Ana Sayfa Milli Şuur 52. Sayı VEFA ve VEFASIZLIK

VEFA ve VEFASIZLIK

293
0

Vefasızlığın bir adım sonrası nankörlüktür.
Vefa çağımızda örneğine az rastlanan, vefasızlık ise gittikçe çoğalan ve şikâyet edilen konuların başında gelmektedir. Vefa; peygamberlerin, velilerin ve erdem sahibi kimselerin en belirgin özelliği olup,iman ve salih amelle oluşan, müminlerin sıfatıdır.
Vefa; kişinin yapılan iyilikler karşısında sorumluluğunu hatırlayıp, kendisine iyilikte bulunanlara, misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermesidir.Daha doğrusu vefa; asaletin,samimiyetin, sadakatin, nezaketin bir nişanesi;Allah’ın nimetlerine, insanlarıniyiliklerine karşılıkyapılan teşekkürün ifadesidir.Vefalı olana vefakâr denir. Vefakâr insan, dost düşman herkesin güven duyduğu; karakterinde yalancılık, kalleşlik, döneklik;mayasında bozukluk olmayan kimsedir.
Vefasızlık ise; yeni menfaatleri görünce yapılan iyiliği unutup, çıkarının peşine düşmek, sadakati terk edip ihaneti seçmek; yola çıktıklarını yolda bırakıp, yolda bulduklarına değişmektir. Vefasızlık; bir karakter bozukluğudur. Kişinin, iyilik yapanı, dara düştüğünde kolundan tutup ayağa kaldıranı değersiz görüp, kendi karaktersizliğini ortaya dökmektir. Nimetin asıl sahibini unutmak ya da iyiliğe kötülükle karşılık vermektir. Yani vefasızlık, bir nankörlüktür.
Nefis taşıyan insanoğlunda, az çok görmezlikten gelinebilecek vefasızlıklara rastlamak mümkündür. Bu açıdan bakınca vefasızlıkiki aşamada değerlendirilebilir. Birinci aşama kişinin kendisine yapılan iyiliği karşılıksız bırakmasıdır ki, bu vefasızlığın en hafif derecesidir. İkinci aşama ise yapılan iyiliklere kötülükle karşılık verilmesidir. Bu ise vefasızlığın nankörlük boyutuna ulaşmasıdır. Şair, kendisine iyilik yapana nankörlükle cevap verilmesini ne güzel ifade etmiştir.
“Bir adam vardı. Taş yağmuruna tutmuşlardı dört koldan
Başı, bağrı açıktı.
Bir tabanca verdim kendini savunsun diye
İlk kurşunu bana sıktı.”
Bestami Hazretlerine “Filan kişi senin hakkında kötülük düşünüyor” dediklerinde, Bestami: “İnanmam! Ben ona iyilikte bulunmadım ki” diye cevap verir.
Bilindiği üzere Yüce Allah, kâinatı zıtlıklar üzerine inşa etmiştir. Hak-batıl, adil-zalim, doğru-yanlış, iyi-kötü,güzel-çirkin, zengin-fakir,varlık-yokluk, hastalık-sağlık, vefalı-vefasız gibi her şey zıddıyla anlaşılabilmektedir. Kötüler olmasa iyilerin, yokluk olmasa varlığın, hastalık olmasa sağlığın, vefasızlar olmasa vefalıların değerini anlamak mümkün müdür?
Bir toplum içinde vefalıların yanında,tolere edilebilir düzeyde vefasızların da bulunması doğal bir durumdur. Doğal olmayan,vefalıların adeta mumla aranır hale gelmesi,vefasızlığın toplumun her birimini ahtapot gibi kuşatmasıdır. Bundan daha tehlikelisi;siviltoplumda,bürokraside,sosyal hayatın her yerinde; çıkar ilişkisini meslek haline getiren bu tür insanların hoşgörü ile karşılanır olmasıdır. Bu durum sosyal dokunun kokuştuğunun, bir milletin çökme noktasına geldiğinin açık göstergesidir.
Biz söze bakar adam sanırız, işe bakınca yanıldığımızı anlarız.
İnsani ilişkilerimizde vefalılar ile vefasızları yüzlerine bakıp anlamak elbette mümkün değildir. Vefalı ile vefasızın ancak karşılıklı yaşanmışlıklardan farkına varabiliriz. Çünkü biz önce dile ve söze bakar adam sanırız, sonra öze ve işe bakınca yanıldığımızı anlarız. Zaten olması gerekende budur. Hadisi şerifte de “Biz dış görünüşe göre hüküm veririz. Kalpteki sırları Allah bilir.” buyrulur.
“İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” (Ebu Davut, Edep 11) hadisi şerifinde; karakterinde nankörlük olan birisinin, insanlara nankörlük yapabileceği gibi Allah’a da nankörlük yapacağı ifade edilmektedir. Bu açıdan bakınca vefalı olanları, Yüce Allah: “Onlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.” (Ra’d Suresi, 21) diye vasıflandırır. Fıtratın gereği ayette ifade edildiği üzere;”İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” (Rahman Suresi, 60) Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in vefasızların akıbeti hakkında “Bilesiniz, kıyamet günü ahdini tutmayan her vefasıza (vefasızlığın derecesine uygun) bir sancak (dikilecek).Bu falanın vefasızlığıdır denecek. Böylece vefasızlığı teşhir edilecektir.” (Müslim) şeklinde ibret verici bir uyarısı mevcuttur.
Kendisine haksız yere makam, servet, şöhret temin edenlere minnet duyulamaz
Kendisine haksız kazanç temin ederek, servetine servet katmasına vesile olanlara; hak etmediği halde kendisine makam, mevki,ikbal sunanlara; işlediği bir suçtan dolayı kendisini aklayanlara, sadakat göstermenin adı vefa sayılamaz. Vefa kötülüğe rıza gösterme veya o kişiye minnet duyma olarak ta algılanamaz. Çünkü kötülüklere rıza gösteren, o kötülüğü yapan gibidir. “Allah’a isyanda kula itaat gerekmez.” (Hadis)
İnsanları önce yaratıcısına, peygamberine, anne ve babalarına, anne ve baba dostlarına, arkadaşlarına, hocalarına, ustalarına, dini ve vatanı için canlarını veren şehitlere,kanlarını akıtan gazilere; bayrağına, kültür mirasına, medeniyet değerlerine, ecdadına, okul,hastane, çeşme gibi sadaka-i cariye yapanlara, zerre kadar iyiliği dokunanlara vefalı olmaları hem Müslüman olmanın hem de insan olmanın gereğidir. Vefalı olmak imanın, ihlasın, asaletin; vefasızlık da iman zafiyetinin, samimiyetsizliğin, karakter bozukluğun alâmet-i farikasıdır.
Kuşkusuz ahde, güzel bir şekilde, vefa göstermek imandandır.
Peygamberimiz ve ashabının hayatı baştanbaşa vefa örnekleri ile doludur. Peygamberimiz süt annesi Halime’yi ve kendisini ücret karşılığında sadece bir hafta emziren Ümmü Eymen’i, süt kardeşi Şeyma’yı, çocukluğunu yanında geçirdiği amcasının eşi Fatıma’yı, eşlerinin dostlarını asla unutmamış; her türlü saygıyı, hizmeti, izzet ve ikramı yapmaktan geri durmamıştır.
Nitekim Peygamberimiz, Bir defasında uzun bir yolculuğun ardından kendisiyle birlikte cihada katılmak maksadıyla yanına gelen ve “Annem ile babamı ardımdan ağlar olarak bırakıp sana geldim ya Resulallah!” diyen bir gence; ” Onların yanına geri dön ve ikisini de nasıl ağlattıysan öylece güldür!” buyurmuştur.
Abdullah bin Ömer (R.A), bir gün Mekke yolunda bir bedevi ile karşılaşır. Ona selam verir, binmekte olduğu merkebe onu bindirir. Başındaki sarığı da ona giydirir. Bu manzaraya şahit olan Abdullah bin Dinar, İbn Ömer’e; “Allah hayrını versin, bunlar bedevidir. Basit şeyler onları mutlu eder.” dediğinde; Abdullah bin Ömer ona şu şekilde cevap verir:”Bunun babası, babam Ömer bin Hattab’ın dostu idi. Ben Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun ailesini kollayıp gözetmesidir.” dediğini işittim demiştir.
Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.), Hazreti Aişe ile beraber iken hane-i saadetlerine ihtiyar bir hanım gelir. Allah Resulü’nün ona gösterdiği saygı, ilgi ve alakası dikkatinden kaçmayan Hazret-i Aişe merak ederek; “Bu yaşlı hanım kimdi Ey Allah’ın Resulü?” diye sorar. O da; “Hatice’nin arkadaşı idi. Onun sağlığında bize gelip giderdi. Kuşkusuz ahde, güzel bir şekilde, vefa göstermek imandandır.” buyurur.
Hz. Muhammed (s.a.v.) dosta yapılan iyiliğe, bizzat ve en güzel şekilde karşılık vermeyi de vefanın gereği olarak değerlendirmiştir. Nitekim Habeşistan’dan Necaşi’nin gönderdiği bir heyet, Hazreti Peygamber’i ziyarete gelmişti. Efendimiz (S.A.V) kalkıp kendisi onlara hizmet etmeye başladı. Bunu gören ashap; “Ey Allah’ın Resulü! Siz bırakın, sizin yerinize biz hizmet edelim” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle dedi. “Onlar benim ashabıma iyilik yaptılar, ben de bizzat kendim onlara iyilik yapmak istiyorum.” demek suretiyle, vefakârlığın en güzel örneğini sergilemiştir.
Peygamberimiz; şehit olanların geride bıraktıkları çoluk çocuklarına, yakınlarına da büyük bir şefkat ve merhamet göstermiş, onlara sahip çıkmıştır. O (s.a.v.) kendisine güvenenleri yolda bırakmamıştır. Hicretten sonra Mekke’nin fethiyle birlikte bütün Arap Yarımadası’na hakim olacak güce sahip olmasına rağmen, kendisine ve arkadaşlarına kucak açan Medineli dostlarından ayrılmamış; doğduğu ve büyüdüğü şehir olan Mekke’ye geri dönmeyerek, vefakarlığını göstermiştir. Tarih, Allah Resulü’nün sözüne sadık kaldığına, kendisine kucak açanlara karşı hiçbir zaman vefakârlıktan ayrılmadığına, kendisine yapılan iyiliği asla unutmadığına dair binlerce örneğine şahitlik etmiştir.
İyiliklere kötülükle karşılık vermek fıtratın dışına taşmaktır.
Ayette de ifade edildiği üzere salihler, vefalılar; “Sizden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (İnsan Suresi,9) diyerek yaptıkları iyiliği fıtratın, iman ve ihlasın gereği olarak yerine getirirler. Ancak iyilik yapanlar, yaptıklarının karşılığında bir iyilik beklentisi içerisinde olmasalar bile, iyiliklerine karşılık kötülük görmeyi de asla arzu etmezler. İyiliklere kötülükle karşılık vermek fıtratın dışına taşmaktır.
Bize vefanın önemini ifade eden;”Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır.”vecizesive Hz. Ali (R.A.)’ye izafe edilen;”Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum.” sözü, asırlardır dilden dile dolaşa gelmiştir. Bırakın 40 yılı, artık yapılan iyiliklerin hatırının 40 gün içinde bile yok olup gittiğine yaşayarak şahit oluyoruz.
Yaşananlar vefanın nankörlüğe dönüştüğünün göstergesidir.
Vefa; dostlukların devamını sağladığı, sosyal dayanışmayı güçlü kıldığı için, İslam ahlakının mihenk taşı sayılmıştır. Vefasızlık ise toplum düzenini bozduğu, güvensiz, çıkarcı bir toplumun oluşmasına yol açtığı için dinden uzaklaşma, ahlaki ve manevi yozlaşma olarak değerlendirilmiştir. Ancak günümüzde anne-babaların çocukları, hocaların talebeleri, eşlerin eşleri, arkadaşların arkadaşları, büyüklerin küçükleri tarafından ihanete uğramaları; insanların makam, mevki, servet, şehvet, şöhret ve bir sıfat kazanma uğruna adeta birbirlerini satmaları,vefasızlığın nankörlüğe dönüştüğünün boyutunu gözler önüne sermektedir.
Şimdiki nesil, o yokuşu çoktan düzledi.
Birazda vefa ve vefasızlık konusunda Milli Şairimize kulak verelim.Mehmet Akif Ersoy, kızının nikah akdine çok sevdiği dostlarından olan Bosnalı Ali Şevki Efendi’yi davet etmiş, yaşlı hoca efendi bu davete biraz geç gelmiş ve mazeret olarak da yaşlılık sebebiyle Vefa Yokuşu’ndan çıkışının biraz vakit aldığını söylemiş. Merhum Akife de, bu yerinde mazerete nükteli bir şekilde;
Hangi Vefa Yokuşu’ndan bahsediyorsun hoca efendi?
Şimdiki nesil, o yokuşu çoktan düzledi.” dizesiyle cevap vermiştir.
Oysaki Akif bu dizeleri yazdığında, vefa duygusu yoğunluğunun tam zirvesindeydi. Akif, bugünkü toplumumuzu görse, kim bilir bu duygusuzluk karşısında nasıl feryat ederdi. Hangi dizeleri bu dizelere eklerdi.
Mehmet Akif Ersoy’un dostlarından Mithat Cemal Kuntay’ın anlattığına göre; “Mehmet Akif baytar mektebine giderken, yakın arkadaşı Hasan ile birisine bir şey olması durumunda; sağ olanın ölenin ailesine bakacaklarına,göz kulak olacaklarına dair sözleşmişlerdi. İşin garip tarafı, ortada o anda ne aile, ne iş,ne eşve ne de çoluk çocuk vardı. Baytar mektebini bitiren Akif, Ziraat Nazırlığı Baytar Umum Müdürlüğü’nde (Ziraat Bakanlığı Baytar Genel Müdürlüğü) çalışmaktaydı. Baytar Genel Müdürü Abdullah Efendi, görevini son derece başarı ile sürdürürken, ziraat nazırı tarafından siyasi sebeplerden dolayı görevden alınarak, tenzili terfi edilmek suretiyle uzak bir bölgeye müdür olarak atanmıştı. Bu haksızlığı içine sindiremeyen Akif, derhal görevinden istifa etmişti. Çok varlıklı da olmadığından kıt kanaat geçinmekteydi.” Şimdi olsa olabilecekleri tahmin edebiliyor muyuz? Arkadaşından boşalan makamı kapmak için aracılar, tefeciler çoktan devreye sokulmuştu.
Kuntay anlatmaya devam ediyor. “Ben Akif’in evine cuma günleri sabahtan gider, birlikte kitap okuduktan sonra öğle yemeğini onun evinde yerdik. Onun işten ayrıldığını öğrendikten sonra, öğle yemeği sıkıntısı olmasın diye bir bahane uydurup, öğleden sonraları gitmeye başladım. Yine bir cuma günü Akif’in evine gittiğimde ortalığı birbirine katarak; bağırış, çağırış içinde oyun oynayan sekiz çocuğun olduğunu gördüm. Akif’in beş çocuğu ile komşu çocuklarının birlikte oynadıklarını sandım. ‘Kimin bu misafir çocuklar?’ diye sordum. Akif yüzüme bakmadı ve sorumu da cevaplamadı. Ben duymadı sandım. Odaya geçince biraz şaka yollu takılarak, seni tebrik ederim kimse misafir çocuğun yaramazlıklarına bu kadar müsamaha gösteremez dedim. Akif’in suratı birden değişti; ‘Onlar misafir değil, benim çocuklarım. Hasan efendi öldü.’ dedi. “Kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklar. Hasan Efendi’nin çocukları onlar!’ Ne yazık ki çağımızda vefa; hafızalarda iki heceli bir kelime, İstanbul’da bir semt adı, insanlar arasında işlevini giderek hızla yitiren bir duygu olarak yer etmektedir.
Zengin babanın mirasyedi evladı gibi, emeklere alın teri katılarak inşa edilen değerleri yok sayıp; saray yavrusu makamları,lüks arabaları, koruma orduları ile sefa sürmeyi,caka satmayı,fiyaka yapmayı marifet sananlar bilmelidir ki; iyilik veya kötülük anlamında yapılanlar kayıt altındadır. İyilerin iyilikleri Allah katında karşılığını bulacağı gibi, kötülerin kötülüklerinin karşılığıda hem dünyada hem de ahirette mutlaka görülecektir. Çünkü Yüce Allah, bazı cezalar vardır ki onu ahirete tehir etmez. Eden mutlaka karşılığını bulur.
Herkes fıtratının gereğini yapıyor ve yapacaktır.
Herkes fıtratının gereğini yapıyor ve yapacaktır. Her ne olursa olsun pireye kızıp yorgan yakma, gavura kızıp oruç bozma hakkımız yoktur. Kötüler kötülüğünden vazgeçmese de, iyiler iyilik yapamaya devam etmek zorundadır.
Yazımızı ibret verici bir hikaye ile bitirelim: Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister.Elini uzatınca akrep sokar. Derviş tekrar dener, akrep yine sokar. Bunu görenler dayanamaz, dervişe: “İyilik yapmak istediğin halde, sana zarar verene daha ne diye yardım edersin?” derler. Dervişin cevabı manidardır: “Akrebin fıtratında sokmak var. Benim fıtratımda merhamet etmek, iyilik etmek var. Akrep fıtratının gereğini yapıyor diye, ben niye fıtratımı değiştireyim?” der.
Evet, vefalıların tinetinde iyilik yapmak, vefasızların fıtratında yapılan iyiliği karşılıksız bırakmak ya da iyiliğe kötülükle karşılık vermek vardır.Vefalı olmak,vefalı kalmak; vefasızlardan gelecek bir servete, vefalı dosttan gelecek bir selamı yeğlemek lazımdır. Çünkü hayat kadir kıymetten anlayanlarla yaşanacak kadar güzel, vefasızlara bir dakikasını bile israf edilmeyecek kadar değerlidir.
Allah’ım! Bizleri önce Rabbimize,Peygamberimize, annemize, babamıza, hocalarımıza,büyüklerimize, bu güzel vatanı bize emanet eden şehitlerimize, gazilerimize ve üzerimizde hakkı olan herkese vefakâr kullarından eyle. Vefasızlardan eyleme Allah’ım!