Ana Sayfa Milli Şuur 57. Sayı KUR’AN, TOPLUM VE EĞİTİM

KUR’AN, TOPLUM VE EĞİTİM

Bir insanı zillet ve ziyandan kurtaracak olan; iman, Kur’an ahlakı, salih amel; yani maddi ve manevi kalkınma, hakkı tavsiye ve sabırdır.

26
0

Kur’an’ın hedefi iyi, hayırlı ve faydalı bir insan yetiştirmektir. Yalnız başına yaşayan ve kimseye hayrı dokunmayan bir ferdin iyi bir insan olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Kur’an; fert ve toplumu, cehaletin karanlığından İslam’ın aydınlığına taşımaya çalışır. Kur’an, Allah kelamıdır ve Peygamberimiz, Kur’an’ın telkin ettiği güzel ahlakı tamamlamak için bir muallim olarak gönderilmiştir. Kur’an sadece üstün ahlaki öğütler vermekle yetinmez, insan ve toplum için emirler, yasaklar ve de cezalar da ihtiva eder. Kur’an toplumsal yapıya dair kuralları, uyulması gereken esaslar olarak takdim eder. Peygamberimiz bir hadisinde, imanın altı, İslam’ın ise beş esas üzerine kurulu olduğunu söyler. Altı esas: a. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, b. Meleklere inanmak, c. Kitaplara inanmak, d. Peygamberlere inanmak, e. Ahiret gününe inanmak, f. Kaza ve kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Beş esas ise: a. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, b. Namaz kılmak, c. Zekât vermek, d. Oruç tutmak, e. Hacca gitmektir. Bu imanın altı, İslam’ın beş esası; Hak dinin ve saadet düzeninin temelidir. Bu temel üzerine kurulacak bir bina vardır ve bu bina, toplumun saadet içinde yaşayacağı adil düzen binasıdır. Bu adil düzeni, Allah’ın bildirdiği hak ve adalet esasları üzerine inşa edecek olan da insandır. Kur’an, böyle bir insanı ve toplumu yetiştirmeyi hedefler.

VASAT ÜMMET

Bakara 143: “Ey Müslümanlar, böylece sizi seçkin ve şerefli, vasat bir ümmet kıldık ki bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hak şahitleri olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun…” Vasat kelimesi orta, dengeli, adaletli, bir şeyin iyisi ve hayırlısı gibi anlamlara gelir. Vasat ümmet olmak; İslam toplumunun temel ve genel bir özelliğidir.

Kıblemiz Kâbe nasıl dünyanın tam ortasında ise, İslam toplumu da insanları hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüklere engel olan orta bir ümmettir. Hıristiyanlar peygamberlerini tazim konusunda aşırı gittiler. Yahudilerin ise onlara gereken değeri vermediler, hatta onları öldürdüler. İslam’a hakikaten teslim olmuş Müslümanlar ise bütün peygamberlere, aralarında ayırım yapmaksızın iman ederler ve Son Peygamber Hz. Muhammed’e tabi olurlar. Müslümanlar; aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten, insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluktur. Müslümanlar, bu özellikleriyle ne radikal ne de liberaldirler. Onlar orta yolda yürüyen Milli Görüş sahibidirler. Müminler; hayatın her safhasında dengeli, ölçülü ve uyumlu bir maddi ve manevi kalkınmayı birlikte ele alırlar ve yürütürler. Dengeli ve ölçülü bir toplum; fert ve toplumun problemine İslam’ca yaklaşan ve adil ve makul çözümler üretebilen bir toplumdur. Ruh ile beden arasında fıtri bir uyum vardır.Bu uyum; Allah’ın birliği ve yaratılışın temelinde yatan maksadın tekliği esasından doğmaktadır. İslam ümmeti, bütün anlamlarıyla gerçekten orta bir ümmettir. Onun için Allah, yeryüzünün sorumluluğunu bu ümmetin omuzlarına yüklemiştir. Bu ümmet, her sesin arkasına düşmez ve gülünç bir maymun taklitçiliği de yapmaz. “Hakikat müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” esasından zerrece ayrılmaz. Kişisel vicdanları, eğitim ve yönlendirmelerle terbiye eder. Toplum düzenini yasal yaptırımlarla güvence altına alır. Günümüzde materyalist düşünce sistemlerini göz önünde bulundurduğumuzda İslam’ın gerçekten orta bir yol takip ettiğini görürüz. Bu orta yolun temelinde adalet vardır. Bunun için Kur’an, adalet üzerine vurgu yapar ve insandan adaletle hükmetmesini ister.

HAYIRLI TOPLUM

İslam ümmete vasat bir millet olarak hayırlı bir toplumdur. Ali İmran 110: “Siz, insanların saadeti ve iyiliği için ortaya çıkarılmış; iyiliği emreden, kötülükten men eden ve Allah’a inanan en hayırlı bir ümmetsiniz…” Hayırlı ümmet olmak, sıradan bir tanımlama değildir. İslam toplumunu hayırlı kılan şey; iyilik olan Kur’an ahlakını ve adil düzenini emretmek, faizci kapitalist düzen ve batı ahlakı gibi kötülükleri engellemek için mücadele etmektir. İslam ümmeti, topluma karşı duyarlıdır ve çevresinde olup bitenlere ilgisiz kalmaz. Peygamberimiz bir hadisinde: “İçinizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle o kötülükten nefret etsin. İmanın en zayıf derecesi de budur” buyurmaktadır. İslam ümmeti, iyilikleri sadece kendi toplumu için istemez, aksine bütün insanlık için ister. Bütün insanlığa zarar veren kötülükler ile mücadele eder. Günümüzde hayırlı toplum olmanın kapısını tutan Milli Görüş; bütün insanlığın saadeti için yeni bir saadet dünyasının kurulmasını zorunlu olarak görür. Böyle bir toplum, materyalist muhtevalı bir eğitimle yetişmez. Böyle bir toplum, ancak Kur’an esas alınarak yapılacak İslam’ca bir eğitimle yetiştirilebilir. Böyle bir eğitim, güçlü bir siyasi irade ile yapılabilir. Bu siyasi irade ise; toplumun güçlü bir imana sahip olmasıyla ortaya çıkar.

BARIŞ VE KARDEŞLİK TOPLUMU

Kur’an; barış ve kardeşlik içinde yaşayan tek bir toplum inşa eder. Müminun 52: “Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin rabbinizim. Öyleyse benden sakının.” Kur’an, insanların tamamının aynı anne ve babadan geldiklerini haber vermektedir. Peygamberimiz, etnik farklılıkları körüklemeyi ve bunların peşinden gitmeyi cahiliye olarak nitelemiştir. Peygamberimizin Veda Hutbesi’nde bu konu ile ilgili beyan ettiği sözler, herkes için nasihattir: “Ey insanlar! Muhakkak ki Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’densiniz; Âdem ise topraktandır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak takvadadır. Bütün Müslümanlar birbirlerinin kardeşidir. Hepiniz, müşterek bir kardeşliğin üyelerisiniz. Birinize ait olan bir şey, gönlünüzün rızası olmadıkça, başkası için helal olmaz. Zulüm yapmaktan kendinizi koruyunuz. Halkın haklarını zulümle almayınız. Onların haklarını gasp etmeyiniz. Benden sonra, kâfirlerin yaptığı gibi, sakın birbirinizle boğuşmayınız. Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve benim sünnetimdir.”

İnananlar kardeştir, ancak idare edilen toplum Müslümanlar ve zimmet ehli olmak üzere iki kesimden oluşur. İslam; iki kesimden oluşan böyle bir toplumun adaletle yönetilmesini emreder. Diğer inanç mensuplarına iyi ve âdil davranmak bir adil düzen esasıdır ve bu, bizzat Müslüman olmanın bir gereğidir. Toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasının en önemli şartı, fertler arasında adaletin sağlanmasıdır. Adalet; kayırmacılığı ortadan kaldırır. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler de birlik ve beraberliği bozan başka bir sebeptir. Kur’an fakirleri gözeten adil bir düzeni telkin eder. Toplumsal birliği sağlayan bir başka şey ise istişaredir. Kur’an, istişareyi Müslüman olmanın bir özelliği olarak zikreder.

GÜNÜMÜZDE MÜSLÜMANLAR

Günümüzde Müslümanlar; üzülerek ifade edelim ki İslam’ın örneği olmaktan çıkmıştır. Bir insanı zillet ve ziyandan kurtaracak olan; iman, Kur’an ahlakı, salih amel; yani maddi ve manevi kalkınma, hakkı tavsiye ve sabırdır. Bu asrın Müslümanları, burada zikredilen kurtuluş sebeplerine sarılıp, doğru işler yapmıyorlar ki İslam’ın örneği olabilsinler! İmanı; söylediği yalana, alıp verdiği faize, içtiği içkiye, oynadığı kumara, yaptığı zinaya, israfına, küfürlü konuşmalara engel olmayan bir toplumun Müslümanlık iddiası boşunadır. Boşuna olduğu içindir ki zillet içindedir. Müslüman güruhun bugünkü örnekliği, ırkçı emperyalizmin batı ahlakının Müslüman bir toplumu ne hale getirdiğinin örnekliğidir. Müslüman bir toplum; itikat ve düzen olarak İslam’dan kopar, AB ve ABD’nin kurduğu faizci düzenin yanında yer alırsa; kulun kölesi, şeytanın maskarası olur. Müslüman toplulukların, içinde bulundukları bu zilletten kurtulması, yeniden İslam’a dönmeleri ile mümkündür. Yeniden İslam’a dönmek, sil baştan İslam’ı yeniden okumak ve yaşamak ile olur. İslam, batılı felsefecilerin hikmetsiz kitaplarını okuyarak değil; Kur’an’ı, Sünneti ve hikmetli kavramlarını, yeniden doğru okuyarak öğrenilir.Bu işe ilk başlaması gerekenler kanaatimce eğitimciler ve siyasetçilerdir.

HAK EĞİTİMİ

Kur’an’ın en önemli kavramlarından birisi olarak hak; batıl olmayan, yerine getirilen hüküm, adalet, varlığı sabit olan, doğruluk, hakikat; yani gerçek olan, İslam, mal-mülk, hisse, pay, bir emek ve zahmet karşılığı alınması gereken şey manalarındadır. Bazen düşüncenin doğruluğuna hak, bazen de görülenin, bilinenin gerçek ve sabit oluşuna hak denilir. Hak olan Allah, insanların dünyada ve ahirette saadet bulmaları için Kur’an’ı da Hak olarak indirmiştir. Mutlak Hak, yani gerçekler ancak Allah’ın vahyi ile bilinir. Hak; Allah’ın bir ismi, Kur’an’ın bir adıdır. Peygamberimiz Hak peygamber, İslam tek Hak dindir. Hak; kul hakkıdır. Hak; şahsa, zamana ve yere göre değişmeyen kesin gerçek anlamındadır. Hak eğitimi, bu gerçeklerin nesillere öğretilmesi, buna göre terbiye edilmesidir.Materyalist eğitim ile hakkın öğrenilmesi, nesillerin Hak ile terbiye edilmesi mümkün olmaz. Hak eğitimi ile nesillere öğretilmesi gereken şeyleri şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Allah’ın bilinmesi ve tanıtılması; Allah, her şeyi hikmetle yapandır. Allah; sıfatları, isimleri ve fiilleri ile bilinir. Allah; Hak Teâlâ’dır.
  2. Allah’ın yarattığı kâinatın ve eşrefi mahlûkat olan insanın bilinip tanınması. Allah kâinatı ve de insanı Hak ile yaratmıştır. Bu yaratılışta, bilen bir topluluk için Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren deliller vardır.
  3. İman esaslarının öğretilmesi. Bu iman esaslarının aslına ve hikmetine uygun olarak bilinmesi, düşüncenin buna göre şekillenmesi önemli bir eğitim hedefidir.
  4. Hak din ve düzen olarak İslam’ın öğretilmesi. İslam bilinmeden yaşanmaz. Bunun için İslam doğru bir şekilde öğrenilmeli ve yaşanmalıdır. Eğer Hak olan İslam, insanların arzu ve tutkularına uydurulursa hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde olan herkes ve her şey bozulmaya uğrar. İslamsız saadet olmaz. Bunun eğitiminin yapılması gerekir.
  5. Kur’an ahlakının öğretilmesi. Ahlak; insanların birlikte huzur içinde yaşamasını sağlayan doğruluk ve dürüstlük gibi esaslardır. Peygamberimizin “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” sözü, ahlak eğitimi için önemli bir belgedir.
  6. Mesleki eğitim yapılması. Toplumun her türlü ihtiyacının karşılanması için her meslekten insanın yetiştirilmesi dünya saadeti için gereklidir.
  7. Hukuk, idari bilimler ve ilmihal eğitimi. Bu, başlı başına bir hayat bilgisi eğitimidir. Bu eğitim ile sosyal hayat düzene sokulur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz