Öğretmenlik, insanlığın en önemli, kadim ve vazgeçilemez meslekleri arasında yer almaktadır. Toplumun ve kültürün devamı açısından oynadığı rol, onu diğer meslekler içinde alternatifsiz kılmaktadır.

Mesleğin toplumsal rolüne bakıldığında öğretmenlerin birçok önemli görev üstlendiği görülecektir. Bunların en önemlilerinden biri, bilim ve insanlık mirasının yeni nesillere aktarılmasında oynadığı hayati roldür. Bu rolün yeteri kadar yerine getirilmediği bir dünyayı düşünmek bile bizleri tahmin edemeyeceğimiz sonuçlara götürebilir.

Modernleşme tarihimiz bizi, öğretmenlik mesleğinin hayli tahrip edildiği ve öğretmenin itibarsızlaştırıldığı, sorunlu bir düzen ve eğitim sistemi ile karşı karşıya bırakmıştır. Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) “Ben Muallim olarak gönderildim.” anlayışından ve öğretmene gösterilen saygıdan uzak, onları sadece verilecek maaş artışının bu yılki bütçeye ne kadar ek yük getireceği gibi maddi tarza indirgeyen yaklaşımın kültür ve medeniyet değerlerimizle örtüşmediği ortadadır.

Öğretmenlerin alın terleriyle kazandıkları maaşları üzerinden tartışmanın yapılması anlamsız ve son derece üzüntü vericidir. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un eğitime ayrılan bütçenin azlığından dert yanarken sarf ettiği “Bizim için esas yük öğretmen maaşlarıdır.” şeklindeki beyanı da aslında öğretmene verilen değerin bilinçaltındaki yansımasıdır. Birkaç yıl önce sayın Cumhurbaşkanımız da başbakanlığı döneminde “Zaten haftada on beş saat çalışıp çok maaş alıyorlar.” mealinde bir beyanda bulunmuştu.

Ne yazık ki bu bakış açısı toplumun bütün katmanlarına sirayet etmiş durumda. Hani bir fıkra var: Çocuğunun öğretmeni ölünce veli cenazeye gitmiş. Öğretmenin cenazesini musallada görmüş, “Hocam burada da yatıyorsun ya…” demiş.

Yirmi yıllık süreç içerisinde öğretmenin saygınlığı tamamen ortadan kaldırıldı. “Alo danam kaçtı!” ihbar hatları tarzı Alo 144 “Öğretmenimden şikâyetçiyim.” hatları kuruldu. Veli ve öğrencilerin asılsız beyanları esas alınarak öğretmenin ifadesi dahi alınmadan suçlu bulunup adli kontroller uygulandı. Hem de tecavüzcülerin, tacizcilerin, magandaların ve eli kanlı katillerin serbest bırakıldığı bir dönemde …

Sayın Cumhurbaşkanımız yıllar önce öğretmen maaşının fazlalığından şikâyet etmişti. Şimdi Sayın Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk öğretmenin maaşını yük olarak görmekte. OECD ülkeleri arasında öğretmen maaşı en düşük ülkelerden biri Türkiye’dir.

Ülkemizde bir öğretmenin yıllık ortalama maaşı 55 bin TL iken ilk sıradaki Lüksemburg’ta öğretmenin yıllık maaşı 153 bin ile 288 bin TL arısındadır. Örneğin Almanya’da yıllık 189 bin TL olan öğretmen maaşları öylesine bir yük olmalı ki ülkenin başbakanı Angela Merkel bir apartman dairesinde oturabilmekte. Oturduğu bu mütevazı daireden başbakanlık binasına eski bir makam aracı ve tek araçlık bir eskortla gidebilmekte.

Öğretmen maaşlarının yıllık 176 bin TL civarında olduğu Hollanda’da öğretmen maaşlarının ağır yükünü kaldıramayan Başbakan Mark Rutte evden başbakanlık binasına bisikletle gidebilmekte. Korumalara, eskortlara para verip yükü ağırlaştırmamak için de korumasız ve eskortsuz gidip gelmekte.

Bizim ülkemizde öyle mi! Bizdeki yük Sayın Bakan’ın açıkladığı gibi çok çok ağır(!) O kadar ağır ki mesela Sayın Cumhurbaşkanı Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı sarayından çıkıp üç kilometre uzaklıktaki bir camiye, bir helikopter ve üç yüz araçlık bir konvoy yerine 600 araçlık bir konvoyla gidebilirdi.

Öğretmen maaşlarının yük olduğu ülkemde mesela, milletin anasına söven ahlaksız, sülük bir müteahhidin değil de ihale alan diğer bütün müteahhitlerin vergileri sıfırlanabilirdi.
Öğretmenimin maaşı o kadar fazla yük olmalı ki mesela, yıllık 850 bin yolcu garantili havaalanlarına yolcu gelemediğinden(!) hazineden sülük müteahhitlere dolar bazında garanti para ödenmekte.

Ah öğretmenim ah! Devlet yetkililerimiz kolay ulaşım için köprüler yollar yaptılar ama senin yüzünden insanlar yolculuk yapamıyor ve yine aynı müteahhitlere hazineden garanti dolarlar akıtılıyor. Öğretmenim, senin maaşın yük olmasaydı Van Gölü kenarına hiç kullanılmayacak bir saray değil, hiç kullanılmayan üç saray yapılırdı.

“Öğretmenleri sadece verilecek maaş artışının bu yılki bütçeye ne kadar ek yük getireceği gibi maddi tarza indirgeyen yaklaşım kültür ve medeniyet değerlerimizle örtüşmez”

Öğretmenim, eğer maaşın yük olmasaydı, el kaldırıp indirmekten başka bir iş yapmayan milletvekilleri 22 bin yerine 50 bin lira maaş alırlardı. Elli bakan yardımcısına dayalı döşeli lüks konut ve hizmetli tahsisi yerine ultra lüks konut ve üç hizmetli tahsisi olurdu eğer öğretmen maaşları olmasaydı.

Ah öğretmenim ah! Meğer sen ne kadar da ağır yük olmuşsun devletimize. Senin maaşını karşılamak için elde avuçta, hazinede ne varsa eridi. Yetmedi ne kadar fabrika varsa hepsi satıldı. Yetmedi koylar, sit alanları imara açılıp satıldı. Yetmedi Kaz Dağları’nın altındaki zengin altın kaynakları Kanadalılara satıldı. O da yetmedi, artık her ayın on beşindeki maaşını ödeyebilmek için harıl harıl para basılıyor.

Hâli pürmelalimiz bu.. Ne yazık ki öğretmenlerimiz, devletin sırtında büyük bir kambur olarak görülüyor. Hem de bizzat Millî Eğitim Bakanı tarafından. “Talebeler, mektepler olmasa maarif işi iyi iş.” anlayışı günümüzde “Bizim için en büyük yük öğretmen maaşları.” anlayışına dönüşmüş sadece.

1938 CHP bakanı ile 2020 AKP hükümetinin bakanı arasında bir zihniyet farkının olmadığını görünce üzüldüm, umutsuzluğa kapıldım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz