Animasyon, hepimizin bildiğini sandığı ancak, aslına bakılacak olursa pek de bilmediğimiz çok büyük bir alan. Sınırlarını basitçe çizgi film diye çizdiğimiz Animasyon, insanoğlunun binlerce yıl önce mağara duvarlarına, devam eden anlamlı bir sıra ile kendini anlatma metodu olarak çizdiği resimlerle temelde aynıdır. İnsanoğlu yaradılışından gelen bir dürtüyle “şey”leri anlatma ihtiyacını hep hissetmiştir. İşin enteresan kısmı, teknik olarak da milyonlarca yıldır bunu hep, temel animasyon teknikleriyle yapıyor olmasıdır. Kaba tabirle en ilkel biçimde mağaralarda yaşayan eski insanların, bugün bazılarımızın lüks ve gereksiz gördüğü animasyonu, bilgi, tecrübe, kültür, bilim vs. her tür birikimi aktarmak için kullanıyor olması şaşırtıcı değil mi?

Animasyonda, binlerce yıl evvelki ilk örneklerinde olduğu gibi, durağan görüntülere hareket ediyormuş izleniminin verilmesi temel ilkesini içerir. Günümüz teknolojisi ile Animasyon, bir saniyede 24,30,50 vs. tek kare resmin ardı sıra dizilmesiyle oluşmaktadır. Bizlere, Rahman Suresi 29. Ayette Allah’ın “O her an yeni iş’tedir.” Ayetindeki yaratmanın devamlılığını anlamamıza da katkı sağlamaktadır. Yani animasyon anların akıcılığını görebildiğimiz yegâne alandır.

Bizde pek anlaşılmayan ve de pek kurcalanmayan animasyonun insanlığın en temel birikim aktarım aracı olması, bizim aksimize başkalarını çok ilgilendirmiş; üzerine binlerce yıldır düşünürler çalışmalar yapmış ve çözümler aramışlardır. Peki, ilk medeniyetlerin animasyonun temel ilkeleri ile insan benliğini değişime uğrattığını, yeniden bir zihin inşası gerçekleştirdiklerini, kimi şeyleri unutturup olmayan şeyleri varmış gibi hatırlattıklarını söylersem ne düşünürsünüz? Hayır hayır, hiçbir şeyi yeniden keşfetmiyoruz, sadece öğretilerin dışına çıkıyor ve başka türlü düşünmeye çalışıyoruz.

Animasyonun ülkelerin geleceğindeki rolleri üzerine 1000 sayfalık özet bir kitabı neredeyse hiçbir Türkçe kaynak olmayan bir ülkede, 3 sene de zor yazabilmiş bir insan olarak söylüyorum; konu, tribünden izleyici olmakla yetinmiş bir milletin zihin yapısını kenardan değil; sahanın içinden bakabilecek biçime sokmak için bile çok uzun.

Kısaca, meselenin hiç de basit olmadığını az da olsa açıkladıktan sonra bir üst seviyeye geçebiliriz. İşte bomba! Tüm dünya animasyona her yıl milyarlarca doları önümüzdeki 10 ila 50 sene içerisinde tüm geleceğimizi yok etmek için harcıyor. Bu çabalarında da başarılı olmaya başladılar. Biz 100 senedir uyurken dünya da çok şeyler olmuş. Şimdi çıkıp bunları söyleyince herkes bunları rüya sanıyor. Hâlbuki hiçbiri rüya değil sadece gerçekleşmesi muhtemel kâbus.

Neyse konumuza dönelim “eğitim ve animasyon”. Aslında yukarıdaki yazıyı dikkatli okumuş bir okuyucu bunun çok saçma olduğunu hemen fark etmiştir. Hem diyorsun animasyon binlerce yıldır benlik inşasında kullanılıyor; hem de eğitim ve animasyonu yeni bir şey “miş” gibi anlatıyorsun. Evet –maalesef- komik ama gerçek. Bizi 100 yıldır uyutanlar “bilelim” istememişler, diyelim ve sözü kısa keselim. Eğitim ve animasyon. İki ayrı kelime, tek bir anlam. Nasıl? Animasyonun milyonlarca yıl önce nasıl oluştuğunu bilemiyoruz; ama neden oluştuğunu çok iyi iyi biliyoruz. Kendinden bir sonraki veya daha da sonraki insanları eğitmek. Yani aslında eğitimin bilinmediği dönemlerde şimdiki anlamdaki eğitimin karşılığı animasyondu.

Şimdi Animasyonu teknik açıdan, yani sıralı resimlerin hızla oynatılması tanımının dışındaki tanımları üzerinden, değerlendirelim. Animasyon, genel çerçevede resimlerin içeriğinde renklerin, sembollerin, çizgilerin, tonların, ışıkların, toplumsal korkuların, sevinçlerin, endişelerin vs. yer aldığı; toplamında ise seslerin, müziklerin, cümlelerin vs. bulunduğu hedefe yönelik gerçeğe yakın veya uzak, ilgili veya ilgisiz belirli yaş aralığında bireylerin özel algılarına hitap edecek biçimde derlenmiş bir çalışma bütünüdür. Bu haliyle bile animasyonu sınırlamış bulunup yine de hakkını teslim edememekteyiz. Hani, amaç sonuç ilişkisi diye bir şey var ya, işte animasyon bu sonucu belirlenmiş işin amacı. Yani Animasyon öyle bir araç ki, hedef kitleniz ve bu kitle ile ilgili emeliniz her ne ise sizi o hedefe ulaştırmanın en garanti yolunu sunar. Daha iyi anlaşılsın diye şöyle açıklayalım: Belirli bir hedefiniz varsa animasyon sizi o hedefe ulaştırır.

Şimdi bunun üzerinden animasyonla eğitimi yeniden değerlendirelim. Eğer hedefiniz birilerini bir konu hakkında eğitmek ise animasyon, hedeflediğiniz birilerini istediğiniz konuda eğitir. Bunun için sadece animasyonla ilgili ve gerekli şartların yerine getirilmesi yeterlidir. Bu şartlar ve gereklilikler ise işin düğüm kısmıdır. Bazılarınız içinizden veya bazılarınızda dışınızdan “Yok canım ben bir sürü animasyon gördüm, hiç de faydası olmadı.” diyordur. Doğruda söylüyordur. İşte onlar şart ve gereklilikleri yerine getirmemiş “öylesine”, yapılmış olsun diye yapılmış olan çalışmalardır. Bu işi doğru şekilde yapmak, bu ülkede açıkçası çok zor. Daha da ileri gidelim, çok çok zor. Yapılan çalışmaların ve yapılması planlanan çalışmaların hiç biri yukarıdaki net ifadelerle belirttiğim kesinlik sonucunu veremez. Bazıları şimdi bana kızıyor olabilir ama gerçek, maalesef bu. Bu sebeple pazarlıkla giriştiğiniz animasyon işlerinizi boşu boşuna yaptırmayın. Yaptırırsanız da çok bir şey beklemeyin.

Gerçek anlamda her tür şart ve gerekliliklerin yerine getirildiği bir animasyonla neler başarılabilir, biz şimdi ondan bahsedelim. Birincisi, her türlü hedefe ulaşılabilirsiniz. İstediğiniz fikri istediğiniz kişilere anlatabilir ve hatta inandırabilirsiniz. Eğitilmesini istediğiniz konuları hedefe uygun biçimde eğitebilirsiniz. Kitlesel olarak bir fikri bir düşünceyi zamanla verebilirsiniz. Yüksek boyutlu çalışmalarla kitleleri dilediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Bireylerin tek tek veya bir grup içinde veya topluca, toplumsal, tarihsel, çevresel vs. belleklerini deforme edebilir, değiştirebilir veya sil baştan yeniden inşa edebilirsiniz. Ya da sözün kısası belirli bireyleri, grupları veya toplumları sınırları çizilmiş veya çizilmemiş “digital mankurt” haline getirebilirsiniz.

Peki, daha ileri gidilebilir mi? Evet.

Evlerinizde masum masum animasyon izleyicisi olan o yavrular 20-30-40 sene sonra ne olacaklar biliyor musunuz?

Ülkelerin kaderlerine yön veren bireyler. En kötü ihtimalle bir şekilde tüketici olacaklar. Başlarında sanal deve derisi, TV radyasyonuyla ısındıkça acaba kimi dinleyecekler?

Buraya kadar açıklayım gerisini bırakayım.

Hepinize uyanık ve aydınlık günler dilerim. Allah yâr ve yardımcımız olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz