24 Haziran seçimleri sonrası Türkiye yeni bir sisteme, başkanlık sistemine resmî olarak geçti. Birbiri ardına kanunlar çıktı, yasalar değişti. Değişen sadece kanun, yönetmelikler değildi; beklenen kabine değişikliği de gerçekleşti.
Eğitim camiası mensupları olarak şunu gördük ki son 16 yılda Millî Eğitim bakanları sürekli değişmiş -bakanların sürekli değişmesi sistemin problemli olduğunun bariz göstergesi- fakat bakanlığın / bakanların uyguladığı politikalar problemleri çözmemiş aksine daha da kördüğüm hâline getirmişti.

Eğitimdeki bu keşmekeş durumun iktidar mensupları tarafından da dile getirildiğine şahit olduk. Fakat şikâyet etmek sorunları çözmüyor. Yolunda gitmeyen şeyleri değiştirmek icap ediyordu.
2018-19 Eğitim Öğretim Yılı’na yeni bir bakan ve yeni ümitlerle başlamak güzel bir şey olsa gerek. Sayın Selçuk’un basın açıklamaları, ilk değerlendirmeleri öğretmenlere ümit vermiş, karşılaştığımız sorunların çözüleceğine dair inancımızı ziyadeleştirmiştir.
Öğretmenler ve eğitim yöneticileri olarak yeni Millî Eğitim Bakanı’ndan birikmiş olan problemleri çözmesini bekliyoruz. Bu problemlerin bazılarını kısaca tekrar hatırlayalım ve hatırlatalım:

Öğretmenin İtibarı: Son yirmi yılda öğretmenlerin itibarı günden güne yara almış, öğretmenler toplumda günah keçisi olarak ilan edilmişlerdir. Nurettin TOPÇU yıllar öncesinden öğretmenin toplumdaki yerini ne güzel ifade etmiş: “Devletleri ve medeniyetleri yapan da yıkan da muallimdir. Muallime değer verildiği, muallimin hürmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir. Muallimin alçaltıldığı, mesleğinin hor görüldüğü milletler düşmüştür, alçalmıştır ve şüphe yok ki bedbahttır.”

Ders sayısı ve saatlerinin fazla olması: Bugün haftalık ders saatleri ortaokullarda 35, liselerde ortalama 40 saattir. Özellikle ortaokul talebeleri için bu ciddi sıkıntılar oluşturmakta, çocuklarda son saatteki derslerde yorgunluk ve ilgisizlik görülmektedir. Ayrıca Resim, Müzik ve Beden Eğitimi derslerinin saatlerinin azaltılması öğrencileri olumsuz etkilemekte, okullar bu açığı seçmeli derslerle kapatmaya çalışmaktadır. Lise ve ortaokullarda ders saatlerinin ve ders sayısının azaltılması şarttır.

Eğitim yöneticilerinin atamaları: Yönetici atamalarında da ciddi şikâyet ve adaletsizlikler olmaktadır. Bakanlık mahkemelerde bu konuda uzun mesailer harcamak zorunda kalmıştır, kalmaktadır. Liyakatli, ehil kimselerin öncelendiği; adalet merkezli bir atama yönetmeliğinin hazırlanması ve takibatının bir an önce yapılması gerekmektedir.
Liselere geçiş sistemindeki boşluklar: TEOG’un kaldırılmasından sonra liselere geçiş sistemi yeniden hazırlandı. Eve en yakın okula öğrenciyi yerleştirmeyi hedeflemesi bu sistemin artılarından biridir. Fakat bazı eksiklerin olduğunu da söylemek durumundayız. Sınavla öğrenci alan okulların seçimi bazı bölgelerde ciddi tepkilerle karşılanmış, Fen Lisesi seviyesindeki Anadolu liseleri bu listeye girememiştir. Liselere geçiş sistemi tekrar gözden geçirilmeli, sistemdeki boşluklar bir an önce düzeltilmelidir.

Köy okullarının boşalması / kapanması: Köyden kente göçün önlenememesi köy okullarının kapanmasına dolayısıyla şehir merkezlerindeki okulların kalabalıklaşmasına neden olmaktadır. Bu durum devlete de mali yük getirmekte, sürekli yeni okullar yapılarak bu açık kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu durum ülkemizdeki tarım, çevre ve şehircilik politikalarıyla da ilgili bir meseledir. Köyden kente, Doğu’dan Batı’ya göçün durdurulması, insanımızın doğduğu yerde doyması eğitim açısından da çok önemlidir.
Mesleki Eğitim: Son yıllarda İmam Hatip okullarının çoğalması müspet bir adımdır. Aynı şekilde öğrencilerimize ortaokul sıralarından itibaren mesleki yeterliliklerini ölçecek imkân verilerek onları meslek okullarına yönlendirmek de gerekir. Bu amaçla meslek okullarının cazibesini ve çeşitliliğini artırarak ilgili öğrencilerimizi o okullara yönlendirebiliriz. Sadece İmam Hatip okullarına değil diğer Meslek liselerine de ayrıcalıklar tanınmalıdır.

Öğretmenlerin ekonomik hakları: Öğretmenlere her 24 Kasım’da övgüler dizen siyasilerin onların ekonomik haklarını iyileştirmek için pek bir şey yapmaması dikkat çekmektedir. Büyük şehirlerde görevini bin bir zorluklarla ifa etmeye çalışan eğitimciler ekonomik problemlerle uğraşmak zorunda kalmaktadır. Bu amaçla ek iş yapan birçok öğretmen arkadaşımız var. Bu sıkıntılı durumun bir an önce önüne geçilmeli ve seçimden önce vaat edilen 3600 ek göstergenin her öğretmeni kapsayacak şekilde bir an önce yasalaşması gerekmektedir.

Öğretmenlere uygulanan şiddet: Adliye koridorlarında, karakollarda, hastanelerde öğretmenleri çok sık görür olduk. Oysa muallimlerin mekânı okullardı. Eğitim okul dışına menfi bir şekilde taştı. Ziya SELÇUK Bey’den öğretmenlere sahip çıkmasını istiyoruz.
Materyalist eğitim: Yıllar önce bir dergide calib-i dikkat bir cümle ile karşılaşmıştım: “Çoraplarımızın rengiyle uyumlu değilse değişmesi gereken kanunlardır.” Eğitim sistemimizin, eğitim felsefemizin bu topraklar ile uyumlu olması salih nesiller için şarttır. Kendi kültür ve değerlerimizi, tarihten aldığımız manevi mirası müfredata dâhil etmeliyiz. Pozitivist, maddeci ve -haşa- Allah yokmuş gibi yazılan kitaplarla, kurulan müfredat ile bilim ve felsefe yapılamaz. Metafizik olmadan fizik olmaz, fiziksiz de metafizik olmaz.

“Millî” bir eğitim: Son yıllarda çok sık kullanılan bir kavram var: “yerli ve millî olmak”. Bu kavramların derinlemesine analiz edilmesi ve anlaşılması gerekiyor. Eğitim camiası olarak mensup olduğumuz bakanlığın ana kelimelerinden biri de” millî”dir. Millî kavramının ne ifade ettiğini genişçe açıklamak bu yazının konusu değil fakat şu kadarını ifade edelim: Kısaca millî demek bağlı bulunduğumuz medeniyet değerleriyle, özellikle dinî ve kültürel değerlerle içkin olmak demektir. Kendi kültür, medeniyet ve tarihî değerleriyle bağdaşmayan, tercüme pedagojik kitaplar ışığında millî bir eğitimin vücuda gelemeyeceği aşikârdır. Kitaplar tercüme edilsin yine fakat uygulamaya geçilirken ana renk “biz” olalım.

Basında öğretmenle ilgili menfi haberler: Bir milyonluk bir camiada maalesef yüz kızartıcı suçlar işleyen ya da bu tür olaylara karışan öğretmenler çıkabilmektedir. Basın mensuplarının bu tür haberleri verirken kullandıkları üsluba ve haberin doğuracağı sonuçlara dikkat etmeleri gerekmektedir. Basında bu tür haberler yerine binlerce fedakâr öğretmenin çalışmalarını görmek eğitimcileri daha çok motive edecektir.
Türkiye’de eğitim meseleleri yukarıda saydıklarımızdan ibaret değildir. Sözleşmeli öğretmenliğin getirdiği sorunlar, mülakatlar, ilk atama kategorisinde olanların atandıkları yerde 4+2 yıl çalışma mecburiyeti, zorunlu eğitim gibi sorunları da ayrı başlıklar altında ele alınabilir.

Yeni Millî Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK, İsmet YILMAZ Bey’den görevi devralırken “Tek güvencem öğretmen arkadaşlarımız, meslektaşlarımız. İnşallah bu güveni sarsmamaya ve beklentileri karşılamaya gayret edeceğiz.” diye açıklama yapmıştı. Daha sonra yaptığı basın toplantısında da dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştu: “Temel kavramımız adalet olacak. Ben bakan olmaya değil, gören olmaya çalışacağım. Ahlakın üzerine inşa edilmemiş eğitim sisteminin geçerli olacağına inanmıyoruz. İnsan temelli bir eğitim anlayışı kuracağız.”
Biz de tekrar hayırlı olsun diyor ve Bakan Bey’den eğitim camiasının sorunlarını çözmesini bekliyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz