Ana Sayfa Milli Şuur 43. Sayı YENİ BİR PROBLEM OLARAK İNTERNET BAĞIMLILIĞI

YENİ BİR PROBLEM OLARAK İNTERNET BAĞIMLILIĞI

İnternet bağımlılığının literatürde net bir tanımı yoktur. Pek çok sosyal bilimci ve tıp uzmanı bu alanda çalışma yapmışlardır. Yapılan çalışmalarla “internet bağımlılığı” bir olgu olarak kabul edilmiştir.

71
0
© Milli Şuur

Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlaması olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bağımlılığın temel şartı; bağlanılan objenin, nesnenin veya durumun vazgeçilmez olduğu algısıdır.
Dünya son yüzyılda tarihinde hiç olmadığı kadar gelişme göstermiştir. Hiç şüphe yok ki bilim; bir birikim ürünüdür ve evrenseldir. Herkes veya her kesim kendisinden öncekilerin ortaya koyduğu temel birikimlerin üzerine bir şeyler katarak bilimi ve teknoloji belli bir konuma yükseltmektedir. Tarihin bazı dönemlerinde yapılmış olan ve günümüze kadar gelen bazı tarihi eserlerin nasıl yapıldığını henüz tam olarak ortaya koyamazsak da tüm bilim dünyasınca kabul gören temel bilgi: son yüz yılda hatta son 30 senede dünyamız hiç olmadığı kadar gelişmiştir. Ancak bu gelişimin temel göstergesi: İNTERNETTİR.
İnternetin çıkışı 1950’li yıllara dayanmaktadır. ABD’de de askeri amaçlı başlayan bu çalışmalar uzun süre dar çerçevede (sadece askeri) kullanılmış ve genel olarak 1980’li yıllara gelindiğinde artık sivil otoritenin de kullanımına açılmıştır.

İlk kullananlar da internetin bu kadar yaygınlaşabileceğini tahmin etmemişlerdir. İnternet insanlık tarihinin dönüm noktasıdır. Bugün dünyanın her yerinde hayatın orijini, internettir. İnternetsiz hayat pek mümkün gözükmemektedir. Bireysel olarak kişi internetsiz olabilse de hayatını devam ettirmesi pek çok noktada internete bağlıdır. Bireysel olarak siz internet kullanmasanız da dâhil olduğunuz toplum, mutlaka internetle işlem görmektedir. Gıda sektöründen kozmetik sektörüne kadar her alanda internet kullanılmaktadır. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir gelişme veya yenilik insanlığı bir anda bu kadar derin etkilememiştir. Bugün en gelişmişinden en az gelişmişine kadar her toplum internete ve buna dayalı gelişimlere bağımlı durumdadır.

Yapılan araştırmalar ülkelerin gelişmişlik seviyelerine göre internetin kullanımı da artmaktadır. İçinde yaşadığınız ülke, bu dünyaya dâhilse mutlaka internettesiniz demektir. Çünkü dünya artık internetle yönetiliyor. Ülke içindeki kara, hava, deniz ulaşımları, iletişim imkânları, bankacılık işlemleri, sağlık işlemleri, temel gıda üretimleri kısaca hayatın her alanında artık internet hâkim konumdadır. Bu kadar geniş bir alana hükmeden bir sisteme karşı çıkmak nasıl olacak veya olmalı mı? Üzerinde durulması gereken temel soru bu! İnternetsiz bir hayat mümkün müdür? Bana kalırsa artık mümkün değil! O halde ne yapmalıyız?

Her şeyde olduğu gibi işin eğitimini almak -vermek lazım. Toplumları değiştirme ve dönüştürmede temel etken eğitim olduğuna göre, teknoloji bağımlığıyla mücadelede de eğitim en önemli aracımız olacaktır. Ancak gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmı eğitim ortamlarını teknolojiyle donatmaları halinde yükselebileceklerini düşünüyorlar. Bu o ülkeler için tuzak konumundadır. Maalesef ülkemiz de bu tuzağa kısmen bulaşmış konumdadır. FATİH projesi özü itibariyle ülke içinde eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacıyla başlatılmıştır. Bu projeyle her sınıfa etkileşimli tahta takmak suretiyle fırsat eşitliği sağlanması hedeflenmiştir. Ancak her öğrenciye tablet dağıtmak bu projenin en çok eleştiri alan tarafı olmuştur. Bilinçlendirme çalışmaları yapılmadan dağıtılan tabletler maalesef öğrencilerin temel oyuncağı haline gelmiştir. Oyuncak haline getirilen tabletler pek çok kişide internet bağımlılığının temel enstrümanı olmuştur. Teknoloji okuryazarlığı ile teknoloji bilinçli kullanmak başka şeylerdir. Günümüzde her vatandaştan beklenen asgari düzeyde de olsa teknoloji kullanıyor olmasıdır. Aslında bu beklenti özellikle belli bir yaşın üstünde olanlar için olmalıdır. Çünkü iki yaşındaki bebekler bile akıllı(!) telefonlar sayesinde teknolojiyi kullanmaya başlamışlardır. Çoğu ebeveynler için bu bir övünç göstergesi olsa da özü itibariyle sıkıntılıdır. Son 10 yıllık süreçte tüm dünyada internet bağımlılığı giderek artan bir hastalık haline gelmeye başlamıştır ve bu hastalık görüntüde fiziki bir sıkıntı oluşturmadığı için pek çok kişi hasta olduğunun bile farkında değildir. Hasta olduğunu kabul etmeyen birini tedavi etmek de pek mümkün olmuyor bu sebeple.
İnternet bağımlılığının literatürde net bir tanımı yoktur. Pek çok sosyal bilimci ve tıp uzmanı bu alanda çalışma yapmışlardır. Yapılan çalışmalarla “internet bağımlılığı” bir olgu olarak kabul edilmiştir. Tüm araştırmacıların üzerinde fikir birliğine vardıkları nokta: “Birey gerçek âlemdeyken bile sanal âleme ilişkin hayal dünyasında ise, bağımlılık başlamıştır.” Bugün büyük-küçük, zengin-fakir pek çok kişi günün hemen her anını internet aracılığıyla sosyal medyada geçirmektedir. Sabah uyanır uyanmaz sosyal medyada ne kadar beğenildiğini görmek için telefona sarılan milyonlarca insan bulunmaktadır. Üstelik bunların büyük bir kısmının sosyal toplumla nitelikli bir bağlantısı da bulunmamaktadır.
Okul çağındaki çocukların/gençlerin bu çılgınlıktan kendilerini beri tutmaları gittikçe zorlaşmaktadır. Eğitimcilerin, ebeveynlerin ve hükümetlerin en önemli görevi çocukları/gençleri bu internet çılgınlığından korumak olmalıdır. Sakarya Üniversitesi, İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi ve Uluslararası Doktorlar Birliği’nin (2015) ortaklaşa yaptıkları araştırmaya göre; lise öğrencilerinin yaklaşık %20’si günde 3 saatten fazla internet, yaklaşık %30’u 3 saatten fazla akıllı telefon, yaklaşık %20’si 3 saatten fazla sosyal medya kullanmakta ve yaklaşık %10’u da 3 saatten fazla bilgisayar oyunu oynamaktadır. Okul çağındaki gençlerin internet bağımlılığı; onların bedensel ve psikolojik gelişimlerini, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek, akademik başarılarını düşürmektedir. Ayrıca internette kumar, cinsel sapkınlıklar ve siber suçlarda önemli bir artışa sebep olmaktadır.

Modern dünyada interneti kullanmamak mümkün gözükmüyor artık. Öyleyse onu bilinçli kullanmak için çalışmamız lazım. Gelecek için endişe edeceğimiz tek kesim, gençlerimizdir. Gençlerimizin bilinçli olarak yetiştirilmesi en önemli görevimizdir. Ebeveynler, eğitimciler olarak çocuklarımızla/gençlerimizle gerçek âlemde daha nitelikli zaman geçirmeliyiz. Yoksa onlara vakit geçirecekleri sanal bir dünya bulurlar ve onların buldukları dünya geleceğimiz için tehlikeli olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz