Türk siyasetinin duayenlerinden Prof. Dr. Necmettin Erbakan, attığı her adımıyla üzerinde uzunca konuşulan çok özel ve müstesna bir şahsiyettir. Siyaset sahnesinde bir yıldız gibi akan ve derin izler bırakan Erbakan, bu nedenle yıllardır konuşulmakta, yazılmakta ve hatta geride miras bıraktığı “Millî Görüş” kavramı ile halen yaşanmaya çalışılmaktadır. Bugün onun hayat hikayesinin detaylarına indikçe bir kez daha derinlemesine idrak ediyoruz ki Erbakan hocanın en az siyasi yeteneği kadar, eğitim anlayışı da yazılmaya değer; örnek alınması, incelenmesi gereken anekdotlarla doludur. Eğitimi, özellikle Millî Görüş Hareketi’nin hedefleri kapsamında incelediğimizde; bireylerin davranışlarında kalıcı iz bırakmak, hem maddi hemde manevi kulvarda olmak ilkesi benimsenerek, ideal toplumlar oluşturulmaya çalışıldığı görülmüştür (Boyraz, 2019, s. 148). Bu savı belki de en iyi özetleyen ise “Önce ahlak ve maneviyat” sloganının derinliğidir.

Birçok yönüyle uzun yıllar boyunca unutulmayacak Erbakan Hoca’nın, 12 Eylül döneminde hapse girişi sonrası devam eden mahkûmiyet serüvenine odaklanarak, söz konusu bu sürece dair bazı detayları aktarmak istiyorum. Çünkü o zamanlar bir taraftan hareketin maddi davranış değişikliği oluşturma çabası, parti bünyesinde sürdürülen faaliyetlerle kol atarken; bilindiği gibi manevi değişiklik çabaları siyasi engellemeler nedeniyle daha farklı bir kulvara sürüklenmiştir. Ancak faaliyetler engin bir yetenekle, o ortamda bile, sekteye uğramadan devam ettirilmiştir. Parti üyeleriyle birlikte Hoca, bu ciddi engellemeler ve sıkıntılarla dolu süreçte bile girdiği her ortama intizam, ilim ve irfan götürmekten vazgeçmemiştir. Bu gerçek, Erbakan’ın cezaevi sürecinde değiştirdiği havayı, onunla aynı ortamı paylaşan arkadaşları tarafından birçok kez dillendirilmiş ve kitaplara dahi konu edilmiştir. O süreci onunla paylaşanlardan biride Oğuzhan Asiltürk Bey’dir. Asiltürk Bey’in verdiği bilgilere göre o atmosfer şöyle anlatılır;

“Hapishane hayatı bize Medrese-i Yusufiye gibi bir değer kazandırmıştı. Sabah namazından sonra evrad okunur, zikirler yapılır. İşrak namazı kıldıktan sonra yatıp saat 10’da tekrar hadis dersine başlanırdı. Lütfi Doğan Hoca, Tahir Büyükkörükçü Hoca, Erbakan Hocamız o koğuştaydı.Herkes yatağının üzerinde oturur, bir yatağada bu hocalar oturur, hadis dersi okurduk. Yerine göre ders bir iki saat sürerdi. Öğle namazı ve ardından tekrar ikindi sonrası ders başlardı (Şama, 2015, s. 330).

Tüm bu yapılanların ardından derse katılanlara ev ödevi gibi ödevler dahi verilmesi ihmal edilmeyerek, oradaki kötü şartlara rağmen adeta disiplinli bir ilim yuvası oluşturulmuştur.
Erbakan Hoca’nın, dört duvar arasında olsa da durmadığını ve yoğun bir programla çevresindekilere faydalı olma konusunda liderlik ettiğini gözlemleyen Yasin Hatipoğlu Bey de bu detayları doğrulayarak, o sıkıntılı günlere dair anılarını şöyle aktarmıştır:

“Mescit haline gelmiş küçük bir odamız vardı. Hoca Kur’an-ı Kerim’i orada okurdu, namazı ise cemaatle kılardık. Erbakan Hoca’nın odasını ayırmıştık. Çünkü bizim yanımızda dahi edep halini sürdürür ve rahat yatamaz diye böyle bir plan yapmıştık. Hoca, hadis ve Kuran derslerine her zaman iştirak eder ve bir taraftanda tespihini elinden düşürmezdi. Kısacası dışarıda nasıl gayretli ise içerde de aynı gayreti hiç eksik olmamıştı. Ağzından, bulundukları ortamdan şikâyet ettiğini hiç duymadık. Tek derdi; parti ne oldu, ne olacaktı… Hep bu senaryolar üzerinde çözüm yolları tasarlamaya çalışırdı (Şama, 2015, s. 328).

Görüldüğü gibi Erbakan Hoca, yaşamın her anında çizdiği portreyi burada da sürdürerek, bulunduğu ortamdan şikâyet etmediği gibi aksine tamamen ortamını güzelleştirme ve vakti kıymetlendirme çabası içerisinde günlerini geçirmiştir.

Bulundukları ortama tam bir disiplin getirmeyi başaran Erbakan ve arkadaşları, tıpkı bir okulun ders programı gibi çok yönlü bir günlük program hazırlamayı da ihmal etmemişlerdir.

Tablo 1: Erbakan Hocanın 25 Kasım 1980 Gününe Ait Hapishanede Yaptıkları Eğitim Planı (Kutan, 2017, s. 61)

Görüldüğü gibi, her gün uygulamak için hazırlanan planı incelediğimizde çok yönlü bir müfredat hemen göze çarpmaktadır. Çizelgede genel kültürü artırmak ve gündemden kopmamak için gazete ve iki saatlik kitap okuma vakti belirlenmiştir. Bunun yanında mahkûmiyet süreleri boyunca onları gerek bedensel, gerekse psikolojik açıdan zinde tutmak amacıyla spor saatleri ve sohbet etme vakitleri de unutulmamıştır. Günlük planın en dikkat çekici ve yoğun kısmı ise bireylerin özellikle manevi açıdan desteklemelerini sağlayacak, üzerlerine çöken gergin belirsizlik içerisindeki süreci dağıtarak dinginleştirecek dini eğitim kısmıdır. Çünkü bu derslerin yanı sıra orada bulunanların elde ettikleri iç dinginlik ile zahiri gerginliğini kolayca atmalarını sağlayacak, ibadet yapılma aralıklarının da planlanması ihmal edilmemiştir. Ayrıca kısa sürede yemek ve günlük ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla kiler ve mutfak oluşturularak bir düzen ve disiplin sağlanmıştır. Oluşturulan böylesi bir merkezi yapı sayesinde içerde kısa sürede adeta bir sosyal yapı kurulmuş, hatta bu yapının mahalleleri dahi mevcut hale getirilmiştir. Çünkü yansıtılan bu atmosfer sayesinde çoğu koğuşta, dışarıda kanlı düşman olan siyasi görüşteki insanlar, orada kol kola gezip dertleşir olmuştur. Hatta ülkeyi ikiye bölen, asla ortak bir noktada bulaşamaz dediğimiz görüşteki bireyler; bir süre sonra karşıt görüşteki kişilerle koğuş ziyaretleri yapıp, koğuş oturmalarına dahi başlamıştır. Bu yaşanmışlıkları bizzat o döneme de yakından tanıklık eden Recai Kutan Bey de tutukluluk süresi boyunca ailesine yazdığı mektuplarla anlattığı kitabında oldukça geniş detaylandırmıştır. Kutan Bey’in kaleminden o günler şöyle aktarılmaktadır:

“ Herkesin imrendiği koğuş bizim koğuştu. Çünkü en temiz, hiç sigara içilmeyen, hoş sohbetler yapılan ve kilere bitişik olan koğuş bizimkiydi. Bu nedenle kendi tabirleriyle faşist kardeşlerle komünist kardeşlerin en sık ziyaret ettiği yerdi.” (Kutan, 2017, s. 64-65)

Hatıralarında, CHP’li Ertuğrul Günay’ın o günlerde vefat eden babası için hatim okuduklarını anlatan Kutan, Günay’ın Lütfü Doğan’ın sohbetlerine büyük ilgi gösterdiğinin de altını çizmiştir (Kutan, 2017).

Recai Kutan Bey yazdığı detaylarla o atmosferin sağladığı birlik, beraberlik ve berekete dikkat çekmiştir:
“İki günde bir ev ziyaretine (!) gidiyoruz. Evvelsi gün akşam, Necmettin Bey ve ben Türkeş’i, dün akşam da Ahmet Yıldız ve 2 CHP’liyi odalarında ziyaret ettik. Onlarda sık sık ziyarete geliyorlar.” (Kutan, 2017, s. 64-65)

O döneme dair çok hoş bir başka detay daha var ki oda Erbakan Hoca’nın eşi Nermin Erbakan Hanımefendi’ye yönelik yaptığı davranışlardı. Bu anıya bizzat tanıklık eden İbrahim Titiz ise şöyle aktarmaktadır:

“Biz Hocamızın talimatı üzerine her perşembe günü eşi Nermin Hanımefendi’ye 7 tane gül götürürdük. 7 gün, 7 gül… Yani eşine her gün için bir gül gönderiyordu.” (Şama, 2015, s. 328). Zarafeti ve nezaketi ile bilinen Erbakan Hoca’mızın bu süreçte ailesini de ihmal etmemiş olması, onun bilinmesi gereken bir başka yönüdür.

Necmettin Erbakan, görüldüğü gibi hem ailesinin hemde milletinin huzuru ve refahı için büyük çabalar göstermiştir. Her türlü şart ve koşulda gelecek nesillerin istikbaline yönelik büyük sonuçlar elde etmiştir. Görülüyor ki hayatına dair odaklandığımız bir bölümden bile azmi, kararlılığı, çalışkanlığı, pozitif yaklaşımı, disiplini ve eğitime verdiği ihtimam ile yetenekli bir kişiliğe sahip olduğunu çıkarılabilmek mümkündür. Bunlar bir eğitimcide olabilecek çok kıymetli erdemlerdendir. Çünkü Erbakan, literatürde; “İnsanların davranışlarında kasıtlı, kendi yaşantısı yoluyla istendik, kalıcı izli davranış değişikliği meydan getirme süreci” olarak tanımlanan eğitim kavramının içini yaşantısı ile doldurmuş ve çevresinde derin etkiler bırakmıştır.

Kaynakça
Boyraz, E. (2019). Necmettin Erbakan’ın Eğitim Anlayışı. Ankara: Uzun dijital matbaa.
Kutan, R. (2017). Kirazlıdere Tutuklu Evinden 12 Eylül. Ankara: MGV yayınları.
Şama, E. (2015). Allah Dostu Prof Dr Necmettin Erbakan. İstanbul: Ege Basım Yayın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz