© Milli Şuur

Merhum Rasim Kökmen Hocamızın 26/12/2018 Kocaeli ÖĞ-DER’de yaptığı konuşma özeti

İnsanın varlığında üç zaman dilimi mevcuttur. Her şeyden önce bu üç zaman diliminin şuurunda olmak zorundayız.

1- Doğum öncesi, bezm-i elestte başlayıp ana karnında geçirdiğimiz dokuz aylık süreç,
2- Dünya hayatı,
3- Ölümle intikal edeceğimiz ahiret süreci.

İki bilinmeyen, iki görünmeyen arasında bir görünen hayat… İnsanın ilk önce bilmesi gereken konulardan biri mebdei (başlangıcı) ve meadı, gideceği yeri: Başlangıç ve sonuç.
Kur’an-ı Kerim şuurlanma vasıtaları olarak bu noktalara çok dikkat çeker. Bazen merkezden muhite doğru, bazen de muhitten merkeze doğru: İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize düşman olmuştur. (Yasin,77) İnsanın zaafiyeti, zaaf noktalarından birini hatırlatıyor. Sonra bize döndürüleceksiniz (Ankebut, 57) ayeti de insanın sahip olduğunu zannettiği her şeyi terk ederek bir noktaya gidişini ifade ediyor.

Vücudun merkez noktalarından biri midedir. Dünyevi nimetlerle beslenen, hazmedildiği zaman kuvvet üreten ve o güçle hayır ya da şer işlediğimiz kuvvet merkezi. Aynı şekilde bir başka merkez, esas merkez, hayata yön veren merkez kalptir.

Yediği yemeği mide hazmetmeden dışarı atarsa vücut kuvvet kazanamaz. İnsan da kalbe yerleştirdiği bilgiyi imanla, amelle güzelleştiremezse şuur hâline gelmez. Evet, Allah vardır der ama bugünkü deizmin yaygınlaştırmaya çalıştığı gibi Allah’ı işimize de karıştırma der. Bunun bir sonraki adımı ateizmdir.

Ancak insan gerçek manada yaratılış gayesine uygun şekilde iman ederse kalpteki o iman da bedene sirayet eder ve davranışlarında seçicilik dediğimiz şuur ortaya çıkmış olur.
İnsanın seçmesi gereken ilk şey, ilah kabul edilenler arasında gerçek yaratıcıyı bulmak. İlah edinilen birçok şey insanlığa hep ilah adıyla sunuluyor. Kuran-ı Kerim bu konuda bize fikir jimnastikleri yaptırır, müşriklerle ilgili sorular sordurur: O sizin ilahlaştırdığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden biri var mı?” diye sor. De ki: “İlkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah’tır. Şu halde nasıl gerçeğin dışına saptırılıyorsunuz! (Yunus, 34)

Şuurun ilk yakıtı, maddesi bilgidir. Marifet dediğimiz, eşyayı bilmek, eşyanın sırlarına intikal etmek, derinlemesine bilmek… Şuurlanmanın kademeleri var. Bilgiden sonra seçici davranmak için tefekkür etmek ve bilgiyi hikmete dönüştürmek gerekir. Ondan sonra tezekküre, sürekliliğe intikal edecek, sonra neye bakarsanız onun doğru tarafını göreceksiniz ve ölçümüz şu olacak: Yaptığım bu işten Allah razı mı, yaptığım bu işi Hz. Peygamber (sav) yapar mı?
İman kalbe öyle bir yerleşecek, bilgi kalple öyle bir buluşacak ki artık organlar her baktığının doğrusunu yanlışını görecek, seçecek bir meziyete kavuşacak. Bu noktaya takva diyoruz: Cenab-ı Hakkın koyduğu sınırlara riayet ederek o sınırlar içerisinde yaşamak, uygunsuz olanları terk etmek ve bunları hayatın her anında davranış hâline getirmek. İşte kim bu şekilde davranırsa artık onun bakış açısı Hak olur, gördüğü hep doğru olur, basiret ve feraset dediğimiz şey de o zaman kazanılmış olur.

Allah’tan başka hiçbir şey ulûhiyet ve ubudiyet hakkına layık değil. Bu ilk şuurlanma meselesiydi. Bundan sonra rehber konusunda seçicilik geliyor. İki rehber var: Biri yazılı rehber kitabullah, diğeri onun uygulayıcısı Hz. Muhammed (sav). Bugün Peygamber yok ancak izini Peygamber’in izine, özünü Peygamber’in özüne kim yapıştırıyorsa o takip edilecek Müslümandır. Ölçü bu. Allah’a muhalefet edilerek Allah’ın rızası kazanılmaz.

Bütünden bir parçayı yapmak yetmez, İslam bir bütündür. Hayat bir bütündür. İslam ihmale gelmez. İslam’ı tahrif eden şuursuzlaştırma çalışmalarından biri de ihmaldir. Yol seçimi çok önemlidir. Yanlış yolla doğru sona varamazsın. “Sırat-ı mustakîm”in dışında bir yol bizi doğruya götürmez. Her namazımızda “(Allah’ım) Bizi sırat-ı müstakime ulaştır!” diyoruz. Bunlar şuurlanmanın kodları. Rabbini seçeceksin, tanıyacaksın, O’nun yoluna ulaştıracak yolu bulacaksın, o yolun vasıflarını bileceksin, gitmemen gereken yolun vasıflarını da bileceksin.
Şuur için bir başka önemli şey gayeyi tespit etmek. “Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin. (Âli İmran, 102)” Yegâne gaye: Müslüman olarak can vermek.

Gaye çok önemli, bununla beraber gayeye ulaşmadaki metot seçiminde de şuurlu olmak çok önemli. Küfrün metoduyla hakikate, rızayı ilahiye ulaşamazsınız. Çünkü küfür her türlü metodu kullanır. Onlarda olan pragmatist felsefe dedikleri düşüncede gayeye giden her yol mubahtır, meşrudur. Hâlbuki şuurlu bir Müslüman için gayeye götüren yol Hakk’ın ölçüsüne uyuyorsa meşrudur, değilse meşru değildir. Ölçü budur, bunun için helal haram, iman inkâr, adalet zulüm ölçüsü, infak ölçüleri konmuş. Bütün bunlar şuurun yansıma hâlleridir. Öyleyse insanın boş bırakıldığı bir alan yok.

Rabbimiz şuurlanmak için bizlere hayatın her alanıyla ilgili örnekler veriyor. Mesela şuurlu bir Müslüman özenti içinde olmaz, kimliği ve kişiliği vardır. Karun’u zengin gören Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” dediler. (Kasas, 79) İşin hakikatini, eşyanın hakikatini, bu malın sonunun yokluk olduğunu bilen şuur sahibi olanlar Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” (Kasas, 80) dediler.

Rabbim aşama aşama insanın yaratılışını anlatıyor. Bir şeyin aşama aşama olması tesadüfe yer olmadığını gösterir. Darvin evrim teorisini ortaya atarken, insanın maymundan geldiğini söylerken Yahudilerin maymunlaştırılma cezasını bütün insanlığa yaymaya çalışmış. Rabbim insanın yaratılışını çeşitli ayetlerde aşama aşama göstermiş. İnsan kendine bakarak bunu bulur. İnsan, kalbine bakarak bunu harekete geçirse gerçeğe ulaşır.

Cenab-ı Hak şuurlanmanın başlangıç noktasını, yaratılışı ve sonucu bize ayetlerde göstermiştir. Bir de Kur’an’ın gerçek olduğu kendileri için apaçık belli oluncaya kadar onlara çevrelerinde ve kendilerinde bulunan delillerimizi hep gösteririz. Rabbinin her şeye tanıklık etmesi (onlar için) yeterli değil midir? (Fussilet, 53) ayeti gösteriyor ki insan kendini incelese, derinlemesine düşünse şuur sahibi olur, hakikati anlar.

Tasavvufta “veled’ül-kalp” diye bir kavram var. Veled’ül-kalp: Kalbin çocuğu. Zikir derslerinde zikir, dilden kalbe intikal ettiğinde kalp harekete geçer, dil susar. Topluluk içinde Allah’la beraber olmak. Oturursunuz, başka bir işle meşgul olursunuz ama kalp devam eder. Zikrin dilden kalbe intikaline veled’ül-kalp denir. İşte kalpte bu hareket başlarsa bütün organlara yavaş yavaş intikal eder. Göze intikal eder, kulağa intikal eder, bütün organlara intikal eder. Artık o insan yaşayan, canlı, diri bir insan olur. Şuur damarlara yürür, hareketle intikal eder. Onun için kutsi hadiste belirtildiği gibi Allah öyle kul için “Ben onun gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı olurum.” diyor.

Rabbimiz kendinizi tanıyın diyor, Doğumunuzdaki zaafiyetinize bakın, ölümünüzdeki zafiyetinize bakın, kendinize o kadar kıymet verip de Firavun gibi çıkıp “Ben sizin Rabbinizim!” demeyesiniz. Bir de ayat-ı meşhude (görünen, Allah’a götüren deliller) denilen “etrafınıza bakın” diyor. İnsan bunları da iyi irdelerse gerçeğe ulaşır. O zaman şuurlu bir Müslüman baktığı her yerde Allah’ı görür, Allah’tan başka bir şey görmez. Her şeyi idrak ölçüsünde algılarsak, her şeyi yaratandan bize ulaştırılmış ip mahiyetinde düşündüğümüzde hangisine tutunursak bizi Allah’a ulaştıran birer vasıta olurlar.

Karanlıklar arasından yolunu bulabilmek şuurun delillerinden birisidir. Kitabullah ana rahmindeki üç karanlıktan bahseder. Dünyada da üç tane ana karanlık vardır: İnkâr, fasıklık, isyan (Hucurat, 7) Fısk: Alenen Allah’a meydan okumak, emirlerini terk etmek. Sokaklar dolu, hele Ramazan aylarında gördüğümüz açıkça yemek yemeler, lokantaların açıklığı bunun toplumsal olarak bir görünümü. “Allah size imanı ve imanı amellerle kalpte süslemeyi sevdirdi” (Hucurat, 7) Şimdi bugün bütün Firavun sistemi olan Irkçı Emperyalizmin bütün dünya insanları içinde yaydığı üç temel husus inkâr, açıkça günah ve isyandır. Hatta o hâle getirildi ki ailelerdeki isyan, sokaklardaki isyan, okullardaki isyan…

Diğer bir önemli mesele, çocukların şuurlandırılması işidir. Cenab-ı Hak, bu noktayı bizlere Lokman (as)’ın dilinden çocuğuna nasihat eder şekilde anlatıyor. Ayetlerde Lokman (as) oğluna nasihatle, “Oğlum mülkün sahibine sakın ortak koşma, anne babana iyi davran, yaptığın işe dikkat et, çünkü Allah en açığı da en gizli olanı da bilir” dedikten sonra üç büyük işi sayıyor: “Namazını kıl, iyiliği emret, kötülüğe karşı koy; bir de bütün bunları yaparken başına gelene sabret.” İşte büyük işler bunlardır. Allah, hepimizi büyük işlerle meşgul olanlardan etsin.
Allah, hepimizi ne yaptığını, nasıl yaptığını, niçin yaptığını, kim için yaptığını, karşılığını kimden beklediğini, nerede ve ne zaman yapılması gerektiğini bilen ve bu esaslara göre hareket eden şuurlu Müslümanlar eylesin! Bu temennilerle Müslüman olarak ölmek gayretini taşıyan insan etsin bizi! Son nefesimizde Kelime-i Şehadeti nasip etsin!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz