En yaygın anlamıyla felsefe “Bilgelik sevgisi, hikmet arayışı” olarak bilinir. Çünkü Yunanca phileo sevgi ve arama anlamlarına; sophia bilgi, bilgelik, hikmet anlamlarına geliyor. Doğal olarak severek ve isteyerek her türlü zihinsel ve bilimsel araştırmayı yapanlar da filozoftular. Matematikten psikolojiye, fizikten tıbba kadar hepsi…

Felsefeciler felsefe tarihini genelde Sokrat Öncesi ve Sokrat Sonrası Dönem olarak iki başlık altında toplarlar. Ancak günümüzde biraz daha ayrıntılı olarak beş ana başlıkta sıralanır.

1- İlkçağ Felsefesi: Thales ve öğrencileri gibi doğa felsefecileri, Pytagoras (Pisagor), Herakleitos, daha sonra Parmanides ve ElealıZenon gibi Elea Okulu mensupları; Anaksogoras, Protagoras ve Gorgias gibi Sofist Okulu ve Demokritos gibi Atomculardan oluşan felsefe dönemi.

2- Antik Çağ Felsefesi: Sokrat, Platon, Aristoteles gibi erken Antikçağ dönem ile Epikuros, Kıbrıslı Zenon, Cicero, Philo, Plotinos, Augustinus’tan oluşan bir dönem.

3- Ortaçağ Felsefesi: M.S. 2. yy – 15. yy sonu ortaya çıkan ve varlığını sürdüren ve daha çok Hıristiyanlık ekseninde oluşturulan Patristik ve daha sonra Skolastik Felsefe diye bilinen bir akım ağırlığında sürüp gelmiştir. Bu dönemde öne çıkan başlıca filozoflar Aquinalı Thomas, Ackhamlı William, Roger Bacon’dur.

4- Modern Felsefe: Bu dönemin kurucusu olarak Descartes kabul edilir. Bu dönem felsefesinin oluşmasında Spinoza, Leibniz gibi rasyonalistler; Locke, Hume, Berkeley gibi İngiliz empiristler; Rousseau, Diderot, D’Alembert gibi Aydınlanmacılar; Machiavelli, Hobbes, Althusius gibi siyaset bilimcisi filozoflar; More ve Campanella gibi ütopistler; Kant, Fichte, Schelling, Hegel gibi idealistler etkili olmuştur.

5- Çağdaş Felsefe: Bu dönemde öne çıkan 20. yy filozofları ise Jean Sartre, Martin Heidegger, Edmund Husserl, Henri Bergson, Michel Foucault, BertrandRussel, Ludwig Wittgenstein, Albert Camus, Jürgen Habermas, Noam Chomsky, Karl Popper, Thomas Kuhn, Paul Feyerabend gibi filozoflardır.

Felsefe artık ölmüştür.

S. Hawking – L. Mlodinov, Büyük Tasarım, Doğan Kitap Yay. Sh. 11

Rönesans’tan sonra Müslümanların tercümeleri sayesinde Antikçağ filozoflarının eserlerine ulaşan filozof ve sanatçılar; standart düşünce anlayışlarını sorgulamaya, yeni bakış açıları getirmeye başladılar. Özellikle Galileo (1564-1642) ve Newton’un (1643-1727) buluşları fiziğin müstakil bir bilim alanına dönüşmesinde öncülük etti. Onunla birlikte Fransız kimyacı Antoine-Laurent de Lavoisier’in (1743-1794) simya çalışmaları ve buluşları yüzyıllarca felsefenin çatısı altında gelişen simya çalışmalarının kimya bilimine dönüşmesine vesile oldu. Yine Fransız Fizyolog Claude Bernard’ın (1813-1878) çalışmaları biyoloji biliminin bağımsız bir bilime dönüşmesinin gerçekleşmesini sağlamıştır. Ekonominin ayrı bir bilim dalı olmasını sağlayan miktar teorisi, fiyat, faiz gibi konular ilk defa 16. yy. içinde geniş çaplı ele alınmış, 16. yy. da John Hales (1584-1656) ekonominin ayrı bir bilim dalı olarak ele alınması gerektiğini savunmuş, ancak ekonominin bağımsız bir bilim dalına dönüşmesini 18. yy.da David Hume (1711-1776) kabul ettirmiştir. Psikoloji ve sosyoloji gibi insan bilimlerinin felsefe kanatları altından çıkıp bilim haline dönüşmesinin en önemli etkenleri, sanayi devriminin gerçekleştirdiği yeni gelişmeler olup, psikolojinin bağımsız bir bilime dönüşmesi Alman psikolog, fizyolog, tıp doktoru ve filozof olan Wilhelm Maximilian Wundt’un (1832-1920) 1876 yılında Almanya’da Leipzig Üniversitesi’nde kurduğu psikoloji laboratuarı açarak deneysel çalışmalar yapması ile gerçekleşmiştir. Sosyolojinin felsefeden bağımsız bir ilim haline dönüşü ise isim babası olan Fransız Matematikçi ve Filozof Auguste Comte (1825-1842) tarafından gerçekleşmiştir.

Bilimlerin felsefeden ayrılıp bağımsızlaşması felsefenin alanını iyice daralttı. Öyle ki zamanla felsefe küçümsenir hale geldi, bazı bilim adamlarınca bilimin felsefeyi aşmış olduğu nedeniyle gereksiz bile görüldü. Bilindiği üzere bunu en son diyenlerden biri özde bilim dünyasının en büyük isimlerinden S. Hawking’tir. O, felsefe bilimlere ve özellikle fizikteki gelişmelere ayak uyduramadığı için “Felsefe artık ölmüştür.” demiştir. (S. Hawking – L. Mlodinov, Büyük Tasarım, Doğan Kitap Yay. Sh. 11)

Aslında felsefenin soyut bir sistem olarak sonunun geldiği iddiası 19. yüzyılda gelişen pozitivizmin söylemiydi. Oysa pozitivizmin kendi de bilimsel temellerden çok felsefi söylemler içeriyordu.

Aslında felsefenin soyut bir sistem olarak sonunun geldiği iddiası 19. yüzyılda gelişen pozitivizmin söylemiydi. Oysa pozitivizmin kendi de bilimsel temellerden çok felsefi söylemler içeriyordu.

Bu arada bilim dalları felsefeden ayrılıp güç kazandıkça, bilim felsefeye de meydan okudu. Zamanla ideolojilerin ve bazı ülkelerde hükümetlerin ve egemen güçlerin etkisi altında girdiler. Güvenilirliklerini yitirdiler.

Bilimlerin uzmanlık alanlarına bölünmesinden sonra felsefe de bilim gibi bazı dallara ayrıldı. Ahlak Felsefesi, Siyaset Felsefesi, Din Felsefesi, Bilgi Felsefesi (Epistemoloji), Varlık Felsefesi (Ontoloji), Bilim Felsefesi, Matematik Felsefesi, Tarih Felsefesi, Tabiat Felsefesi, Dil Felsefesi, Hukuk Felsefesi gibi… Daha önce bir filozof bütün bu dallarda söz sahibiyken daha sonra bu dallardan özellikle bir veya bir kaçında söz sahibi oluyor. Bilimler de öyle; bir göz doktoru, dahiliye veya cildiyeden anlamaz veya borçlar kanununda ihtisas yapmış bir hukukçu boşanma davalarından anlamaz, bir motor tamircisi kaportadan anlamaz vb. Oysa önceden araba tamircisi dedin mi, arabanın hemen hemen her arızasını yapardı. Şimdi bazı tamirciler arabayı bilgisayara bağlamadan neredeyse arızanın nerede olduğunu bile bulamıyorlar.

Özellikle beşeri bilimler denilen siyaset, sosyoloji, ekonomi bilimcilerinin durumu çok daha şaşırtıcıdır ve ilginçtir. Şu ana kadar siyaset profesörü olup da bir partinin başına geçen bir bilim adamı veya ekonomi biliminde profesörlük yapmış büyük bir iş adamı yok gibidir. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktora yapan Deniz Baykal Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve en köklü partisi CHP’yi 1999 yılında yapılan genel seçimlerde meclise sokamama başarısızlığını sergilemiştir. Ekonomi Profesörü Tansu Çiller ise başbakanlığı döneminde Cumhuriyet tarihinin üçüncü en büyük devalüasyonunu gerçekleştirerek ülke ekonomisini allak bullak etmiştir. Bir dönem dışişleri bakanlığı ve daha sonra başbakanlık da yapmış olan dış işlerde derin strateji sahibi akademisyenlerimizden Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde Türkiye neredeyse komşularının tamamıyla düşman haline gelmişti. Yetmiyormuş gibi yeni düşmanlar edinmeye başlamıştık. Dış politikada “sıfır sorun” sloganıyla yola çıkan Ak Partili Davutoğlu, ülkeyi adeta “sıfır dost” noktasına getirmişti.

Durum fizik, biyoloji gibi doğa bilimlerinde de çok farklı sayılmaz. Aynı konuda birbirine zıt farklı teoriler var. Bilim dünyasının adeta tanrısallaştırdığı S. Hawking, “İki farklı fizik kuramı veya model, aynı olayları doğru olarak öngörebiliyorsa, birinin diğerinden daha doğru olduğu söylenemez; daha çok bize en uygun olan modeli kullanmakta özgür oluruz. Bilim tarihinde Platon’dan Newton’un klasik kuramına, çağdaş kuantum kuramlarına kadar; giderek daha da iyi kuramlar veya modeller keşfettik. Doğal olarak şunu sorabiliriz: Bu kuramlar dizisi yapabildiğimiz bütün gözlemleri öngören ve bütün güçleri kapsayan evrenin nihai kuramıyla son bulacak mı veya sonsuza kadar daha iyi kuramlar bulmaya devam edeceğiz ama daha ötesi olmayan bir kuramı asla bulamayacak mıyız?” S. Hawking bu sorunun henüz kesin bir cevabının olmadığını söylüyor. (S. Hawking, L. Mlodinow, Büyük Tasarım sh. 13)

Bilim bir materyalistin elinde ateistleşirken, bir metafizikçinin elinde Prof. Dr. Sinan Canan’ın dediği gibi “Yaratıcıyla sohbete” dönüşüyor.

Bilim de tıpkı felsefe gibi bin yıllarca birbirini yanlışlıya yanlışlıya bugünlere gelmiş ve bundan sonra da birbirini yanlışlıyarak aynı şekilde yoluna devam edecek. O zaman bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden üstün kılan hiçbir özelliği yok demektir. Bu noktada Çağdaş Felsefe dönemi filozoflarından özellikle Karl Popper (1902-1994), Thomas Samuel Kuhn (1922-1996) ve Paul Karl Feyerabend (1924-1994) bilimin sınırlarını, yapısını, öznel ve nesnel karakterlerini, güvenilirliğini ortaya koydular. Bilimsel bilgiye ağır eleştirilerde bulundular. Kendisi çok iyi tarihçi, sosyolog, fizikçi, gökbilimci ve matematikçi olan Paul Feyerabent bilimin din ve sanat gibi bilgi dallarından biri olduğunu, bunların birbirlerinden üstün, öncelikli ve ayrıcalıklı olmadığını savunmuştur. Pek çok eseri içerisinde özellikle “Yönteme Hayır”, “Akla Veda”, “Bilgi Üzerine Üç Söyleşi” ve “Bilimin Tiranlığı” eserlerinde adeta bilime haddini bildirmiştir.

Bilim tıpkı su gibi, kum gibi içine girdiği kabın, kalıbın şeklini alabilmektedir. Bilimi ideolojiler de küresel sermaye de istediği gibi kullanabilmektedir. Bilim bir materyalistin elinde ateistleşirken, bir metafizikçinin elinde Prof. Dr. Sinan Canan’ın dediği gibi “Yaratıcıyla sohbete” dönüşüyor.

Aslında materyalistlerin söylemlerinden bağımsız olarak okunduğunda bilim; Allah’ın evrendeki yaratılış sanatını, madde ve olaylardaki formülleri açıklamaya çalışmaktadır. Prof. Dr. Sinan Canan’ın deyimiyle: “Aslında Yaratıcıyla sohbettir bilim.”

Bilim adeta Allah’ın yarattığı eşya ve olayların nasıl meydana geldiğini açıklamaya çalışırken, felsefe İslam’ın ortaya koyduğu gerçekleri hala arayıp bulmaya çalışıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz