Alışkanlık “psikolojik olarak bir iş, durum veya olgunun birey tarafından sürekli devam ettirilmesi ve düzenli aralıklarla gerçekleştirilen bir davranış” olarak tanımlanabilir. Zararlı alışkanlığı da “insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren alışkanlıkları, bağımlı olacak derecede sürdürmeye iten davranışlar” olarak tanımlayabiliriz.

Ülkemizde son zamanlarda alkol, tütün, uyuşturucu, kumar gibi bağımlılık yapan zararlı alışkanlıkların arttığını ve hatta çok küçük yaşlara kadar indiğini hep beraber üzülerek seyretmekteyiz. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 2006 yılında Türkiye genelinde 60 ilde 26000 okullu genç üzerinde yapılan araştırmada, gençlerin %2,9’u son üç ay içinde uyuşturucu/uyarıcı madde kullandıklarını belirtmişlerdir.

Bu tespitler sonucunda ilgili kurumların bir takım çalışmaları da olmuştur. MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 2014 yılında uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele eylem planı hazırlanmıştır. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının bu konu ile alakalı yaptığı 2016 yılı kamu harcamaları bir önceki yıla göre yaklaşık %11,7’lik artış ile 721.885 Milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Ancak istatistikler sonucu elde edilen verilere bakıldığında ve sosyal yaşamdaki ahengin bozulmasından anlaşılacağı üzere yapılan çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir.

Alkol, tütün, uyuşturucu, kumar gibi zararlı alışkanlıkların yanı sıra teknolojinin gelişmesi ile birlikte geceleri uyumayı engelleyecek derecede internet ve sosyal medya kullanımı, ekran bağımlılığı, zamanın değerlendirilmemesi gibi zararlı alışkanlıklar da hayatımıza girmiştir. Son yıllarda akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle giderek yaygınlaşan sosyal medyanın avantajları olduğu kadar toplum değerlerinin hiçe sayıldığı en önemli alanlardan biri olarak insanlara zarar verdiği de göz ardı edilmemelidir.

Ayrıca en önemli psikolojik sorunların da sosyal medya kaynaklı olduğu bilinmektedir. Sosyal medya, insanların başkalarının hayatlarını takip edip bunları gerçek sanarak veya onlar gibi olma çabasına girerek kendilerini değersiz hissetmelerine ve depresyona girmelerine neden olabiliyor.

Son zamanlarda çok fazla yayınlanan dizi filmlerinin de etkisiyle konuşma içeriğinde değişme, gerçek dışı konuşma, aşırı para harcama isteği, suç işleme eğilimi gibi davranışların insanlar tarafından sergilendiği bariz şekilde gözlemlenmektedir.

Adı ne olursa olsun, insanın ruh ve beden sağlığına zarar veren her alışkanlık zararlı alışkanlıktır. Hâl böyle iken zararlı alışkanlıkları davranış biçimi ve hayatının bir parçası hâline getirmiş insanların bir hayli fazla olması, bu bireylerin aile ortamının, bulunduğu çevrenin ve genel manada yaşamın seyrini olumsuz yönde etkilediğini her geçen gün yaşanan bir takım hadiselerle görebiliyoruz. Bu tür zararlı alışkanlıklar ailelerin dağılması, cinayet, intihar ve anarşi gibi telafisi mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkarıyor.

Merak, özenti ve taklit gibi arzular da insanları zararlı alışkanlıklara yönlendiren sebepler arasındadır. Toplum içerisinde eğer bir fikir, inanç ya da davranış, kalabalık bir grup tarafından kabul görüyorsa başka bir kişinin de aynısını benimseme olasılığı yüksektir. Ünlü bir sosyologun ifadesi ile insan, kalabalığın mensubu olmanın verdiği rahatlık duygusu ile bireysel sorumluluğunu unutur kendi iradesi ile hareket edemez.

Günümüzde insanın yönlendirilmesinde rol alan bazı çevreler, bu durumu kullanarak toplumun değişimi ve dönüşümü açısından yoğun çaba sarf ederken “Dünya değişiyor.” sloganı ile modern, çağdaş, cesur ve özgür olmak adına gençleri ahlaksızlığa özendiriyorlar. Gençlerimiz giderek kulluk bilincinden uzak, adab-ı muaşeret kurallarından bihaber, ahlak dışı davranışlardan çekinmeyen, sınır tanımayan bencil tutkularının peşinden koşan ve yaşayan sorumsuz bir kişiliğe sahip oluyorlar. Böylece, sosyal bir varlık olan insan çevreden etkilendiği gibi çevresini de etkileyebilme gücüne sahip olurken edindiği kötü alışkanlıklar nedeni ile toplumsal ahengin bozulmasına da neden oluyor.

İnsan mükemmel bir şekilde mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılmıştır. Mükemmeliyetin devamı için canın, aklın ve en önemlisi de neslin korunması gerekmektedir. Bizim kas ve adalelerimiz ahlaki, millî ve manevi değerlerimizdir. Kas ve adaleleri olmayanın sürünmeye mahkûm olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

“Toplum içerisinde eğer bir fikir, inanç ya da davranış, kalabalık bir grup tarafından kabul görüyorsa başka bir kişinin de aynısını benimseme olasılığı yüksektir.”

Dolayısı ile gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan korunması kurtulması ve gençlerimize sağlıklı yaşama bilincinin kazandırılmasında en büyük görev eğitim kurumlarına düşmektedir. Gerek öğretmenler ve okullarda yönetici pozisyonunda olanlar gerekse toplumun yönlendirilmesinde rol alanlar güzel örnek olacak davranışlar sergilemeli; kötü hareket, davranış ve sözlerden şiddetle kaçınmalıdırlar. Aynı zamanda söz konusu bu kişilerin konuyu ele alarak ihlâslı bir şekilde ciddi çalışmalar yapmaları gerekir. Toplumu, özellikle gençlerimizi itibarından, saygınlığından, onurundan ve şerefinden yoksun bırakan zararlı alışkanlıklara karşı korumaları, onların duygularını yapıcı yönde ve genel ahlaka uygun şekilde yönlendirmeleri gerekir. Yüzyıllardan beri bize güç ve kuvvet veren millî ve manevi değerlerimizi beyinlerine nakşetmeleri gerekir.

Toplumumuzu ancak bu şekilde zilletten kurtararak tarihteki izzetli, şerefli ve şanlı yerine tekrar çıkarabiliriz. Bu hedefin gerçekleştirilmesi, ahlaki değerlerin korunması, asayişin tesisi ve ülkemizin geleceği açısından büyük önem arz etmektedir. Büyük felaketlerin önünü almak ancak toplumda güzel örnek olacak davranışları sergileyecek, yaratanına karşı sorumluluk ve saygı duymasını sağlayacak bir inanç ve ahlak bilincine sahip fertlerin yetiştirilmesi ile mümkün olacaktır.

Bu bilince sahip şuurlu nesillerin “şuurlu öğretmenler” elinde yetişeceği bilinmelidir. Gençlerimiz, müspet ilimlerle teçhiz edildiği vakit en büyük zaferlere muvaffak olacağımız unutulmamalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz