© Milli Şuur

Şanlı tarihimizde hayatı, azmi ve zaferi altın sayfalarla anlatılan bir kahramanımızı bu yazımızda sizlere yeniden hatırlatacağım. Ortaya koyduğu hedefleri, yaşantısı, azmi ve kararlılığı ile tüm gençliğe model oluşturmaktadır.

Selahaddin Eyyubi 1138 yılında bugünkü Irak’ın başkenti Bağdat’ın yaklaşık olarak 140 kilometre kuzeybatısında konumlanan, Dicle Nehri’nin hemen yanında bulunan Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyüb bu sırada Selçukluların Tikrit valisiydi. Eyyubi Devleti’ni kurduğu için isminin sonuna “Eyyubi” unvanı eklenmiştir.

Selahaddin Eyyubi Kürt mü, Türk mü Arap mı?

Tarih boyunca Selahaddin Eyyubi’ye farklı etnik kimlikler verilmiştir. Genel kanaat Selahaddin’in Kürt olduğu yönündedir. Bunun yanı sıra Türk kökenli olduğu da iddia edilir. Tarihçi İbn Haldun’a göre ise Selahaddin Eyyubi’nin ataları, Yemen’in Himyeri vilayeti eşrafından Hezbaniyye Kürtlerinin Ravvadi aşiretine mensup Araplardandı. Dünya tarihinde haklı bir şöhret kazanan ve örnek bir komutan ve lider olarak gösterilen Selahaddin-i Eyyûbi, İslam tarihinin en tanınmış kahramanlarından biridir. Önemli olan da onun bu yönüdür. Mehmed Akif Ersoy onu “Şark’ın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor “İslam’ın en saf kahramanı” diye nitelemiştir. Önemli olan ırkı mı yoksa yaptıkları mı?

Mehmed Akif Ersoy onu “Şark’ın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor “İslam’ın en saf kahramanı” diye nitelemiştir.

Bazı Özellikleri İle Örnek Bir Lider

Tarihçilerin anlattığına göre Selahaddin Eyyubi, gençlikte zamanını ya ilim ya cihad veya devlet işleriyle geçirirdi. Küçüklüğünde Kuran’ı ezberlemiş ve iyi bir din eğitimi görmüştü. Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu. Amelde Şafiî mezhebinden, itikada Eş’arî idi. Zamanının güçlü âlimlerinden İslam Hukuku okumuştu. İyi bir tarih bilgisine sahipti. Her açıdan örnek bir lider olan Sultan Selahaddin, verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. Aman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamış, Haçlılar onun bu yönünü çok takdir etmiştir. Kazandığı zaferler hiçbir zaman onun gururlandırmamıştı. Tevazu ve Müslümana hoşgörü hep ilkesi olmuştur.

Gösterişi ve Zenginliği tercih Etmemiş.

Mal biriktirmezdi. Aşırı derecede cömert olduğu, öldüğünde özel hazinesinden sadece bir Mısır dinarıyla otuz altı veya kırk yedi Nasırî dirhemi çıktığı kaydedilir. Savaş sonrasında kendisine verilen ganimetleri fakirlere dağıtmıştır. Bu yönü ile zenginliği ve buna bağlı gösterişi tercih etmediği görülmektedir. Mütevazılığı hayat tarzı edinen takva sahibi bir komutandır. Yaşantısında saray, şatafat, gösterişi hiç tercih etmemiş hep halkın arasında olmuştur.

Mescidi Aksa’yı Tamir Ettirmiştir.

Vakıflara hayır işlerine çok önem verirdi. İmar faaliyetleriyle yakından ilgilenen Sultan Selahaddin’in devrinde Filistin, Mısır, Hicaz ve Yemen’de çok sayıda medrese, zaviye, cami, köprü, kale, hamam inşa edilmiştir. Bunların en önemlileri Kahire surları ile kalesi, Nil Nehri üzerine yaptırdığı köprüler, Bahr-ü Yusuf denilen kanallar, Akka ve Kudüs’ün tahkimi, Amr b. As Camii, Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa’nın tamiri, Kahire’deki Saîdüssuada (Salâhiyye) Hankahı ve Salahî Hastanesi’ni yaptırmıştır.

Hadimü’l-Haremeyn Ünvanını Kullanan İlk Hükümdar

Bu dönemde İslâm dünyasının her tarafından Eyyubiler ülkesine akın eden alimler ve talebeler çok sayıda ilmî eser kaleme almıştır. Onun faaliyetleri kendisinden sonra gelen devlet adamlarına örnek teşkil etmiş, Suriye ve Mısır İslâm dünyasının önemli ilim merkezleri haline gelmiştir. Hicaz bölgesine, özellikle Mekke ve Medine’ye önem veren Selâhaddin, “Hadimü’l Haremeyn” unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur.

Eyyubiler Devletini Mısır’da Kurmuş.

Genç Selahaddin, Nureddin Mahmud Zengi’ye danışarak, onun naibi(vekili) sıfatıyla Mısır’ı ve Mısır’a bağlı yerleri bir müddet müstakil bir hükümdar gibi yönetti. Her konuda Nureddin Mahmud Zengî’nin takipçisi, onun başlattığı eserlerin tamamlayıcısı olmuş, yeni bir devlet kurduğunu bile iddia etmemiştir. Müslümanlar onun şahsında ideal bir sultan, Haçlılar ise gerçek bir İslam kahramanı görmüştür.

Mısır’a tam anlamıyla hakim olan Genç Selahaddin orduyu yeniden teşkilatlandırdı. Mısır’da Şii Fatımilere karşı Sünnî medreselerini ve yeni devlet kurumları açtı. Fatımi etkisini burada kademeli olarak tasfiye etti. Nihayet Nureddin Zengi’den gelen emir üzerine 1171’de Fatımi Hilafeti’ne son vererek Mısır ve Suriye bölgesine hâkim olan Eyyubiler devletini kurdu.

Genç Selahaddin, Nureddin Mahmud Zengi’ye danışarak, onun naibi(vekili) sıfatıyla Mısır’ı ve Mısır’a bağlı yerleri bir müddet müstakil bir hükümdar gibi yönetti.

Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs Sevdası

Bu abide şahsiyetin hakkını verebilmek için tanımak yetmez anlamak lazım. Çünkü o öyle bir onurlu bir liderdi ki 2 günde 40 bin Müslümanın katledildiği 1. Haçlı işgaline, Süleymaniye Tapınağı’nda akıtılan Müslüman kan seviyesinin diz boyunu aştığı, insanların kol ve bacaklarından sokakta yürüyemediği Haçlı katliamını yüreğinde hissediyordu. Yaşı 18 olmasına rağmen hiç unutmuyor, acısını içinde büyütüyordu. Nasıl unutsun, öyle bir manzara ki barbar Haçlı ordusu “Yaptıklarımızı anlatsak inanmazsınız” diyerek kendi halklarını bile dehşete düşürüyorlardı.
Batılılar hâkim olduklarında neler yapabileceklerini bütün dünyaya bir kere daha ispatlıyorlardı. Bu durum büyük bir gaflet içerisinde olan İslam Âleminde de ses getirmişti. Ama parçalanmış Müslümanların harekete geçmesi zor görünüyordu. İşte tam bu atmosferde gaflet uykusuna yatmayan, geceleri uyku uyuyamayan Selahaddin Eyyubi zafer yeminleri ediyordu. Hiç gülmüyordu. Sürekli plan yapıyordu. Kafasında sürekli kaleler, surlar inşa ediyordu.

Mescidi Aksa’nın İşgalini İçine Sindirmedi.

Hazreti Ömer’in (ra) halifeliği döneminde Kudüs’ün fethedilmesinin ardından uzunca süre Müslümanların hakimiyetinde kalan Kudüs, Birinci Haçlı Seferi sonunda 1099’da yeniden Hristiyanlar tarafından işgal edilmişti.

Genç Selahaddin çok farklıydı. Çünkü büyük ve ulvi bir gayesi vardı, bir ideali vardı. Azalmayan bir zafer coşkusu, imanla dolu bir kalbi vardı. Peygamberimizin(sas) emaneti ilk kıblemizin bulunduğu topraklarda, Hz. Ömer’in(ra) emaneti bir kentte Haçlıların dolaşmakta olmasını içine sindiremiyordu. O ilk kıbleyi ve Peygamberimizin(sas) Miraca yükseldiği yerin işgal altında olmasını kabullenmiyordu. Çocuğunu kaybetmiş bir ana gibi oradan oraya koşturuyor, Müslümanları Kudüs için fiili cihada çağırıyordu. Gözünün pınarları hiç kurumuyordu. Kendini Mescidi Aksa’nın kurtarılmasından sorumlu hissediyor, aklına Peygamberler emaneti şehir ve Hz Süleyman’ın inşa ettiği Mescidi Aksa’nın mahzun hali geliyor ve sürekli gözyaşı döküyordu.

Mescidi Aksa işgalden Kurtulana Kadar Gülmeyi Kendine Yasaklamış.

Genç Selahaddin Kudüs’ün işgalinden dolayı sürekli hüzünlü idi. Gülmezdi. Sürekli üzüntüsünün nedenini soranlara “Kudüs ve Mescid-i Aksa Haçlıların işgalinde olduğu müddetçe ben nasıl olurda gülebilirim, istediğim gibi rahat yemek yiyebilirim ve hele nasıl gözüme uyku girebilir” diyordu. Müslüman bir lider olarak kendini sorumlu görüyordu. Kudüs kendisi için her yönü ile büyük bir dava olmuştu.

Müslümanları Birleştirdi.

Sadece gençliğini değil ömrünü Kudüs Davası ve Müslümanlar için çalışarak geçirdi. Azmiyle duyarlılığın, kahramanlığın ve mücadelenin timsali oldu. Çalışkan ve disiplinli idi. Kudüs aşkıyla hiç uyumadan çalışıyordu. Genç yaşta vezir oldu. Çok başarılıydı, iyi bir asker ve komutandı. Kısa sürede adalet anlayışı ve şöhreti Kuzey Afrika’yı Trablus’u, Yemen’i aştı. Adına hutbeler okunmaya başlandı. Bütün bunları barbarlığıyla, katliamlarıyla değil cesareti ve merhametiyle başarıyordu. Parçalanmış Müslümanları ve güçlerini bir araya getirdi. Yani bölgede İslam İttifakını kurdu. Asaleti, cesareti ve kudretiyle kısa zamanda bütün İslam coğrafyasında ün saldı. Batılı Hristiyanların, özellikle Siyonist Yahudilerin, günümüzde dahi adını duyduğunda ürktüğü büyük bir isim haline geldi.

Hittin Savaşı ile Kudüs Müslümanların Oldu.

Büyük Komutan Selahaddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187’de bütün gücüyle, Latin Haçlı krallıklarına yöneldi. Düşmanlarının tümüyle yoksun olduğu komuta yeteneğiyle 4 Temmuz 1187’de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistin’de Taberiye yakınındaki Hittin’de sıkıştırdı ve bir hamlede yok etti. Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü Müslümanların Kudüs Krallığı’nın neredeyse tümünü ele geçirmesini sağladı. Birkaç hafta içinde büyüklü küçüklü elli iki şehir fethedilmiş, sıra Kudüs’e gelmişti. Sultan 20 Eylül 1187’de Kudüs’ü kuşattı. Miraç mucizesinin yıl dönümü olan 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs’ü fethetti. Sûr şehri hariç Filistin’deki bütün kaleler bir yıl sonra tamamen Büyük Selahaddin’in eline geçti.

Mescidi Aksa’yı Kendi Elleri İle Süpürdü.

Muzaffer komutan ilk olarak sevinç gözyaşlarıyla Mescidi Aksa’ya geldi. Haçlılarca tahrip edilen Mescidi Aksa’yı kendi elleriyle süpürdü ve gülyağıyla yıkadı. Artık Kubbetü’s Sahra’daki haç indirilmiş, 88 yıldır duyulmayan ezan sesi tekrar şehri nurlandırmıştı. Mescidi Aksa’da ilk Cuma namazı kılınmış, şehirde Müslümanların hâkimiyetinde 8 asır sürecek olan barış dönemi başlamıştı. Bundan sonra Kudüs her dinin mensuplarının özgürce ibadet ettiği bir mekân oldu. Din hürriyetini en iyi yaşatan Müslümanlar olmuştur. Burada her dinin mabetlerine giriş ve çıkışlar serbest bırakılmıştır.

O Gün Yahudiler de Selahaddin’i Severdi.

Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Yahudilerden değil, Haçlılardan kurtarmıştır. Ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü kurtarmasına, o günkü Yahudiler de sevinmiştir. Hatta Selahaddin Eyyubi Kudüs ve Filistin’i kurtardığı için, Yahudiler Müslümanlardan daha fazla sevinmiştir. Çünkü onlarda Müslümanlar gibi Haçlı zulmü altında kalmıştır. Onlarda bu zulümden kurtarıldıkları için sevinmişlerdir. Avrupalı Haçlılar Kudüs’ü ele geçirince, buradaki sadece Müslümanları değil Yahudileri de kadın, çocuk ayrımı gözetmeksizin kılıçtan geçirdiler, korkunç bir katliama imza attılar. Yahudilerin tapınaklarını, sinagoglarını, tarihi, dini eserlerini tahrip edip yıktılar. Geriye kalan Yahudileri de o topraklardan çoğunlukla sürmüşlerdi.

Kudüs Davası Sadece Filistinlilerin Davası Olmamalı.

Tarihte zaman değişiyor, şahıslar değişiyor fakat gerçekler baki kalıyor. Şunu da belirtmek isterim ki Kudüs ve Filistin mücadelesi yalnızca Filistin halkının veya Arapların mücadelesi değildir. Kudüs ve Mescidi Aksa davası bütün Müslümanların ortak davasıdır. Vicdan sahibi insanların davasıdır. Selahaddin Eyyubi’nin mücadele azminin sırrı Kürt, Türk, Filistinli veya Arap olmasında değil şuurlu bir Müslüman olmasındadır. Ordusunun sayısı azdı, belki teknolojisi de geriydi ama büyük bir imana sahipti. Kazanacağına inandı ve başardı. O emaneti ve sorumluluğu idrak etmişti, geçici dünyaya zenginliğe ve şöhrete tanınmaya heves etmemişti. Onun mücadele ettiğinde orada o günlerde Müslümanlara bugünkü şekliyle fiili bir müdahale yoktu. Müslümanlar o günde bölük pörçük zayıf ve etkisizdi. O gün Ortadoğu’da İslam’ı sadece namaz, hac, oruç, zekattan ibaret sanan Müslümanlar çoğunluktaydı. İşte o zor zamanda bir Mücahid Selahaddin çıktı ortaya ve tarihi değiştirdi.

Kudüs 1917’de Osmanlı’nın Son Döneminde İşgal Edildi.

Kudüs’ün Selahaddin Eyyubi tarafından fethedilmesinden 730 yıl sonra Kudüs’teki Osmanlı egemenliği Birinci Dünya Savaşı sürerken sona erdi ve şehrin kontrolü İngiliz kuvvetlere geçti. Bölgede kalan azınlıktaki Osmanlı birliklerinin İngiliz Ordusuna karşı vermiş olduğu savunma mücadelesi 9 Aralık 1917 tarihinde başarısız oldu ve Kudüs İngilizler tarafından işgal edildi. İngiliz General Edmund Allenby’in şehir halkının karşılamasıyla Yafa Kapısı’ndan törenle Kudüs’e girdiği rivayet edilir.

Şam’da Vefat etti.

Hayatının son üç gününü baygın geçirdiğinden namazlarını kılamamıştı. Bunun dışındaki zamanda asla namazını geçirmemiş ve vakit geldiği anda at sırtında yolda gidiyorken bile hemen inmiş ve namazını kılmıştır. Çocuklarına takva ve ibadeti aşılar, etrafındaki emir ve kumandanlarına bundan ayrılmamalarını söylerdi. 1193 yılında Suriye’nin bugünkü başkenti olan Şam’da vefat etti. Emevi Camisi’nin yanına defnedildi.

1917’de Kudüs’ü işgal eden General Allenby’in Selahaddin Eyyubi’nin mezarını ziyaret edip, saygısızlık yapıp “Kalk Selahaddin! Biz Yine Geldik” demesi mümkün değildir.

Selahaddin Eyyubi’nin Mezarı Tekmelendi mi?

Kudüs’ü işgal eden İngiliz ordularının komutanı General Edmund Henry Hynman Allenby’in şehre girdikten sonra Selahaddin Eyyubi’nin mezarını tekmelediği ve “Kalk Selahaddin! Biz Yine Geldik!” dediğine dair olayın olduğu konuşuluyor. 1917’de Kudüs’ü işgal eden General Allenby’in Selahaddin Eyyubi’nin mezarını ziyaret edip, saygısızlık yapıp “Kalk Selahaddin! Biz Yine Geldik” demesi mümkün değildir. Selahaddin Eyyubi’nin mezarı Kudüs’te değil Şam’dadır. Ayrıca bu sözü söyleyen kişinin, kaynaklarda İngiliz General Edmund Allenby değil, Şam’ı işgal eden Fransız komutan General Gouraud olduğu iddia edilebilir. General Gouraud bu sözü söylemiş olsa da henüz bir bilgi veya belge bulunamamıştır.

Filistin’de ve Ortadoğu’da Selahaddin Duası

Tarihin bu güçlü komutanı Ortadoğu’da ve Filistin’de halen büyük bir efsanedir. Dua edenler sıkışınca yardım bekleyenler “Neredesin ey Selahaddin?”, “Yetiş ya Selahaddin!” veya “Ya Rab! Bizlere bir Selahaddin Gönder” duası çokça dillerden dökülür. Anneler çocuklarına sık sık “Sende büyüyüp Selahaddin olasın” duası çokça yapılır. Bu yüzden ülkemizde özellikle Güneydoğu’da ve Ortadoğu’da Selahaddin ismi bu yüzden çok yaygındır. Bugün Kudüs’teki İsrail’in zulmünden bıkmış olan Müslümanlar, İsrail’deki saldırgan Siyonist Yahudiler için “Ey Yahudi! Selahaddin’i unutma”, “Selahaddin’in ordusu Yahudiler’in korkusu” sloganları çokça atılır.

Değerli eğitimciler! Tarihimizin bu büyük komutanını tevazulu liderini gençliğe anlatmayı, tanıtmayı ve onlara bu güzel ve ulvi şahsiyeti model oluşturmayı lütfen ihmal etmeyelim. Resmini ve örnek hayatını sınıf panolarımıza lütfen asalım ki gençlik adam görsün de kendine ne idiğü belirsizleri örnek almasın. Rabbimiz işgal altındaki o kutsal topraklara, Kudüs’ün yeniden fethi için yeni bir “Selahaddin” nasip etsin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz