Bismillahirrahmanirrahim

Üzerinde özel bir çalışma yapılsaydı eğitim sistemimiz bundan daha kötü duruma getirilebilir miydi, dersiniz? Kimse, ama hiç kimse mevcut eğitim sisteminden memnun değil! Kime sorsanız, eğitimdeki eksiklikleri sayıp döktüğünü görürsünüz. Eğitimimizin toplum yapımızdan, değerlerimizden kopuk olduğunu söyleyenlerin sayısı hiç de az değil!
Sebep “dış etken” olabilir mi? Meselâ, John Dewey rapor ve metotlarının hâlâ eğitim üzerindeki etkisini sürdürmesi veya Fulbright Eğitim Anlaşması’nın eğitime yön vermeye devam etmesi gibi. Bunlar, üzerinde ciddi araştırmalar yapılmayı gerektiren soru işaretleri!

Eğitimdeki kalitesizlik siyasi ve ideolojik dayatmalar olabilir mi? Hatırlarsınız! 28 Şubat zihniyeti, bazı sorunların çözümünü İmam Hatip Okulları’nın sayısını azaltmakta görmüştü. Bu yüzden, teamüllere aykırı olmasına rağmen Mesut Yılmaz Hükûmeti’nin yolu açılmış; ilkokul ve ortaokul 5+3=8 yıl olarak “zorunlu” hale getirilmişti. Bu da otomatikman İmam Hatip Okulları’nın orta kısımlarının kapatılması demekti. Öyle de uygulandı.

YENİ FORMÜLLER 
BAZI hükûmetler sayı yüksekliğine çok takılıyordu. Rakam yükseldikçe kalite ve verimin artacağını sanıyorlardı. 2012-2013 Öğretim Yılı’nda hükûmet “8 Yıllık “Zorunlu” Eğitim Sistemi’ni yeterli görmedi. Ciddi bir gerekçe göstermeden 4+4+4=12 yıllık “Zorunlu Eğitim Sistemi”ni yürürlüğe koydu. Böylece öğrencinin meslek seçme ve hayata atılma yılları bloke ediliyor; “zorunlu” eğitim sonucu, yaşı 20’ye yaklaşmış oluyordu. Bu da kişinin meslek seçme özgürlüğünün kısıtlanması demekti.

Mevcut sistemde eğitim çalışması yapmak işe eksiden başlamak demekti. Her şeyden önce “zorunlu”luk eğitimin yapısına aykırıydı. Alternatifi varken, insana “zorunlu”ya mecbur etmek hangi özgürlüğe sığardı? Eğitimde sonuç almak için, 1. Sevgi, 2. İlgi, 3. Bilgi sıralaması çok konuşulur. Atalarımız ilim yolundaki kişiye “talebe” adını verirler. “İlim isteyen” anlamında! İlim, “istemekle” öğrenilir. Pek çok alanda “zorunluluk” olabilir; ama eğitimde asla!

Bilgi edinmek konusunda “zorunlu”luk kelimesinin “iticiliği” var. Siz, bu yöntemle öğrenciyi “okuma”yı bile sevdiremezsiniz! 5+3=8 yıllık “zorunlu” eğitim sisteminde 15 yıl; 4+4+4=12 yıllık “zorunlu” eğitim sistemi döneminde 13 yıldır öğrencilere “okuma”yı sevdirebildiniz mi? Sevdiremezsiniz! Eğitim “zorunlu”luğu kaldırmaz. Öğrencilerin büyük çoğunluğu not almak için ders kitaplarını okuyor; bunlardan başka bir eser okumuyor. Akademisyenler bile hızla bu noktaya itildi.

OKULLAR SIRADANLAŞTI
12 YIL eğittiği(!) halde, “okumayı sevdiremeyen sistem”e siz “başarılı” diyebilir misiniz? Eğitim alanındaki araştırmaları ile tanınan Prof. Dr. Selâhattin Turan’ın 15 Mayıs 2014 günü ESAM’daki eğitimle ilgili konferansını takip ettim. Sayın Turan çeşitli dönemlerdeki eğitimi analiz etti. 1946’dan günümüze insan, eğitim, okul aktarımının yapılamadığını belirtti. Eğitimin pedagojik kafasının karışıklığını anlattı. Günümüz eğitimi ile ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yaptı:

“Gençlerin yüzde 55-60’ı, “İmkânım olsa ülkeyi terk ederim” diyor. Türkiye’de okullar sıradanlaştı. Öğrenciler, öğrenme heyecanını kaybetti.  Okullar, öğrenmeden zevk alınmayan yerler haline geldi. Türkiye eğitim sistemi kendi bağımsız yapısı içinde değerlendirme yapamıyor. Raporlama kapasitesi oluşturamıyor.”

Bugün 12 yıllık zorunlu eğitimin yanlışlığını, sonuçlarına bakarak sıradan bir insan bile fark ediyor.  Çünkü, bu sistem en geniş alan oluşturan “ara eleman ihtiyacını” karşılamaktan yoksundur. Bırakalım başka alanları, bugün okul, hastane, fabrikalar temizlik işçisi bulmakta zorlanıyorlar. Zorunlu eğitim döneminde İŞKUR’un karşılayamadığı en önemli alan “temizlik işçiliği”dir.

MİZACI DİKKATE ALIN
MİZACI, ilgisi, yeteneği gereği okumada, ilim öğrenmede gözü olmayan evlâtlarımıza el sanatları, çiftçilik, zanaatkârlık, esnaflık, işçilik ve benzeri alanlarda çalışmalarına fırsat tanıyın. Onlar da hayata kazandırılsın! Bırakın, onlar da “ustalar” elinde eğitilsin. Çıraklık, kalfalık kapısı açık tutulsun. Sizin yönteminizle genç en erken 18 yaşında “zorunlu eğitim”den başını kurtarabiliyor. O yaştan sonra çıraklığa da, çiftçiliğe de başlayamıyor. Eğitim, sosyal düzeni bozma aracı olarak kullanılabilir mi?

Mizacında okumak, öğrenmek olmayan bir öğrenciyi “zorunlu” olarak okula koyarsanız, derste boş durmuyor ki!. Balığı uçmaya, kuşu yüzmeye zorlamayın. Fıtrata müdahale etmeyin! “Gücüm var, ben böyle yaparım” derseniz; yaparsınız; ama “zalim” olursunuz! Böyle öğrenciler öğretmene ders yaptırmıyor, arkadaşlarıyla kavga ediyor; serkeş bir kişi olup çıkıyor. Ondan sonra okullar şiddet, akran zorbalığı, çeteleşme gibi kötülüklerle anılıyor.

Öğretmen kuruluşumuz ÖĞ-DER, 20 senedir bu çeşit sorunlara parmak basıyor Öğrencinin mizaç, merak ve yeteneklerini dikkate alarak bir eğitim sistemi oluşturulmasını savunuyor. Anayasal bir görev olan “kişinin manevi değerlerinin geliştirilmesi”ni önceliyor. Maneviyatın ne kadar büyük güç ve değer olduğunun farkındalar!

ÖĞ-DER NE DİYOR?  
40-50 yaşına geldiği halde, hâlâ yuva kuramamış yüz binlerce insan olduğunu biliyor musunuz? Yanlış eğitim sistemi insan ömrünü bloke ediyor. 18 yaşındaki gencin evlilik için 1-2 şartı oluyor. Yaş ilerledikçe bu şartlar arttıkça artıyor; fakat evlilik için hareket alanı daralıyor. O şartlar oluşmadan ömür bitiyor. Bu yüzden eğitimin “zorunlu” kısmını en aza indirmek; gencin hayata erken atılmasının yolunu açmak gerekiyor.

ÖĞ-DER Genel Başkanı Numan Gökmen Millî Gazete’ye bir mülâkat verdi. (29 Eylül 2025) Burada eğitimle ilgili çözüm önerilerini anlattı. “Zorunlu eğitim”in ülkemizin şartlarına uymayan bir “dayatma” olduğunu söyledi. Sistemin zorunlu olarak 5 yıl ilkokul; isteğe bağlı olarak 3 yıl ortaokul, 3 yıl lise eğitimi olarak 5+3+3=11 yıl şeklinde uygulanmasını önerdi. Ayrıca öğrencilerin daha çok mesleki öğrenime yönlendirilmesini, bu sebeple meslek liselerinin artırılmasını teklif etti.

ÖĞ-DER’in çözüm teklifini oldukça makul görüyorum. Türkiye’de 26 yıl, yurt dışında çeşitli aralıklarla 20 yıl olmak üzere toplam 46 yıl “eğitimcilik” yapmış birisi olarak; ilkokul zorunlu 4 yıl; ortaokul ve lise de isteğe bağlı 3’er yıl; yani 4+3+3=10 yıl şekli de değerlendirilebilir. Zorunlu olacak ilkokul için 4 yıl yetersizse, bunun 5+3+2=10 yıl olarak uygulanması da düşünülebilir. Yüksek okula geçerken 10 yıllık alt yapı yeterli olur, sanırım.

MANEVİ ZENGİNLİK ŞART  
ÖĞRENCİ, ilkokulda hayat boyu lâzım olacak temel bilgileri almalıdır. İnsanlara faydalı olma, saygı, sevgi, şefkat, merhamet, adalet gibi duygularla beslenmelidir. Dört işlem ve hesap bilgileri ihmal edilmemelidir. Ortaokul ve liseler meslekî hayata hazırlanma, yüksek okula başlamanın alt yapısını oluşturacak bir müfredatla uygulanmalıdır.

ÖĞ-DER Genel Başkanı, mevcut eğitim sisteminin özelliğini şöyle özetliyor: “Türkiye’de eğitim, milletin kendi inanç, ahlâk ve kültür değerlerine göre şekillenmemiş; aksine Batı taklitçisi bir anlayışla şekillenmiştir.” Sayın Gökmen, manevi değerlerin etkin bir biçimde eğitim sistemine entegre edilmesini öneriyor. 

Milli Şuur, ÖĞ-DER, Maarif

0 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

0 Yorum