“Bir öğretmenin görevi nedir? ” Sorusuna vereceği cevap öğretmenlerin mesleki algılarını ortaya koyar. Bazı öğretmenlerin meslek algısının sadece kendi branşlarıyla ilgili bilgileri öğrencilere anlatmaktan ibaret olduğunu, bazı öğretmenlerin ise öğretmenliği bir insan yetiştirme sanatı olarak algıladığını görürüz.

Öğretmenlerin meslek algılarındaki bu farklılık kendi öğrencilik yıllarından itibaren öğrenim hayatları boyunca öğretmenlere biçtikleri rollerle alakalıdır. Bir öğretmen tarafından değer verilmiş, hayatlarına dokunulmuş, kendilerine bir yol çizilmiş öğrencilerin öğretmenlik algısı elbette daha yüksektir. Bu çocuklar ileride öğretmenlik mesleğini seçtiklerinde görevlerini sadece bilgi aktarımı olarak görmezler. Tüm öğrencilerini önemser, onları en iyi şekilde yetiştirmek ve hayata hazırlamak, onların sadece bilişsel değil, duygusal ve sosyal açıdan da gelişmeleri için gece gündüz çalışırlar. Meslekleri aracılığıyla önce kendi ülkelerine sonra tüm insanlığa değerli bireyler kazandırmaya çalışırlar.

Devletin de öğretmene biçtiği bir rol vardır. Bu rol yani öğretmenin ne ile görevli ve sorumlu olduğu mevzuatla belirlenmiştir. Ülkemizde bu husus 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer almaktadır.

Devletin de öğretmene biçtiği bir rol vardır. Bu rol yani öğretmenin ne ile görevli ve sorumlu olduğu mevzuatla belirlenmiştir. Ülkemizde bu husus 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer almaktadır. Bu kanuna göre; “Öğretmenler görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler.”

Bu amaçların ne olduğuna bakarsak
I – Genel amaçlar:

Madde 2 – Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,

  1. Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
  2. Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;
  3. İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

Konumuz açısından tekrar altını çizmek isterim ki bir öğretmen, kendisine emanet edilen çocukları, “Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren yurttaşlar olarak yetiştirmek”le görevlidir.

Bu amaç sadece bizim devletimize has bir durum değildir. Tüm dünyada, ülkelerin kendi varlıklarını devam ettirme çabasında olduğu ve bu amaçla kendi milli değerlerini, kültürel öğelerini yeni nesillere aktarmaya gayret ettiğine tanık oluyoruz.

Yüzyıllar boyunca dünya tarihine yön vermiş bir millet olarak kendi öz değerlerimiz üzerinde yükselmeye devam etmek tüm öğretmenlerimizin içselleştirdiği bir husus olması gerekirken yılbaşı öncesinde yaşadığım olay neticesinde öğretmenlerimizin bir kısmının bu bilinçten tamamen yoksun olduklarını üzülerek müşahede ettim.

Görevi Türk kültürünü benimseyen, koruyan ve geliştiren öğrenciler yetiştirmek olan öğretmenlerin bazılarıyla yaşadığım bu olayı sizle paylaşmak isterim.

Birçoğunuz Facebook’taki “EĞİTİMDE İYİ ÖRNEKLER” grubumuzu biliyorsunuzdur. (https://www.facebook.com/groups/iyiornekler . Bu grup 300 binin üzerinde üyesi bulunan büyük çoğunluğu eğitimcilerden oluşan ve örnek eğitim/öğretim/yönetim uygulamalarının ülkemizde yaygınlaşması için yaklaşık 6 yıl önce kurduğum bir gruptur) Yılbaşı öncesinde gruba gönderilen yeni yıl çalışmalarının bazılarında öğrencilerin üzerinde Noel Baba kıyafetlerinin olduğunu gördüm. Bu gönderilere onay vermedim. Öğrencilerle yapılan bu tür etkinliklerin iyi örnek teşkil etmediğini düşündüğüm için gruba bir duyuru mesajı yazdım. Mesajım şöyleydi:

“Değerli grup üyelerimiz,
Yılbaşı nedeniyle gruba gönderdiğiniz örnek çalışmaların, kültürümüze ait olmayan Noel Baba vb. semboller içermemesine özen gösteriniz. Bugün Amerika’da, İngiltere’de Fransa’da, Almanya’da bize ait Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Nasrettin Hoca’yı kimse kendi kutlamalarında kullanmaz. Yılbaşı etkinliğinde kendimize ait değerler kullanalım.”

Mesajım bence gayet açıktı öğretmenlere seslenmiş ve çocuklarla yapılacak eğitim etkinliklerinde hassas olmalarını, kendimize ait değerler kullanmalarını rica etmiştim.
İnanılmaz bir tepki ile karşılaştım. Öğrencilere Noel Baba kıyafeti giydirmeyi şiddetle savunan öğretmenler oldu. Bana “gerici, yobaz” diyenler hatta hızını alamayıp koronadan ölmem için beddua edenler bile çıktı.

Maruz kaldığım bunca tepki beni şaşırttı ve eğitim camiasının içindeki bu zihnî ve ahlakî işgal edilmişlik beni son derece üzdü. Duyuru mesajıma aşağıdaki cümleleri ekledim.
“Noel Baba kıyafetinin öğrencilere giydirilmesini savunanlara cevabımdır:
Bizim dedelerimiz, torunlarına Noel Baba kıyafeti giydiresiniz diye Çanakkale’de şehit düşmedi. Sarıkamış’ta donarak şehit olmadı. Antep’te Maraş’ta kanını vatan toprağına torunlarına Noel baba kıyafeti giydirin diye akıtmadı. Korkarım ki İzmir’de denize döktüğümüz Yunan ordusunun geride bıraktığı Noel Baba kıyafetlerini çocuklara giydirmeyi canla başla savunan cahil bir kitle var.

Ey gafiller, ecdadımızın ruhunu sızlatıyorsunuz. Bu vatanı hiç hak etmiyorsunuz.”
Bazı öğretmenlerin kültürel anlamda bilinçsizce böyle bir karşı duruş sergilediklerini farketmelerini ve hatalarını anlamalarını görmek isterdim. Lakin yazdıklarım onları hiç etkilemedi ve karşı duruşlarına şiddetle devam ettiler.

Kendi yaptıklarının doğru olduğunu savunan bu kişilerin yaptıkları sadece çocuklara Noel Baba kıyafeti giydirmek veya gayrı milli semboller kullanmakla da kalmıyor. Başka şekillerde de çocuklarımızın beynini yıkamaya devam ediyorlar.

İşi yokuşa sürüp “Dünyadaki kültürleri öğretmeyelim mi? “ veya “ Sınıfta Hıristiyan öğrencimiz varsa ne olacak” diyenler çıktı. Niyetleri elbette üzüm yemek değildi. Her öğretmen bilir ki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde biz tüm dinleri, peygamberleri ve kutsal kitapları öğrencilerimize öğretiriz. İnsanların inançlarına saygı göstermeyi de öğretiriz. Yine aklı başında her eğitimci iyi bilir ki Hıristiyanlıkla ilgili bilgi vermek başkadır. Çocukları Hıristiyanlaştırmak başkadır. Hıristiyanların paskalyayı nasıl kutladığı hakkında bilgi vermek başkadır. Müslüman çocuklarına paskalya kutlatmaya kalkmak başkadır.

Kendi yaptıklarının doğru olduğunu savunan bu kişilerin yaptıkları sadece çocuklara Noel Baba kıyafeti giydirmek veya gayrı milli semboller kullanmakla da kalmıyor. Başka şekillerde de çocuklarımızın beynini yıkamaya devam ediyorlar.

Bunlardan biri de Hırstiyanların Azizler Günü arefesinde kutladıkları “Cadılar Bayramı” . Özellikle okul öncesinden başlayarak çocuklarımızı envai kılıklara sokup Cadılar Bayramı kutlatmak da son dönemde bu öğretmenlerin yaptığı etkinliklerden. Bu durum, öğretmenler ve bilinçsiz aileler arasında adeta bir yarışa dönüşmüş durumda.

Burada öğretmenlerimizin öğrencilerle yapacakları etkinlikleri düzenlerken evrensel değerler ile başka milletlere ait kültürel öğeleri karıştırmamaları gerekir. İnsan haklarına saygılı olmayı bir evrensel değer olarak öğrencilerimize kazandırırken, insanların dini inançlarını yaşama hakkı olduğunu Hıristiyanların kiliseye gitmelerini, kendi bayramlarını kutlamalarını saygıyla karşılamayı öğretmeliyiz. Müslüman çocuklarının Hıristiyan veya Yahudiler gibi giyinip bayram kutlaması istenirse bu durum artık evrensel bir değer öğretisi olmaktan çıkar. Bir kültür emparyalizmi olur.

Bazı Avrupa ülkelerinde bırakın hoşgörüyü, özellikle İslam dinine ve başka milli kültürlere karşı yok edici bir yaklaşım sergilendiği aşikardır. Hıristiyan veya Yahudilerin evrensel değerler adına bir Ramazan Bayramında öğrencilerini müslüman gibi giydirdiklerini göremezsiniz. Onlar her zaman tam tersi bir yaklaşım içindedirler.

Cumhuriyet öncesinde Anadolu’nun en ücra şehirlerine kadar açılmış yabancı okulların Türk insanını ihya etme amacı taşımadığı açıktır. Bu okullara Müslüman çocuklarının da devam ettiği bilinmektedir. Maarif Nazırlarından Ahmed Zühtü Paşanın sunduğu raporda 1894 yılında Osmanlı Devletinde azınlık ve gayrı müslimlere ait 4960 okul bulunduğu bunların 4049 tanesinin ruhsatsız olduğu belirtilmiştir.1 Aynı tarihte sadece Elaziz (Elazığ) Vilayetinde 83 protestan okulunun bulunması bu okulların açılma niyetini açıkça ortaya koymaktadır.2
Yüzlerce yıl Türk milletine kendi kültürünü ve dinini unutturmaya çabalayan emparyalist ülkeler bu çabalarında muvaffak olamamışlardır. Ne üzücüdür ki bu gün bazı bilinçsiz Türk öğretmenleri bu kültürel yozlaşmaya alet olmaktadırlar.

Bu yaşanılanların üzerine tehlikenin boyutunu tespit etmek amacıyla hemen bir anket düzenleyerek eğitimcilerin ne kadarının bu düşünce içinde olduğunu görmek istedim. Ankette “Öğrencilerle yapılacak yılbaşı etkinliklerinde Noel Baba vb. kültürümüze ait olmayan simgelerin kullanılmasını uygun buluyor musunuz?” sorusunu sordum.
Ankete iki gün içinde üç bin kişi katıldı. “Öğrencilerle yapılacak yılbaşı etkinliklerinde Noel Baba vb. kültürümüze ait olmayan simgelerin kullanılmasını” uygun bulanların oranı % 8’e yakın çıktı. % 10’luk kesim bu tür şeyleri önemsemediğini belirtirken % 82’lik kesim buna karşı olduğunu ifade etti.

Anketten şu sonuçları çıkardım.

  1. Öğretmenlerin çok büyük bir kesimi milli-manevi değerlerimizi korumak gerektiğinin bilincinde. (Çok şükür. Onlara müteşekkirim)
  2. Bu ülkede bilinçli ya da bilinçsiz olarak kültür yozlaşmasını destekleyen azımsanamayacak sayıda öğretmen var.
  3. Kötü bir durum, % 10 civarında öğretmeninin bu tür şeyler umurunda bile değil.
  4. Her zaman olduğu gibi % 8’lik kesimin % 82’lik kesimden daha çok sesi çıkıyor.
    Oran olarak % 8 az gibi görünse de ülkemizde bir milyon öğretmenin bulunduğunu düşünürseniz kültürel değerlerimizi korumaya karşı çıkan ve bunu hiç umursamayan yaklaşık 80 bin, bunu umursamayan yaklaşık 100 bin öğretmen olduğu ortaya çıkar. Bunun üzerine özel sektör öğretmenlerini eklediğinizde ve her öğretmenin en az 30 öğrenciyi etkilediğini varsaydığınızda milyonlarca öğrencinin bundan etkilenmesi muhtemeldir.
    Bu, ülkemizin geleceği açısından önemli bir sorundur. Öğretmen yetiştirme ve seçme politikalarımızın ivedilikle gözden geçirilmesi gereklidir.

Neler yapılmalıdır?

  1. Öğretmen yetiştiren yüksek öğrenim kurumları dışından öğretmen atamaları yapılmamalıdr.
  2. Eğitim fakültelerinde verilen öğretmenlik eğitiminin niteliği artırılmalıdır.
  3. Sadece bilişsel açıdan değil duygusal açıdan da öğrencilere öğretmenlik eğitimi verilmelidir.
  4. Öğretmenlik uygulamaları döneminde rol model alacakları öğretmenlerle çalışmaları sağlanmalıdır.
  5. Öğretmenlik seçiminde üzerinde durduğumuz konuya hassasiyet gösterilmeli önemli bir seçme kriteri olarak değerlendirilmelidir.
  6. Aday öğretmenlik sürecinde verilen eğitimin devletimizin ve milletimizin arzuladığı öğretmenlik nosyonunu kazandırmaya yönelik ciddi bir eğitim olması sağlanmalıdır.
  7. Öğretmenlerin özellikle mesleğin ilk yıllarında zaman zaman müfettişlerce gözlemlenmesi ve gerektiğinde hizmet içi eğitimlere alınması sağlanmalıdır.

Mevcut sistem içinde kanayan bir yaramızın olduğu aşikardır. Biz şuurlu öğretmenler olarak ne yapabiliriz, sorusuna cevabım:

-Eğitim camiası olarak, kendisine emanet edilen çocuklara Noel Baba kıyafeti giydirerek etkinlik yapmayı savunan bazı meslektaşlarımızın bulunduğunun bilincinde olalım ve onların çocuklarımızın ruhlarında açtıkları yaraları sarmaya çaba sarf edelim.

Kaynakça
1.https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/Sezen-KILIÇ-Cumhuriyet-Döneminde-Yabancı-Okullar-1923-1938.pdf
2.http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/34/293.pdf

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz