Erbakan Hocamızın vefatının 10. Yılı… Zaman hızla tükeniyor. Kendisinden çok şey öğrendik. O her şeyden önce bir hocaydı, namı diğer Necmettin Hoca. Allah (cc) Cennetinde makamını âli eylesin. Amin. Maarif O’nun birinci davasıydı.

Hocamızı sayısız defa dinleme bahtiyarlığımı izninizle ifade etmek isterim. Her dinleyişimde istifade ettiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Videolarını da fırsat buldukça izlemeye devam ediyorum, tavsiye ederim. Bu yazıda bir eğitimci olarak Erbakan Hocamızdan öğrendiklerimize değinmek istiyorum. Yani, eğitim ve maarife dair yaptıkları ve öğrettikleri üzerinde duracağım.

Bir dostumla sohbet ederken ifade ettiği “Tabelasında milli ve eğitim yazan bir kuruma sabi çocuğu gönderiyoruz; 15-20 yıl sonra tembel, bencil, yalan söyleyen, ahlaksız, biraz hırsız ve/veya kolayca hak yiyen bir insan oluyorsa, dürüst ve hakka riayet eden bir insan yetişemiyorsa burada bir yanlışlık yok mu?” sorusu, eğitimin halini ortaya koyma yeter de artar bile. Bu yanlışlığı öteden beri gören Erbakan Hocamızın cesurca, kınayıcıların kınamasına aldırmadan haykırdığı muhteşem ifadelerini, aziz hatırasına hürmetle idraklerinize sunmaya çalışacağım. İnşallah muvaffak olurum.

“MAARİF BÜYÜK MESELE BAŞ MESELE”*

Erbakan Hoca Hakk’a bağlı, dertli bir insandı ve dertlerin çözümünü ise maarifte görüyordu.
“Milletimiz büyük ve şerefli tarihi boyunca ilim ve faziletin bayrağı olmuştur. Büyük alimler yetiştirmiştir. Bütün dünyaya ilim ve irfan saçmıştır. İlmin, fennin, irfanın, ahlak ve faziletin; kısacası maddi ve manevi medeniyetin bayrağı olmuştur.”** derken derdini de ortaya koyuyordu, çaresini de.

“Manevi ilimlerde dünyaya ışık saçan müstesna yerimizin yanında müspet ilimlerin de kurucuları biz olmuşuz.”** Sözüyle ise kurucuları olduğumuz ilimlerde neden geride kaldığımızın üzüntüsü ile sitemi yansıyor idraklerimize.

“Bugün kendi maarifi kendisi için insan yetiştirmeyen tek millet haline geldik.”** cümlesinde ise gaflet ya da ihanetin sonucunda kendi kendimizi imha eden bir canavara dönüşen eğitimimizin içler acısı halini ortaya koyuyor.

“Asırlarca bütün insanlığa ışık tutmuş bir millet olduğumuz halde, gittikçe kendi çıkmazları içinde bulunan ve imdat isteyen Batı’nın yetersiz dünya görüşünü gaye imiş gibi göstermeye özenen şahsiyetsiz mukallit, cüce, suni hedefler önümüze çıkmaya başladı.”** Bu durum ise bizi dünya lideri yapmaktan öte uşak ruhlu insanlar topluluğu haline getirdi.

“İki başlı manevi istila hareketlerine karşı memleketimizde manevi alemimiz başıboş ve sahipsiz kaldı.”** Ahlak ve maneviyattan yoksun insan topluluğu ise kendini düşünen, bencil ve çıkarcı, silik kişiler olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Mana istilacılarının kendilerinin ev sahibi olduklarını rahatlıkla ifade edebildikleri ve hakiki ev sahibinin ise kendi fikri evine yerleşmemesi için adeta her türlü tertibatın alınmak istediği manevi bir hava doğdu.”** Materyalist insanı yetiştirmek için oluşturulan iklim tam da buydu. Tıpkı “Midenin baş gibi hareket etmesi” benzetmesi ve “Dağdan gelip bağdakini kovma” hali, içler acısı durumumuzu özetler niteliktedir.

“EĞİTİMDE ASIL MESELE ÇOCUKLARIN KALBİNE NE KOYDUĞUMUZDUR”

“Bugünkü maddeci esasa göre kurulmuş mektepleri ahlak üzerine, maneviyat üzerine, hayâ üzerine, iffet üzerine yeniden kuracaktır.”** Derken, umutsuz olmadığımızı, mutlaka Hakk’a dayalı ve maneviyatçı eğitime geçileceği kararlılığını göstermesi bakımından önemli ifadelerdir. Zira “Hakk’ın tesir gücü vardır.” Önünde sonunda hak daima üstündür ve galip gelecektir.

“Eğitimimizi ilkokulun birinci sınıfından, yüksekokulun son sınıfına kadar kaplamış olan maddeci zihniyet orta yerden kalkacak, ahlaki ve manevi zihniyet temel olacaktır. Bugün maarifimizin ilkokul birinci sınıfındaki alfabesi dahi önce bu vatanın evlatlarına her şeyden evvel kainatın yaratıcısını tanıtacak ve ondan sonra ‘Uyu uyu yat uyu!’ yerine ‘MEHMET KALK, UYAN ÇALIŞ!’ diye yola çıkacaktır.”** Eğitimle uyanış, kalkınma ve şahlanış başlayacaktır. Sonuçta “Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

‘MEHMET KALK, UYAN ÇALIŞ!

“Maarifte gayemiz; manevi kalkınmamızın sağlanması ve milletimizin muasır medeniyetin her bakımdan üzerine çıkabilmesi için büyük ve şanlı tarihimizle iftihar eden, mazisine bağlı, anane ve örflerini hürmet ve saygı ile muhafaza ve her türlü taklitçilikten uzak, milli şahsiyetini müdrik; her gün bir öncekinden daha ileri olma iman ve azmi ile şahlanan bir şuura sahip ve yeni nesilleri yetiştirmek maarifte ana gayemiz olacaktır.”** İşte bu ana gaye ile “Yeniden Büyük Türkiye” dünyanın bir numarası olacaktır. Hiç şüphemiz yoktur.

Vaktiyle TBMM’deki MEB bütçe görüşmelerinde Erbakan Hoca’nın AP hükümetine sorduğu soru: “Siz 6 yıl iktidar oldunuz. CHP’nin müfredat ve kitaplarında bir satır değişiklik yaptınız mı, yaptı iseniz neresi?” O zamanki MEB Bakanının verdiği cevap TBMM tutanaklarında mevcuttur: “Biz Milli Eğitim konusunda CHP ile aynı şekilde düşünüyoruz ve bir satırını bile değiştirmedik.” olmuştur.

Geçen 40 yılı aşan süre içerisinde soru önemini korumaktadır ve 18 yıllık mevcut iktidar da ne yazık ki maneviyatçı bir müfredat hazırlayamamıştır. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diyen iktidarın 18 yıl içinde bu hedefi gerçekleştirmek için materyalist, seküler, maddeci anlayışa göre yapılan müfredat ve yazılan kitaplarda bir değişiklik yapmaması, maneviyatçı nesil yetiştirme iddiasını gerçekçi kılmamaktadır. Çünkü tezgâh aynı tezgâh, düzen aynı düzendir. Düzeni değiştirmeden maneviyatçı insan yetiştirilemez.

Günümüzde kuşakların arası azalırken 20 yıla yakın bir süredir iktidarda bulunan ve fırsat buldukça “milli ve yerli” kavramını kullanan bir iktidarın eğitim hakkında “Eğitim ve kültürde başarılı olamadık.” ifadesi bir yerlerde yanlışlık yapıldığının en üst düzeyde itirafıdır. Öyle ise bir an önce “Zararın neresinden dönülürse kardır.” sözü mucibince “Maneviyat merkezli eğitim”e bir an önce geçilmelidir. Gün geçtikçe vebal artıyor ve hesabı verilemez bir boyuta taşınıyor. Meydanlarda ve fırsat buldukça medya yolu ile tekrarlanan, “Erbakan’ın yolundayız” ifadeleri gerçeği yansıtmayan, alelade bir cümle olmaktan başka bir manaya gelmez. Aynı yanlışı sürdürmekle doğru sonuç beklemek pek sağlıklı görülmüyor, biline.

Son söz olarak böyle beyhude oyalanmalar sadece süreci uzatır ama sonucu değiştirmez; “Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” kurulacaktır. Bu sonuç kaçınılmazdır. Çünkü inancımız ve bu mekân (Coğrafya kaderinizdir.) bizi buna mecbur kılar.

*Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, 26 Ağustos 1973, Erzurum Maarif Mitingi Konuşması
** Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, Maarif… Millî Görüş-Temel Görüş TBMM Kütüphanesi, Raf: 86-642, Hazırlayan Abdullah Lelik

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz