Bu sayıda iki güncel konuyu mercek altına aldık. İlk konuda İslam coğrafyasındaki yürek acıtıcı savaşlar ve ölümler ile Avrupa’ya göçün perde arkasını aralamaya çalıştık. İkinci konuda ise ülkemizde infiallere sebep olan ve giderek artan taciz ve tecavüz vakalarına farklı bir pencereden baktık.

Şiddet Sarmalındaki İslam Coğrafyası ve Kıyametin Ayak Sesleri
İslam coğrafyası kan ve gözyaşı döküyor. Katliamlar, zulüm, adaletsizlik ve sömürü bütün İslam ülkelerini sarmış durumda. Afganistan, Irak, Suriye, Somali, Sudan, Mısır, Yemen ve diğerleri… Hepsi de küresel bir oyunun sahneleri durumunda. Arap baharı safsatasıyla İslam ülkeleri kaosa sürüklenerek otorite boşluğu oluşturuldu. Birinci Dünya Savaşı’nda cetvelle çizilen haritalar yeniden çizilmeye başlandı. Yemen ve Sudan bölündü. Libya, Irak, Suriye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi İslam ülkeleri için de aynı senaryolar uygulamaya konuluyor. İslam coğrafyası parsel parsel parçalanıyor. Tıpkı yüz yıl önce Osmanlı İmparatorluğunun parçalandığı gibi.

İslam coğrafyası kan ve gözyaşı döküyor. Katliamlar, zulüm, adaletsizlik ve sömürü bütün İslam ülkelerini sarmış durumda. Afganistan, Irak, Suriye, Somali, Sudan, Mısır, Yemen ve diğerleri… Hepsi de küresel bir oyunun sahneleri durumunda.

ABD desteğiyle kurulan El Kaide terör örgütü bahane edilerek önce Afganistan darmadağın edildi, ardından da Irak. ABD’nin asker kimlikli katilleri elini kolunu sallayarak Pakistan’a girip çıkıyor ve her türlü katliamı yapıyorlar. Böylelikle Pakistan da kuşatma altına alınarak gözdağı veriliyor.

Irak üç bölüme ayrılmış ve hem mezhep hem de nesep savaşları körükleniyor. Irakta her gün bombalar patlatılarak Irak insansızlaştırılıyor. Suriye’de taş üstünde taş kalmadı. Dünyanın neredeyse her ülkesinden askeri birlikler Suriye topraklarında cirit atıyor. ABD ve İngiltere ortak imalatı olan İşid terör örgütü bu coğrafyadaki ülkelerin başına bela edilerek kaos ortamı oluşturuluyor.

Somali’de Eş-Şabab, Nijerya’da Boko Haram, El Kaide ve İşid terör örgütleriyle ilgili eylem analizi yapılacak olursa neredeyse bütün eylemlerin Müslümanlara karşı yapıldığı görülür. İslam adını kullanarak ortaya çıkan bu terör örgütleri İslam’a karşı savaşan insanları öldürmüyorlar. Müslümanları katlediyorlar. El Kaide’nin veya Işid’in İsrail’e karşı tek bir eylemine rastlanmıyor. Bu terör örgütlerinin arkasında ABD ve İngiltere yani Siyonizm’in gölgesinin olduğu gayet açık değil mi?

İslam coğrafyası neden kaoslara sürüklenip insansızlaştırılıyor? Bu konuyla ilgili birçok komplo teorisi sıralanabilir. Bir teoriye göre küresel ısınma sonucunda Kuzey Afrika ve Mezopotamya bölgesi en verimli topraklara sahip olacak ve dünyanın gıda ambarı haline gelecek. Bundan dolayıdır ki küresel ısınma sonucu çölleşecek veya sular altında kalacak Avrupa ve Amerika bu topraklara sahip olmak için senaryolar üretiyorlar. Bir diğer teori ise Arz-ı Mev’ud sınırları içinde olmaları. Yani Büyük İsrail’in önündeki engellerin kaldırılması ki bu senaryonun hayata geçirildiğini gösteren emareler hayli güçlü.

Son beş yılda Avrupa’ya kaçak göçler arttı. Göç edenlerin %60’ı Suriyeli, %40 ise Irak, Afganistan, Somali ve Sudanlı. Ümmetin yetimleri, ümmetin çocukları Akdeniz’in soğuk sularında yitip gidiyor.

Son beş yılda Avrupa’ya kaçak göçler arttı. Göç edenlerin %60’ı Suriyeli, %40 ise Irak, Afganistan, Somali ve Sudanlı. Ümmetin yetimleri, ümmetin çocukları Akdeniz’in soğuk sularında yitip gidiyor.

Polis verilerine göre Avrupa’da on bin göçmen çocuk kayıp. Kimi organ mafyasının masasında kimi Fuhuş çetelerinin kucağında yitip giden ümmetin çocukları…

Arz-ı Mev’ud sınırları içinde olan Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde de yedi sekiz aydır büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Daha önce boşaltılmış beş bin köyden sonra şimdi de ilçeler boşaltılıyor. Yakın zamanda birkaç ilin boşaltılması da gündeme gelebilir. Çözüm süreci maskesi altında terör örgütünün her türlü yığınağına göz yuman siyasal güç, seçimlerden sonra bu yığınakları ortadan kaldırmak için sokak savaşlarını başlattı. Sonuçta tıpkı Suriye, Irak, Somali, Sudan ve Afganistan’da olduğu gibi masum halk terörden kaçarak evini barkını terk etti. Geride kalan ise yıkık, harap, hayalet şehirler oldu. Kilis ise Işid terör örgütünün roketleriyle insansızlaştırılıyor. Işid Gaziantep, Kilis, Nizip en büyük hedeflerimizdir, diye hutbe veriyorsa başımızı öne eğip düşünmemiz gerek.

© Milli Şuur

İsrail’in özellikle GAP bölgesine ilgisi bilinen bir gerçek. Ceylanpınarı TİGEM ve mayınlı arazilere talip olduğu da biliniyor. Bölgede ihale alan firmalara baktığımızda; Tei-ekinciler isimli bir İsrail şirketi GAP kapsamındaki Bozova-Yaylak Su Projesi’ne yönelik ihaleyi almış. Bozova ilçesindeki su kanalı projesi, taşeron bir firma olan “Kolin” isimli bir İspanyol firmasına yaptırılmış. Merit İnternational inc, Bertı-Brudo-Jakob Behar, Zinkal, Arat Ltd. gibi birçok İsrail menşeili firmanın bölgede faaliyet yaptığı görülüyor. Gizli Yahudilerin bölgeden çok miktarda arazi aldığı da yine söylenenler arasında.

Bütün bu gelişmeler, Büyük İsrail’e giden yollar temizleniyor mu sorusunu aklımıza getiriyor.

Taciz ve Tecavüzlerin Bir Tahlili
Medyanın, sosyal medyanın ve internet sunucularının en ücra yerlere ulaşması dünyayı küçücük bir köye çevirdi. Birçok insan televizyon ve internetin esiri durumunda. Bu da toplumsal birtakım bunalımlara neden oluyor ve bu bunalımların da sirayet ettiği bireyler suça yöneliyor. Son yıllarda artış gösteren taciz ve tecavüz vakaları için herkes birçok şey söyledi ama kimse neden sorusunu sormadı. Neden bu kadar artış var, infiallere sebep olan bu iğrenç fiilin arka planında neler var? Annelik duygusu gibi en güçlü bir duyguyu unutacak kadar canavarlaşıp çocuklarının katline sebep olan anneleri zinaya sürükleyen nedenleri ve bu annelerin nasıl bu hâle geldiğini hiç kimse sorgulamıyor.

Kişi başı dört saat televizyon izleme oranıyla dünyanın birincisi durumundayız. İnterneti kullanma amaçlarının başında pornografik içerik bulunuyor. Televizyon dizileri adeta birer cinsel sömürü aracına dönüştürülmüş durumda. Gerek internet ve gerekse televizyonun cinsel saldırılarına maruz kalan bireyler izlediklerini doğallaştırıp aynısını uygulama eğilimi sergiliyorlar. Gerçek dünya filmlerdeki dünyadan çok farklı olduğundan bu gerçeklikle karşılaşan birey, arzularını zorla yapıyor veya yapmaya çalışıyor ve nihayetinde iğrenç bir suçun faili durumuna geliyor. Son beş yılda taciz ve tecavüz vakalarında %50 artış olmuş. Zina suç olmadığı için çetelesi bile tutulmuyor. Son aylarda toplumsal infiallere neden olan taciz ve tecavüz vakaları yaşandı. Faillerin yaş ortalamalarına baktığımızda yirmi beş yaşın altında. Mevcut hükümet iktidara geldiğinde henüz yedi sekiz yaşlarında çocuklardı. Dindar nesil söylemlerinin dile getirildiği zaman ortaokul ve lise çağlarında gençlerdiler. Geçen süreçte dindar nesiller yetiştirilemediği gibi Tecavüzcü Coşkunlar yetiştirildi. Tacizci ve tecavüzcü sayısında artış oldu. Bu da eğitim sisteminin iflas ettiğini gösterir. Bir ülkede suç oranları devamlı artıyor ve manevi kalkınma sağlanamıyorsa o ülkede eğitimden söz edilemez.

Son beş yılda taciz ve tecavüz vakalarında %50 artış olmuş. Zina suç olmadığı için çetelesi bile tutulmuyor. Son aylarda toplumsal infiallere neden olan taciz ve tecavüz vakaları yaşandı.

Kaldı ki Kayseri’deki Cansel olayının faili bir öğretmen. Yine Karaman’da bir STK’nin yurdunda kalan erkek öğrencilere karşı işlenen tecavüz olayının faili de bir öğretmen. Çocuğun cinsel istismarı iddiasıyla hakkında kovuşturma olanlar, eş-dost mülakatıyla sorgusuz sualsiz, önemli imam hatip liselerine bir günde müdür olarak görevlendiriliyorsa ve bu olayın ortaya çıkmaması için, iktidarla yakınlık kurup devletin içinde çöreklenen bazı menfaat şebekeleri ve üst bürokrasi tarafından birileri tehdit edilip sindiriliyorsa durum gerçekten vahim demektir. Daha da vahimi bu tip olayların bazıları tarafından ‘’vaka-i adiyeden’’ sayılıyor olması. Yanlış sistem bozuk insanı, bozuk insan da yozlaşmış toplumu inşa ediyor. Milli Eğitim Bakanımızın açıkladığına göre 2001 ile 2016 yılları arasında altı yüzü aşkın öğretmen cinsel taciz ve istismar nedeniyle meslekten men edilmiş. Bu bize şunu gösteriyor ki öğretmen yetiştirme ve mesleğe kazandırmada da ciddi sorunlar var. Yani eğitim sisteminin ve kurumlarının neresinden tutsak elimizde kalıyor. Sadece eğitim kurumlarında değil, kokuşmuşluk birçok kurumda had safhada.

Liyakata göre değil; mülakata göre eş-dost, hısım-akraba atamaları son hız devam ederken toplumdaki ahlaki yozlaşmayı ve manevi çöküntüyü kimse dikkate bile almıyor. Hapishane yapımı okullaşma oranlarına yaklaşmış durumda. Mevcut hapishaneler dolup taşıyor. 2001 yılında 55 bin olan hükümlü sayısı 2015 yılında 176 bin olmuş. Hükümlü profillerine bakıldığında yarısının gençlerden oluştuğu görülür. Yani on beş yıllık iktidarın rahle-i tedrisatından geçen bir nesil. Sırf bu gösterge bile mevcut siyasal gücün sağlıklı bir eğitim politikası üretemediğini ortaya koyuyor. Son zamanlarda müfredatın değiştirilmesi gerektiği en üst perdeden dile getirildi. Yenilenecek müfredat Tecavüzcü Coşkunlar üretmeye devam mı edecek, yoksa dindar nesiller mi ortaya çıkaracak bunu hep birlikte bekleyip göreceğiz. Ancak bir gerçek var ki Avrupa Birliğinin kuyruğuna yapıştığımız sürece maneviyatçı bir eğitim sistemine sahip olmamız ve dindar nesiller yetiştirmemiz pek de mümkün değil.

Gasp, hırsızlık, cinnet getirme, zina ve tecavüzler sonucu hunharca işlenen cinayetler… Aşığı ile yaşadığı yasak ilişki ortaya çıkmasın diye oğullarının öldürülmesine sebep olan annelerin İstanbul’dan Kars’a uzanan ibretlik öyküleri… Ve aile yıkılmasın diye kurulan Kadın ve Aile Politikaları Bakanlığı…Biraz geç kalmadık mı!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz