endişeleri Allah’a kul olma yolundadır.

Günlük hayatın meşgaleleri, davetin sarsıcı imtihanları asla onların bu kulluk bilincini sarsmamıştır. Onlar Allah’a kul olarak özgürleştiler. Allah’a itaat ederek tüm boyun eğişlerden kurtuldular. Sadece Allah’ı razı etme peşinde koştular. Allah için sevindiler, Allah için üzüldüler. Onun yolunda öfkelendiler onun için sakinleştiler.

Hayatlarını Allah’ın çizdiği sınırlarla yaşadılar. Tüm egemenlikleri reddettiler. Sadece Allaha hesap verme derdinde oldular. Sadece Allah’ın kınamsından korktular. Yeryüzünde sadece Allah’a kulluk edilsin diye bedel ödediler. Bu yolda kim canını verir, kim malını verir denilince önce ben demesini bildiler. Asla tereddüt geçirmediler.

Allah onlardan razı olsun kulluk imtihanını en güzel şekilde verdiler. Onların iddiaları asla lafta kalmadı. Bir ideolijiyi savunmadıkları için asla slogan adamı olmadılar. İş adamı oldular, işin edebiyatını yapan adam olmadılar. Onları dışarıdan görenler hayranlıklarını gizleyemediler. Bu muhteşem kulluk şuuru onların namazlarından başlayıp bütün hayat programlarına sirayet etti.

Şuurlu Müslüman için Allah rızasının gaye edilmediği bir hayat teferruatlardan ibaret bir hayattır. İslam davasını sırtlanmayan ve nefsinin peşinde koşan sıradan insanlar hayatlarını teferruatlar peşinde tüketir. Teferruatlar peşinde tüketilen hayat Kur’an’ın tanımıyla geçici bir oyun ve eğlence olur.“Bilin ki dünya hayatı [Allah’ın çağrısına aldırmadan yaşandığı takdirde] oyundan, eğlenceden, süs ve gösterişten, birbirinize karşı övünmeden ve daha çok mal-mülk ve evlat sahibi olma hırsından ibarettir.”

Allah içinlik olmadığı sürece ve ahirete yatırım mantığıyla değerlendirilmediği sürece dünyada sahip olunan her şey teferruattan ibaret kalır. “Kadınlar, erkek evlatlar, yığınla biriktirilmiş altınlar, gümüşler, soylu atlar, [koyun, keçi, deve gibi] sağmal hayvanlar, bağlar-bahçeler bütün bunlar fâni hayatın gelip geçici nimetleridir.” Kur’an’da bahsi geçen tüm bu nimetler, zamanı tüketen, insanı hüsrana uğratan şeyler olabileceği gibi, insanın ebedi saadete ulaşacağı yer yani cennet için yatırım olan ibadete de dönüşebilir. Tüm bunlar niyetlerimiz ve gayemizle ilgilidir. Dünya aynı dünya, insan aynı insan, iş aynı iştir. Yola çıkarken taşınılan şuur, planlanan niyet yapılan işlerin teferruat mı? İbadet mi? olduğunun temel ölçüsüdür.

Şuurlu Müslüman, bir bütün olarak ticaretinden siyasetine, uykusundan yeme içmesine, hayatı ibadete çeviren adamdır. Onun tüm davranışları Allah rızasına endeksli olduğu için Şuurlu Müslümanın hayatı iman ve cihaddan yani bir bütün olarak ibadetten ibarettir.

Rasulullah s.a.v dava muhteşem bir şuura sahip sahabe kadrosunu yetiştirirken Allah nazarındaki değer ölçüsünü kulluk olarak ortaya koymuştur. Câbir (r.a.) şöyle anlatıyor ashap ile birlikte iken efendimiz buyurdu ki:

“Kim Allah katındaki değerini öğrenmek istiyorsa o, Allah’ın kendi hayatındaki değerine baksın. Kişi Allah’ı ne kadar tazim ederse (emirlerine nekadar değer verirse) O’nun katındaki değeri de o kadardır”

Şuurlu Müslüman, bir bütün olarak ticaretinden siyasetine, uykusundan yeme içmesine, hayatı ibadete çeviren adamdır.

Sahabe efendilerimizin Allah Rasûlünün tedrisatından geçerken öğrendikleri ilk şey hayatı Allah merkezli yaşamak olmuştur. Sosyal, siyasal, ekonomik, ahlaki her tercihi Allah’ın emirlerine göre şekillendirmek, Allahın reddettiklerini reddetmek ilk öğrenilen prensip olmuştur.

Bu problemin çözümü Müslümanın tebliğ ettiği şeyi en ince ayrıntılarına kadar kendi nefsinde ve hayatında uygulamasıdır. Öyle ki Müslümanın sadece simasını bile gören insanların başka bir söze ihtiyacı kalmasın. Bu konuda en güzel örneğimiz yine Rasûlullah’dır.

Bir sahabe Hz. Peygamber’e “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın velileri kimlerdir?” diye sordu. Hz. Peygamber şöyle cevap verdiler: “Gördüklerinde insana Allah’ı hatırlatan kimselerdir.”

Şuur konusunda zirve olan Hz. Ömer (r.a) bir gün dostları ile otururken aralarında şöyle bir konuşma geçmişti. Hz. Ömer (r.a) yanındaki dostlarına: “Allah’ın kabul edeceği tek bir dileğiniz olsa ne isterdiniz?” diye bir soru sormuştu. Oradakilerden biri: “Ben, şu oda dolusu gümüşüm olsun da onu Allah yolunda harcamak isterim dedi. Bir başkası: Şu oda dolusu altınım olsun da onu Allah yolunda harcayım isterim dedi. Bir diğeri: Bu oda dolusu mücevherim olsa da Allah yolunda harcasam isterim dedi.” Herkes dileğini söyledikten sonra oradakiler “Ya Ömer peki sen ne isterdin?” diye sordular. Hz. Ömer (r.a): Ben de, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Muaz bin Cebel ve Huzeyfe bin Yeman gibi bir oda dolusu adam isterim ki onları, Allah yolunda görevlendireyim.” diyerek ümmetimizin o günde bu günkü gibi verilen görevleri hakkıyla yerine getirebilecek şuurlu Müslümanlara olan ihtiyacını dile getirmişti.

Hz. Ömer başka bir rivayette örnek gösterdiği bu şuurlu kadroları şöyle tarif etmiştir: “Allah’ın bazı kulları vardır ki, bâtılı terk ederek onu öldürür, yerine getirmek sûretiyle de hakkı yaşatır ve insanları iyiliklere teşvik ederler! Teşvik edildikleri iyiliklere koşarlar. İnsanları kötülüklerden menederler; kendileri bir kötülükten menedildiklerinde ondan vazgeçerler. Korku ile ümit arasında bulunurlar. Görmedikleri halde Allah’a ve O’nun azabına kesinlikle inanırlar. Korku kendilerini Allah’a samimi olarak bağlanan ve dolayısıyla kurtulan kimselerden yapmıştır. Bu fani dünyayı, ebedî olan âhiretleri uğrunda feda ederler. Hayat onlar için bir nimet, ölümse cömertliktir. Öldüklerinde hurilerle evlendirilirler ve ölümsüz hizmetçilere sahip olurlar.” Rabbimiz cümlemize bu şuuru nasip eylesin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz