Öğretmen, her şart altında öğretmendir. Onlar, normal zamanlar için yetiştirilmiş olsalar da hayat her zaman normal seyretmeyebilir. Yaşadığımız dünya bir imtihan alanıdır, imtihanlarda farklı farklı olacaktır; bazen nimetle, bazen de külfetle…

Yaşadığımız normallerimiz kadar “anormallerimiz” de imtihanın bir gereği olarak aslında normalimizdir. Her duruma göre kulluk vazifemiz devam etmektedir.

Son bir yılımız “salgın” imtihanıyla geçti ve hala devam ediyor. İster istemez gündemimiz de bu covid-19 salgınına göre belirleniyor. Dün olduğu gibi bugünde ve yarında hayatımızda salgınlar, hastalıklar, savaşlar, terör, doğal afetler gibi istemediğimiz durumlar olacaktır. Fakat bütün bunlar arızî/geçici durumlardır, aslolan ise normal yaşamdır. Bundan dolayı gündemimiz arızî duruma göre değil, normale göre planlanmalıdır.

Öğretmenler, bir topluma şekil veren sanatçılar veya toplum mühendisleridir. Bir milletin geleceği, onları yetiştiren öğretmenlerin kapasitesiyle doğru orantılıdır. Bundan dolayı her öğretmen “münevver” yani aydın insan olmalıdır. Hatta sadece aydın olması da yetmez, aydınlatıcı yani “münevvir” olması gerekir.

Aydın insan, içinde yaşadığı toplumdan bilgi, düşünce ve cesaret açısından bir adım önde olup, onlara yön veren insandır. Günümüzde “yanlış” olarak anlaşıldığı gibi aydın kavramı, mensubu olduğu toplumun inancına ve kültürüne muhalif olup onları köksüzleştiren değil, tam aksine insanları zararlı olan her şeyden koruyup; doğruya, güzele ve huzura yönlendirendir.

Günümüzdeki bir öğretmenin münevver olabilmesi için; yaşadığı dönemin doğrularını ve yanlışlarını, faydalısını ve zararlısını “doğru” tahlil edebilmelidir. Doğru tahlil edilmeyen her yanlış, doğru; her doğru da yanlış algılanır ve bunun devamında da “kaos” oluşur.
Münevver bir öğretmenin, alan bilgisi ve pedagojik bilgisinin yanında en az onlar kadar önemli olan siyasi bilgisi de olmalıdır. Fakat bu siyasi bilgi, parti tabelacılığı değildir. Kastedilen siyasi bilgi “siyasi şuur”dur.

Siyasi şuur, genelin anladığı anlamda siyaset yapmak değildir. Siyasi şuur, dünyadaki siyasî felsefeleri tanımak, hak ve batıl olanı ayırmak ve insanlığın huzur ve mutluluğu için “hak” cephesinde bulunmaya gayret sarf edebilmektir. Her münevver öğretmen, yetiştirdiği öğrencilerine bilgi kadar siyasî şuuru da vererek, onlara doğru ve yanlışı göstermeli, onları batıl cephede bulunmaktan korumalıdır.

Siyasi şuur verilmeyen nice başarılı genç öğrenci, batıl ideolojilerin sahte tanrılarına sunulmuş birer kurbandır. Onlar da zamanla çarkının bir dişlisi oldukları sömürü odaklarının “bilinçsiz” kurbanlarıdır. IQ’leri yüksek, iyi eğitim almış ve nice yetenekli gençleri siyasi şuuru vermeden mezun ederek, batıl odakların hizmetine sunduk ve sunmaya da hala devam ediyoruz.
Yeni yetişen genç nesilleri kurtarmak, bir milletin bugünü kadar yarınlarını da kurtarmaktır. Bir öğretmen her şeyden önce yetiştirdiği öğrencilerini siyasî, dinî, fikrî ve malî olarak bağımsızlık duygularıyla yetiştirmelidir. Bağımsızlık duygusu, siyasî şuurlanmayla kazandırılır. Bundan dolayı emperyalistler siyasi şuurlanmadan hoşlanmazlar, düşman kesilirler.

Tarih boyunca insanlığın emeğini, duygusunu, namusunu ve sağlığını sömüren şer odakları hep olmuştur. Bugünde vardır ve maalesef yarın da olacaklardır. Zamanla bir kısmının itibarı kaybolmuş veya şekil değiştirmiş olsa da, her daim Hakk’ın karşısında batıl şer odakları bulunacaktır. Münevver bir öğretmenin görevi, insanlığın her türlü düşmanı olan bu batıl odaklarla mücadele edecek bir nesil yetiştirmektir.

Yaşadığımız son birkaç asırdır insanlığa en çok zarar veren, hakkın karşısındaki batıl ideoloji “kapitalizm”dir. Her aydın gibi, hatta onlardan daha çok münevver bir öğretmen, bu ideolojinin felsefesini doğru öğrenmeli, doğru tahlil etmeli ve toplumu aydınlatmalıdır. Çünkü topluma en çok zarar veren ideoloji dün olduğu gibi bugünde hatta yarında kapitalizm olacaktır.
O kapitalizm ki tarihi, Kur’an’ın ifadesiyle Hz. Şuayip (as)’in kavmi Medyen ve Eyke’ye kadar uzanır. Yine Hz. Muhammed (sav) dönemindeki İslam düşmanı Mekke müşrikleri çıkarları için Hakk’a savaş açmış birer kapitalisttirler.

Kapitalizm, Fransızca bir kelime olup “Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Merkezindeki hususlar; özel mülkiyet, sermaye birikimi, ücretli emek, gönüllü takas, bir fiyat sistemi ve rekabetçi pazarları içerir.”
Kapitalizm, İskoçlu Ahlak Felsefesi Profesörü Adam Smith (1723-1790)’in çalışmalarıyla sisteme oturmuş ekonomik ve felsefi bir ideolojidir.

Kapitalizm, görünürde serbest piyasa ekonomisi olarak lanse edilse de o, “sınır tanımayan” bir kazanma felsefesidir. Günümüzde kapitalizm, ekonomik bir sistemden daha ileri bir “yaşam tarzı”dır. Öyle bir yaşam tarzı ki dinlere, ahlaka ve kültürlere alternatif olarak ortaya çıkmış, kendi kuralları ve ritüelleri olan “sahte bir din”dir.

Kapitalizm; din, dil, kavim ve ülke gözetmeksizin bütün dinlerin, kültürlerin, ahlakın, siyasî bağımsızlığın ve emeğin en büyük düşmanıdır. Eski çağlarda peygamberlerin tevhidî çalışmalarını engellemeye çalışan zalim diktatörlerin günümüzdeki çağdaş versiyonu kapitalistlerdir. Kapitalizm de İslam karşıtı bir “cahiliye” sistemidir.

Öyle bir sistem ki silah satabilmek için savaş çıkartan, ilaç satabilmek için hastalık üreten, daha çok kazanmak için namuslar pazarlayan ve kazanma hırsıyla sağlıksız gıdalar üreten bir sistem. Kazandığı ile asla tatmin olmayan “açgözlü” insanlar yetiştiren bir sistemdir.
Daha çok kazanma hırsıyla “tüketim” toplumu oluşturan bu ideoloji, olmayan ihtiyaçları üretmek için; borca bağlı ekonomi, reklamcılık, gereksiz yatırım, gösterişli harcama gibi israf kültürünü geliştirmiştir. Onun kazanma felsefesinde hiçbir sınır yoktur. Yani helal kazanç ve haram kazanç düşüncesi onun kitabında yazmaz.

Nice haramları, kazanma hırsıyla helalleştiren bu ideoloji; insanlığın o tertemiz gıdalarının genetiği ile oynayarak şifayı zehire çevirmekten asla imtina etmez. İslam’ın kutsal cihad ibadetini bile kuru cihangirlik davası olan savaşa çeviren ideolojidir kapitalizm. İnsanlığın ücret ödemeden kullandığı temiz havayı, kazanma hırsıysa kirleten bu zihniyet, sömürdüğü toplulukların insanlarını açlıktan öldürmekten de asla pişmanlık duymayacak kadar “aç” bir ideolojidir.

Dünün firavunlarının, nemrutlarının güncel versiyonu olan kapitalistleri ve onların metotlarını anlamayan herkes doğrudan veya dolaylı yoldan onlara hizmet etmektedir. Onların metotlarını öğrenmeyenler yapılan sömürü ve zulümleri iyi niyetli hizmetler zannedecek kadar “cahildirler.” Toplumun her köşe başını tutan bu sahte din, tıpkı bir ahtapot gibi her koluyla ayrı ayrı zulmetmektedir.

Kapitalizm, günümüzün çağdaş dünyasında hayatın her alanına nüfuz etmiş bir yaşam tarzı olarak; doğumdan ölüme, anneler gününden babalar gününe, sevgililer gününden öğretmenler gününe, yılbaşından uydurukça yıldönümlerine kadar hayatın her alanındadır.

Kapitalizmi anlamadan, siyaseti, ekonomiyi, kültürü, bağımsızlığı, medyayı anlama şansımız yoktur. Onu bilmeyenler, israfı hizmet, faizi gereklilik, borçlanmayı siyaset, yalanı marifet, namussuzluğu çağdaşlık, savaşı fetih, mafyayı adalet için ihtiyaç, cinayeti kahramanlık, hırsızlığı hak, zulmü yiğitlik ve torpili iş bilirlik olarak görür.

İslam inancına giriş “la” yani “hayır” demekle başlar. Hayır denilerek reddedilen bu ideolojiler insanlığın tüm maddi ve manevi değerlerini hoyratça sömüren, kural tanımayan ve tevhid inancının karşısındaki vahşi tüm tağutî sistemlerdir. Günümüzün en büyük tağutî sitemi ise hiç şüphesiz kapitalizmdir.

Hiçbir ayrım yapmaksızın tüm dünyayı kasıp kavuran, sömüren, ahlaksızlaştıran, savaştıran, zehirleyen, öldüren, zulmeden bu ideolojiyi tanımak ve onunla mücadele etmek her şeyden önce bir insanlık görevidir. Bir müslüman olarak, yeryüzündeki hiçbir zulme sessiz kalmak gibi bir lüksümüz yoktur. Çünkü Rabbimiz bizlere kıyamete kadar devam edecek evrensel ilkeyi göstermiştir:

“(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.” (Bakara/193)
Dün Şuayip Peygamber’in zamanının kapitalist Medyen ve Eyke halkıyla mücadele ettiği gibi, Musa Peygamber’in firavunla mücadele ettiği gibi, İbrahim Peygamber’in Kral Nemrut’la mücadele ettiği gibi, Hz Muhammed (sav)’in Ebu Lehepler ve Ebu Cehillerle mücadele ettiği gibi bugün bize düşen de kapitalist ideolojiyle mücadele etmektir.

Velhasıl, tevhidî İslam inancının karşısındaki sahte din kapitalizmi anlamadan ve onunla mücadele etmeden münevver öğretmen olunmaz. Münevver öğretmen olunmadan da iyi bir öğretmen olunmaz ve iyi bir nesil de yetiştirilmez.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz