Yeni Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir gelişme olmasın. Yeni politikayla birlikte yenilikler peş peşe geliyor. Yıllar önce yeni ekonomi, yeni TL, yeni yollar, yeni köprüler ve yepyeni tüneller derken nihayet sıra yeni anayasa ve yeni müfredata ancak gelebildi.
Hukuk sistemi, eğitim sistemi, ekonomi sistemi ve yönetim sistemiyle devletler bir bütündür. Bu bağlamda müfredat ve anayasa birbirleriyle bağlantılı iki kavram aslında. Anayasa, normlar koyarak devletin işleyişini sistemli hâle getirir; müfredat ise eğitim sistemimizi. Anayasa insanların, konulan normlara uygun kişiler olarak yaşamasını ister. Hatta insanları zaman zaman buna zorlar. Müfredat ise anayasanın istediği insan tipini eğitip şekillendirir. Müfredat taslağının genel amaçlar bölümünde anayasanın ilk dört maddesine de bu yüzden atıf yapılıyor zaten. Maneviyatçı bir anayasaya sahip olan devletler ahlak ve maneviyatı önemseyen bir müfredat belirlemek zorundadır. Laik, seküler bir anayasaya sahip devletler ise materyalist ve seküler bir müfredat oluşturmak zorundadır.
Oldu olacak, yapıldı yapılacak derken yeni müfredat taslağı nihayet açıklandı. Genel olarak birçok derste bazı konuların çıkarılması, millî ve manevi içerikli yeni konuların eklenmesi olumlu bir gelişme olmakla birlikte eğitim felsefesinde ve paradigmasında herhangi bir değişikliğin yapılmadığını görüyoruz. Eğitim sistemimiz yine materyalist bir zemine oturtulmuştur.
Bütün ders programlarında “Her öğrenci özgün bir birey olarak kabul edilmiştir.” cümlesiyle “birey’in” hedeflendiği anlaşılıyor. Birey, Batı toplumlarının bugünkü bunalımlı ve yıkılmanın eşiğine gelmesine neden olan ve insanların, kapitalizmin hizmetindeki köleler şeklinde bir hayat tarzı sürdürmelerine sebebiyet veren bireyselliği, yani bencilliği doğurmuştur. Bizim medeniyetimiz bireyi değil, insanı ve toplumu esas alır.“Sizin en hayırlınız insanlığa en faydalı olanınızdır.” hadisi toplumsallığı önemsememizi öğütler. Bireyselliği ve bencilliği değil.
Milli eğitimin amacı da birey değil, “insan-ı kamil” yetiştirmek olmalıdır. Onun için de müfredatlarımız “ önce insan” anlayışı ele alınarak hazırlanmalıdır.
Müfredata yeni eklenen değerler eğitiminin üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Öğretim Programının Temel Felsefesi bölümünün 6. maddesinde “ Millî ve manevi değerleri merkeze alarak öğrencilerin kendi örf ve âdetleri çerçevesinde ruhsal, ahlâkî, sosyal ve kültürel yönlerden millî kimliklerinin gelişmesini temel alır.” ifadesi yer alıyor. Millî ve manevi değerlere dayalı bir değerler sistemi ortada yok. Öğretim Programında Değerler Eğitimi bölümünde ise “Temelde bireylerin iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olmalarını sağlayacak bilgi, beceri, tutum, davranış ve alışkanlıklarla donatmayı amaçlayan eğitim, bu yönüyle değer dolu bir etkinliktir.” diyor. Ancak bu dopdolu değerlerin kaynağı ve neler olduğu hakkında hiçbir bilgi içermiyor. Hangi kıstaslara göre iyi insan, iyi vatandaş olunacağı konusuna değinilmiyor.
Değerler bütünü tamamen evrensel değerlerden oluşuyor. Özelde İslam’a özgü hiçbir değer bulunmuyor. Kaynağı Kuran ve sünnet olmayan bir değerler bütünü ahlak ve maneviyat kalkınmasını sağlayabilir mi? İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi Dersi Öğretim Programının İnsan Olmak adlı birinci ünitesinde “İnsan olmanın niteliklerini açıklar. İnsanı insan yapan değerlere odaklanılmalıdır.” kazanımı bulunuyor. İnsan olmanın nitelikleri materyalizme göre başka. İslam’a göre başka. İnsanı insan yapan değerlere İslami bir bakış açısıyla mı, yoksa materyalist bir bakış açısıyla mı bakılmıştır? İkinci ünite Hak, Özgürlük ve Sorumluluk konularında neye göre hak, neye göre adalet, neye göre eşitlik ele alınmıştır? AB normlarına göre mi, İslam’a göre mi? Burada da yine cevaplanması gereken sorular var.
Fen bilgisi ve biyoloji derslerinden evrim teorisi ismen kaldırılmış olsa da madden ve ruhen varlığını sürdürüyor. Gerek fen bilimleri derslerinde ve gerekse tarih ve coğrafya derslerinde materyalist ve evrimci bir bakış açısının kullanılmış olması evrim teorisinin çıkarılmasını önemsiz kılmaktadır. Önemli olan bütün varlığın bir yaratılış inancına dayandırılmasıdır. Bu yapılamadığı gibi 10. Sınıf Biyoloji Dersi Programı’nın Kalıtımın Genel İlkeleri ünitesinde “ Genetik varyasyonların biyolojik çeşitliliği açıklamadaki rolünü sorgular. Varyasyonların nedenlerinin (mutasyon, kromozomların bağımsız dağılımı ve krossingover) tartışılması sağlanır. Mutasyon çeşitlerine girilmez.”
Bu konudan elde edilmesi düşünülen kazanım, evrim teorisinin doğal seçilim maddesini içeriyor. 12. Sınıf Biyoloji Dersi Programı’nın Canlılar ve Çevre konulu ünitesinde “Çevre şartlarının genetik değişimlerin sürekliliğine olan etkisini açıklar.” başlığı altında
“Varyasyon, adaptasyon, mutasyon vb. kavramlar üzerinde durulur.” kazanımı Darwinist bakış açısını bu kavramlarla ifade etmekten öte bir şey değildir.
Yaptığımız öneriler sonucunda Türk ve İslam ilim adamlarının buluşları, çalışmaları ve hayatları bazı derslerin programlarına eklenmiş. Ancak mevcut bilim tarihini siyonistler çarpıtarak geliştirmiştir, ifadesine yer vermezseniz bunun da bir kıymet-i harbiyesi olmayacaktır. Hayatın bilgisi verilirken yine hayatı var eden Allah’tan tek kelimeyle bile bahsedilmiyor.
Yeni müfredatla ilgili olarak Sayın Müsteşar “ Ben birey olarak çocuğumu dindar olarak yetiştirmek isterim ama Milli Eğitim Bakanlığı müfredatını öyle yapamam.” diyor. Reis-i Cumhur, dindar nesil yetiştireceğiz, diyor. Sayın Müsteşar, dindar nesil yetiştirecek müfredat yapamayız, diyor. Yetkililerin müfredatı oluştururken “Beyaz Kitap”tan istifade ettik “Beyaz Kitap” AB normları mı, Fulbright Eğitim Komisyonu mu? Yoksa bilmediğimiz başka üst akıl ve üst etkenler mi?
Yeni müfredatla ilgili söyleyebileceğimiz şey; eğitimin “materyalist” muhtevasına, muhafazakâr bir kılıf giydirilmiştir.
Yeni anayasada laik ve demokratik yapı korunduğuna göre, laik ve demokrat insan tipini yetiştiren bir müfredata sahip olacağız gibi. Bildiğimiz bir şey varsa o da Maide Suresindeki şu üç ayetin bize anlattığı derin anlamdır:
Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.(Maide 44)
Ve kim, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir. (Maide45)
Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar fâsıklardır. (Maide 47)
Vesselam…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz