Günümüzde ülkeler modern insanlık tarihinin hiç yaşamadığı bir cendereden geçmektedir. İbadethanelerden okullara, marketlerden kıraathanelere kadar bütün toplu yaşam ve uğraş alanları kullanıma kapatıldı. Her ülke kendi şartları çerçevesinde pandemi sürecinde önlemler aldı, almaya devam ediyor ve öyle görünüyor ki bu önlemlerin bir kısmı uzunca bir süre hayatımızda kalmaya devam edecektir. Pandeminin her sektöre farklı etkisi olsa da tüm ülkelerde bu süreçten doğrudan etkilenen en önemli sektör “eğitim” olmuştur. Milyonlarca öğrenci ve öğretmen bu süreçte okullarından uzakta kaldı. Nitekim ülkemizde de 16 Mart 2020’den itibaren okullar fiili olarak eğitim öğretime kapatıldı. Hemen akabinde MEB, EBA üzerinden gerek TV gerekse de internet aracılığıyla “uzaktan eğitim”e başladı.

Pandemi sürecinin ne zaman biteceği öngörül(e)mediği gibi bundan sonra benzer bir sürecin yaşanamayacağına dair de bir öngörüde bulunmak mümkün olmadığından “Uzaktan Eğitim” süreci pek çok yönüyle değerlendirilmesi gereken bir uygulamadır. İyi-kötü, olumlu-olumsuz tarafları etraflıca araştırılması gerekir.

Uzaktan eğitim, öğretenin; bilgi, tecrübe ve birikimini farklı fiziki mekanlarda bulunan öğrenicilere yazılı veya çeşitli tekniklerle aktarma biçimi olarak tanımlanabilir.

Uzaktan eğitim, öğretenin; bilgi, tecrübe ve birikimini farklı fiziki mekanlarda bulunan öğrenicilere yazılı veya çeşitli tekniklerle aktarma biçimi olarak tanımlanabilir. Uzaktan eğitim, yüz yüze eğitimin yapılamadığı durumlarda ortaya çıkmış bir öğretim yöntemidir. İnsan sahip olduğu özelliklerle kâinatın en önemli varlığıdır. Her şart ve durumda, düşünme yeteneği sayesinde çözüm yolları bulabilmektedir.

Uzaktan eğitim, sanılanın aksine bilişim teknolojileriyle başlamamıştır. Tarihteki ilk uzaktan eğitim faaliyeti; “Mektupla Eğitim”dir. Çok eskiye dayanan bu yöntem aynı zamanda tarihin en uzun süren uzaktan eğitim faaliyetlerindendir. Mektup, küçük risaleler ve kitaplarla eğitim; başkaca herhangi bir alternatif bulunamayan dönemin etkili yöntemleridir. Endüstri devrimi sonrasında ortaya çıkan gelişmelere paralel olarak radyolar, sonra televizyonlar ve nihayet internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bilişim araçlarıyla uzaktan eğitim yapılmaya devam edilmiştir.

İlk baştan itibaren uzaktan eğitim, büyüklerin veya belli bir alt yapısı olan bireylerin yetiştirilmesinde kullanılan bir yöntem olmuştur. İlk profesyonel uzaktan eğitim faaliyeti olarak kabul edilen ve 1840’ta Isaac Pitman tarafından İngiltere’de başlatılan “Mektupla Steno” derslerinden günümüze kadar hedef kitle hep büyükler olmuştur. Bugün dünya genelinde devam eden uzaktan eğitim faaliyetlerinin hemen tamamı; belli bir alt yapısı olan bireylere, başka bir konuda eğitim verme (sertifika), yüksek öğrenim düzeyinde (ön lisans, lisans ve mastır) bilgi verme şeklindedir.

Ülkemizin uzaktan eğitim durumuna bakıldığında; bu alandaki çalışmalar Cumhuriyet’in ilk yıllarında düşünülse de çeşitli sebeplerden dolayı faaliyete geçilmemiştir. İlk somut çalışmalar 1960’lı yılların ilk yarısında İstatistik ve Yayın Müdürlüğü bünyesinde “Mektupla Öğretim Merkezi”nin kurulmasıyla müşahhas hale gelmiştir. Sonra çeşitli çalışmalar yapılmış. 1981 yılında Anadolu Üniversitesi tarafından ilk Açık Öğretim Fakültesi kurulmuştur ve bu fakülte, alanında çeşitli çalışmalara halen devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı da “FATİH Projesi” kapsamında 2012 yılında, bugün dünyanın en büyük eğitim portalı olan Eğitim Bilişim Ağını (EBA) kurdu. Günümüzde MEB tarafından yapılan bütün uzaktan eğitim faaliyetleri EBA üzerinden yapılmaktadır. Ayrıca bakanlık, bu platformu daha da geliştirmek için çalışmalara devam etmektedir.

İlk somut çalışmalar 1960’lı yılların ilk yarısında İstatistik ve Yayın Müdürlüğü bünyesinde “Mektupla Öğretim Merkezi”nin kurulmasıyla müşahhas hale gelmiştir.

Uzaktan eğitim; dört duvar arasına hapsedilmiş muhafazakâr eğitim anlayışının aksine, sınırları ortadan kaldıran bir yöntemdir. Esnek zamanlaması, özellikle internete dayalı geniş bir içeriğinin olması, farklı alternatifler sunması, daha ekonomik olması gibi yararlı yönleriyle etkili görünebilmektedir. Ancak öğretmen-öğrenci ve öğrenci-akran ilişkisi sunamaması, eğitimin uzaktan olup olmayacağı, hangi yaş veya seviyeye göre olup olmayacağı gibi değerlendirilmesi gereken tarafları da var.

Bilindiği üzere uzmanlar, eğitimi; bireyin yaşantısında istendik davranış meydana getirme süreci olarak tanımlamaktadır. Öğrenme doğası, akademik olarak planlansa da özünde sosyal bir durumu barındırmaktadır. Tek başına öğrenme, kişiye bir davranış kazandırmaz. Bu sebeple öğrencilerin okul ortamında öğrenmesi; öğretmenleri rol model olarak almaları ve akranlarıyla etkileşimlerinden geçmektedir. Tüm tarih boyunca öğretmenlerin öğrencileri etkileme oranı, yapılan araştırmalara göre % 60-65 düzeyindedir. Yani okulların ve öğrencilerin sahip olduğu imkanlar ne olursa olsun eğitimde en temel etken, öğretmenlerdir. Ayrıca yapılan araştırmalar öğretmenin akademik durumundan çok, onun rol modelliğinin daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır. İlköğretim düzeyinde henüz kişiliği gelişmemiş bireyler; çevredekileri gözlemleyerek, onları taklit ederek model almaya çalışırlar. Bireyin model aldığı kişilerle kendisini özleştirmesi, zamanla pek çok değeri de almasıyla sonuçlanır. Dolayısıyla eğitimde temel amaç; bilgi aktarımı değil, aynı zamanda hayata hazırlanmadır.

Bütün dünyayı kasıp kavuran salgından dolayı içinde bulunduğumuz durum değerlendirildiğinde uzaktan eğitim bir zorunluluk olarak düşünülebilir. Ancak hayata hazırlanması gereken özellikle ilk ve ortaokul öğrencileri için asla yüz yüze eğitimin alternatifi değildir. Çünkü hâlihazırda “Uzaktan Eğitim” sadece lafzi bir isimlendirmedir, aslında yapılan şey “Uzaktan Öğretim”dir.

Öğretmenlerin yaşama hazırlama çabaları ve okulun bizatihi kendisinin sosyalleştirme boyutu birlikte değerlendirildiğinde, ekranlardan yapılan işlemin “Uzaktan öğretim veya uzaktan erişim” boyutunda kaldığı görülecektir. Kaldı ki ülkedeki toplam öğrenci sayısı ve uzaktan öğretimden yararlanan öğrenci istatistikleri karşılaştırıldığında, sürecin çok da arzulanan noktada olmadığı rahatlıkla görülecektir.

Son olarak pandemi süreci, hayatımızda pek çok şeyin eskisi gibi değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koyduğuna göre, yeni bir bakış açısıyla eğitime dair planlarımızı gözden geçirmeliyiz. Geleceğimizin emin ellerde olabilmesi için, her koşulda günü veya anı kurtarmanın ötesinde bütün öğrencilerimize daha nitelikli şartlarda eğitim-öğretim imkânı sunabilmenin arayışı içinde olmalıyız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz