MEB geçtiğimiz günlerde bazı yenilikler açıkladı. Şunu baştan ifade edelim ki kaynağını inancımızdan almayan hiçbir yenilik milletimize fayda sağlamayacaktır. Mevcut iktidarın bilmem kaçıncı MEB bakanı Sayın Selçuk yine sistem değişikliğine gidildiğini açıkladı.
Eğitim alanında şimdiye kadar yapılan değişikliklerin sonucu nasıl “dindar nesil” olmadıysa bugün atılacak bu yeni adımlarla da ancak LGBT içselleştirilecektir. ETCEP ve İstanbul Sözleşmesi bunun açık seçik habercisidir. Dünkü yutulan zokaların sonucu bugün boşanma sorunu ve deizm inancı olarak karşımıza çıkıyorsa bugünkülerin sonucu da 2024 ten sonraları karşımıza LGBT’yi içselleştirmiş vatandaşlar olarak çıkacaktır. Hiç şüpheniz olmasın.
Bakanın bu açıklaması bize meşhur 3 Zarf hikâyesini hatırlattı.* Hikâye uzun, kısaca hatırlayalım: Bir önceki yönetici görevden alınınca yerine getirilen yöneticiye, darda kalırsan bu zarflar işine yarar diyerek 3 zarf verir. Birinci zarfta “Kendinden öncekileri suçla.”, ikinci zarfta “Sistemi değiştir.” ve sonuncu zarfta “Sen de üç zarf hazırla.” yazılıdır.
İşlerin pek de iyi gitmediğini başta öğretmenlerimiz, veli ve tüm paydaşlar bilmektedir. Sayın Bakan önceki bakanların yanlışlığını ortaya koyarak birinci zarfı açtı. Bu günlerdeki açıklaması ile yeni sistem getiriyoruz diyerek zaman kazanma yolunu seçmiş gibi. İkinci zarf bir müddet işine yarayacak gibi görünüyor. Üçüncü zarf için öngörülen tarih 2024. Ancak ülkemizde MEB bakanlarının ortalama ömrünün 1,5 yıl olduğunu Sayın Bakan söylüyor, unuttuysa hatırlatalım.
Peki, sizin önerileriniz yok mu? Elbette var fakat sayın bakan Ziya Selçuk’a ÖĞ-DER olarak ilettiğimiz randevu taleplerimize sayın bakan cevap vermedi. Duyumlarımıza göre bakanlık bir dizi dernek, vakıf ve sendika ile iş birliği yapıyor. Ancak faklı ve millî çözüm önerenlere bir davet ne yazık ki yapılmadı, yapılmıyor.
Çözüm isteniyorsa önce niyetin değiştirilmesi şarttır. Niyet halis ve sahih olmalıdır. Niyet değişikliği bu açıklamalarda ne yazık ki yoktur. Sadece şeklî değişiklikler vardır, hepsi bu kadar. Mesele, çocukların kalbine ne koyduğunuzdadır, sonra nasıl öğrettiğiniz gelir. Bakanlık ne öğretileceği konusunda bir niyet değişikliğine gitmemiştir. Hala AB’nin dayatmalarına severek ve isteyerek devam etmektedir. ETCEP gibi değişiklikler bunun teyididir.
Yapılmak istenen değişikliklerin faydalı olup olmadığını anlamak için ölçülerimize bakmamız yeterli olacaktır. Öğretilen bilgilerin, kazandırılacak davranışların çocuğa faydası var mı, ne kazandıracak, çocuğun ne zaman işine yarayacak? Daha anlaşılır bir şekilde; öğretilecek bilgi-davranış insanı ahlaklı, dürüst, karakterli, faziletli bir kişi yapar mı? Helali haramı bilir ve helali tercih edecek erdemi gösterir mi? Yaptığı işlerde ahireti, hesabı düşünür, hakka riayet eder mi? Matematikte 5 4’ten büyük olduğunu bilirken helal 4’ün haram 5’ten büyük olduğunu daima hayat prensibi görür mü?
Yetiştireceğimiz insanlar haksızlık karşısında durabilecekler mi, yalana talana karşı hakkın yanında yer alabilecekler mi? Yoksa hazcı ve bencil ucube yaratıklar mı olacak? Korkarım ki bunun büyük bir sorun olduğunu anladığımızda çok geç olacak!
Son değişiklikte yer alan dersler ve ders saatlerinin azaltılacağı ile ilgili kafa karışıklığı giderilmiş değildir. Bu değişiklik işlevsiz bir görünüm arz ediyor. Öğrenci öğrendiklerini içselleştiremiyor diyorsunuz, açıklananlarda içselleştirmesinin bir karşılığını göremedik. Öğrenci yegane yaratıcı olan Allah’a (cc), kendisine ve topluma karşı yapması gereken ibadetlerini nasıl içselleştirecek? Bu umurunuzda mı?
Şöyle olması daha akla yatkın görünmektedir: Öğrenciler temel dersleri zorunlu olarak öğleye kadar alır. Öğleden sonraki zamanlarda öğrencinin seçtiği sanatsal, sportif, dinî ve kültürel faaliyetlere dilediği dernek, vakıf, belediye kültür birimlerinin kursları vb. çalışmalara katılır, kendini gerçekleştirir, öğrendiklerini içselleştirir.
Bu teklife, çeşitli bazı mahzurlar ileri sürülerek karşı çıkılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki içselleştirme, aidiyet, millet ve vatan sevgisi özgürce, rahatlıkla bu alanların eğitim ile ilişkilendirilmelerinden geçmektedir. Milletine güvenmeyen bir yapı nasıl millî bir eğitim oluşturabilir?
Ders sayıları azaltılırken bizim kadim medeniyetimiz hesaba katılmıştır umarım. Bunun en açık karinesi, ilimlerin tasnifinin doğru yapılması neticesinde “gaye ilimler”inin zaruri olarak okutulması, ardından “alet ilimleri”nin tercihli hâle getirilmesinde yatıyor. Bu bakımdan bilaistisna okullarımızda zorunlu olarak mantık, ilimler tarihi, ilmihal dersi, ahlak dersi, hayat bilgisi ve beceri dersi, Osmanlıca mutlaka okutulmalıdır. Seçmeli derslere muhakkak hüsnü hat-tezhip, sağlık-beslenme, sanat tarihi, mesleki dersler, (ticaret, tarım, hayvancılık, sanayi,
pazarlama vb.)
çeşitli spor seçenekleri ile zenginleştirilmelidir.
Eğitimimizin yönü, yetiştireceği insan tipi aziz milletimizin inancı, tarihi ve kimliği ile uyuşuyor mu, değilse kim, kimler karar veriyor, milletimiz bunu bilmelidir. Prof. Yuval Harari’nin 2018’de Davos’ta yaptığı konuşmada özetle “Önümüzdeki 20, 25 yıl içerisinde insan ırkı kendi kendini idare edemeyecektir. Dünyayı küçük bir azınlık yönetecektir.” söylemi tesadüf değildir.
Küresel egemen güçlerin bu hedefe uzun zamandır yürüdükleri açıktır. Açık olmayan şey, o azınlık Siyonist Yahudilerin bize uygulattıkları plan ve projelerdir. Kendi kendilerini idare edemeyecek denilenler ise biz ve dünyadaki eğitim sistemleri ile eğitilmiş itaatkar kölelerden başkası değildir.
Sayın Bakan’ım, kamuoyunun merak ettiği bazı önemli sorular var:
Çocuklarımızın itaatkar köleler olmamaları için yeni dediğiniz sistem ve programlarda neler var, çok merak ediyoruz.
Bu programın hazırlanmasında UNESCO Türkiye Türk Milli Komitesi ve üyesi Mustafa SAFRAN’ın etkisi nedir? Bu adımların atılmasında Fulbright Türkiye Komisyonunun ve uzantılarının etkisi var mıdır? Sizin de bu yapılarla irtibatınız var mı?
Bu tedbirlerin Türkiye ve milletimize fayda getireceğine, gerçekten inanıyor musunuz?
Sizlere sunulmuş bazı işlenmiş veri ve raporların aldığınız bu kararlara etkisi olmuş mudur? Bu rapor ve verilerin dış kaynaklı verilerle giydirilmiş olması endişe verici değil midir?
Liselere konulacak Bilgi Kuramı dersi Batıcı eğitimden (theory of knowledge) devşirilmiş bir kopya değil midir? Onun yerine “Düşünme Eğitimi ve Bilginin Kaynakları” dersi konulamaz mı?
Atılan bu adımlar bakanlık üst düzey yöneticileriyle mi alındı? Bu kararlarda Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Bilim Komisyonun katkısı nedir? Özel bir ekip çalışması yapılmış mıdır? Diğer etmenler var mıdır, varsa ortak bir karar mıdır?
Sayın Cumhurbaşkanımızın “dindar nesil” endişesi bu çalışmaların neresinde yer alıyor, yoksa bu hedef rafa mı kaldırıldı, bu hedeften vaz mı geçildi?
Zira bilinen bir gerçek var ki yonca ekilip gonca biçilmeyecektir. Bir eğitimci olarak bu endişelerimizde yanılmayı isterim.

  • http://www.hikayelerimiz.com/uc-zarf/

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz