“Kuşak nedir?” sorusu gibi son derece bilmiş ve yazı puntlarından gıcırdama sesini kulağınıza tıkayarak bıkkınlık oluşturacak bir soruyla başlamak isterdim ama bilmiyorum.

Kuşağın ne olduğunu bilmiyorum. Bele bağlanan da kuşak diye adlandırılmış, geleceğimizi daha iyi yapsınlar diye bel bağlanmış bebeler de kuşak diye adlandırılmış. Belde ve elde durduğunda çok güzelmiş gibi görünen ama en küçük gevşemede biri belden diğeri elden düşüveren iki ayrı ama ikisi de risk bölgesindeki varlık, kuşak.

Birde şimdi akla ziyan kuşak adları var; X, Y, Z gibi. Efendim, bendeniz ve benim yaş ortalamamda olanlar X kuşağında olduğumuzu ellili yaşlarda öğrendik. 1964 ve daha öncesi doğumlu iseniz psikososyal mühendislik tekelini(!) elinde bulunduranlar bu kuşağa bir ad koyma zahmeti göstermemişler. En azından Google’da çıkmıyor bu kuşağın ismi. Demek ki isimsiz bırakılmış, tüh. En şanslı olanlar Z kuşağı. Çünkü onlar doğar doğmaz hangi kuşağın mensubu olduğunu biliyorlar. Zaman mı gelişti, Siyonist oyunlar mı şekil değiştirdi?

Konumuz sohbet trendlerinde rekorlar kıran Z kuşağı. Şuurlu şuursuz her kesimden “Bak, ben keşfettim.” edasıyla eğitimde akıl verme yarışmalarına katılmışçasına ballandırılarak anlatılan Z kuşağı. Hatta siyasilerin dilinde “Kendilerini Z kuşağına en iyi anlatan parti biziz.” çılgınlığına dahi tanık oluyoruz. Bu durumda biz ne bahtsız X’ler, Y’ler olmuşuz yada bizler herkesin diline doladığı efsane kuşağı yetiştiren, ne kadar çok maarif sahibi X’ler Y’ler olmuşuz. Neresinden tutsak zihnimiz paramparça oluyor.

Titreyelim ve uyanalım. İslam’a dolayısıyla Muhammed (sav) ümmetine ve dahi insanlığa faydalı olmanın lezzetini, faziletini gösterme gayretinde olan nesiller geldi geçti yeryüzünden. Her nesil bir sonraki nesle Kur’an ve sünnet hayatını, Allah Azze ve Celle ile Resulü (sav) efendimizin davasını miras bıraktı. Demek ki “kuşak çatışması”, her neslin bir önceki nesilden daha farklı yaşam standartları ile imtihan olmasının adı imiş.

X kuşağı diye tanımlanan bizler bahçedeki meyvenin, bostandaki sebzenin kokusunun ve lezzetinin bir gün Yahudi eliyle değişeceğini ve bu değişimin devlet politikaları ile desteklenebileceğini hiç aklımıza getirmemiştik.

Y kuşağı ile tanımlanan kuşak ise bu doyumsuz yaz lezzetlerinin ve kokularının kışın da devam etmesi için arayışa girince, onlara kış aylarında verilmek üzere görüntüsü yaz yemişi, dokunuşu plastik, kokusu olmayan garibeler üretilen kuşak. Önce tohumun genleri değiştirildi, sonra ağızların lezzeti bozuldu, kalplerde ilk kimya değişimleri başladı.

Gelelim namı diğer Z kuşağına. X’in doya doya yiyip içtiği, Y’nin tadına doyamadığı bu lezzetleri artık internet arama motorlarında video kanallarında dinleyen kuşak.
Gelelim hepimize… Yediğimiz içtiğimiz lezzetsiz, tıka basa yiyoruz. Genlerimizin tattığı o lezzeti belki bir diğer lokmada bulabiliriz umuduyla. Ama geri gelmeyecek artık. Şair demiş ya:

Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti. 
(Cahit Külebi)

Çocuklarımızın yapabilirlik gücünü sadece zekâları üzerinden ifade ettik çünkü kalplerine sevgi koyamadığımızın derinden gelen itirafıdır aslında görünen. Taşıyamayacağı değerleri, adına çocuk genç dediğimiz herkese vermeye başladık. Ortaya çıkan davranış kalıplarına, adı bizden uzak topraklarda konmuş isim ile seslenmeye başladık: Nevi adı kuşağına münhasır Z kuşağı…
Bu kuşağın, insanın gelişim sürecinde annesinden en uzak, annesinden en az sevgiyi almış, gün içinde annesi ile birbirlerinden severek ayrılıp sadece akşamdan akşama birkaç dakikalık ten teması ile sevgi açlığını gidermiş duygusal sevgiden yoksun olarak büyüdüğünü kim reddedebilir?

Kadının çalışma hayatına hırsla atılmasının sonucu ortaya çıkan, çocuğa karşı suçluluk duygusunun maskelenmesi için, makyajlı isim “Z kuşağı” imdadımıza yetişiverdi.

Kadının çalışma hayatına hırsla atılmasının sonucu ortaya çıkan, çocuğa karşı suçluluk duygusunun maskelenmesi için, makyajlı isim “Z kuşağı” imdadımıza yetişiverdi. Kadın artık yakıt istasyonlarında bile hem de pompacı olarak çalışıyor ve bundan gurur duyuyor. Çalışan kadın olmak ne kadar mühim bir şeymiş meğer. Parasız aşkla saadet olmaz da derler. Çık işin içinden…

Gün boyunca çocuğunu yabancı ellere teslim edebilecek cesareti gösterebilen analar, “Allah’ım, yiğitlerime öyle kuvvet ve kudret ver ki senin yolunda Uygur’u korurken Çin’de, Kaşmir’i korurken Hindistan’da, Filistin için İsrail’de, Siyonizmin kahrolması için Müslüman topraklarda yapılan zulme karşı bilim ile ilim ile beden ile mücadele ederken şehit olsunlar!” diye dua etme cesaretinde mi dersiniz?

Şu çağda, otuz yıllık eğitimcilik hayatım boyunca görmediğim kadar bedensel anlamda, hızlı düşünme ve karar verme becerileri anlamında, motor ve koordinasyon becerileri anlamında, ilkokulda okuma yazma işini okula bırakmayacak kadar ses kalıplarını analitik becerileri sayesinde kendi kendilerine çözmeleri anlamında müthiş bir kuşak ile karşı karşıyayız.
Üstelik en az bir yabancı dil konuşabilen kişi sayısı gittikçe artıyor. Bunda ise en önemli etken yabancı dil öğretimindeki gramer saçmalığına, bir İngiliz’in bile bilmediği gramer katiline kafa tutacak “hayır” diyebilme beceri ve özgüvenine sahip olmalarıdır. Ne istediğini bilen bir kuşağın istekleri arasında neden İslam’a ve Müslümanlara yardım için kendinden bir görev çıkartma isteği oluşmaz. Düşünmemiz lazım.

Bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olan bir milleti herkes yönetir, bilgi sahibi olduktan sonra düşünce sahibi olan bir milleti ancak liyakat ehli yönetir.

Bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi olan bir milleti herkes yönetir, bilgi sahibi olduktan sonra düşünce sahibi olan bir milleti ancak liyakat ehli yönetir. Liyakat ehlinin yönetiminde olan bir devlette liyakat tartışılmaz, verilen yüksek makamları kabul etmeye korkan ama kendisinden başkası bulunamadığı için yapmak zorunda kalan kişilerin içinde bulunduğu hâl tartışılır.

İçinde bulunduğumuz zamana bakın ki, değil işi hak edene vermek, sosyal yapılanmanın hiçbir bölümünde yeni neslin yetişkin yaşına bu kadar işsiz girme tehlikesi ile burun buruna geldiğini göremezsiniz. Üstelik üniversite mezun sayısı artmış bir ülkenin, hâlen gelişmekte olan ülke tanımı içinde kıvrandığını görmek, aldanmak – aldatmak girdabından yükselen çığlıklar gibi tıkanıyor ses algılarımıza. Bir şeyler ters gidiyor.

Oysa yeni kuşak ile ilgili hangi araştırmaya baksanız “çok zeki” tanımıyla karşılaşacaksınız. Beynin zekası kadar kalpteki nur ilgilendirmiyor ana babaları. Ana babalar, çocukların kalbine ne koyduğumuzdan çok, zeka gelişimleri için neler yapıldığı daha önemli hâle gelir oldu. Hedef kariyer, para, makam, şöhret ama cennet ve Allah rızası değil.

Hangi kuşak olursa olsun, kuşaklar; ebeveynleri ile birlikte cennette buluşabilme muradına sahip olabilmeli.Bunun için çocuklarımıza herhangi bir hazırlık yapmamıza gerek yok. Onlara iyi davranın, fazilet mücadelesinin davranışlarından örnekler gösterin. Davranış gösterecek kadar yakın olun. Onlara, en temel ihtiyaçları olan anne sevgisini verin. En önemlisi, kadınların dünyayı kurtarmak gibi insanlık adına önemli bir görevleri yok ise lütfen evlatlarını doğurduktan sonra kreşlerde, bakıcı ellerinde yetim bırakmasınlar.

Bu kuşağın adı Z kuşağı değil, yetim kuşağıdır. Zaten X Y Z kuşakları üzerine yapılan tanımlar istenilen davranış kalıplarının yerleşmesi içindir.

Adam belgesel çekerken timsahları anlatır: “Timsahlar akşam karanlığı başladıktan sonra insan yemezler.” der. Yanında bulunan yerli ise ona sorar: “Bunu timsahlarda biliyor mu?” Z kuşağı diye insandan çok farklı, geni değiştirilmiş canlı gibi bahsederken onlara yakıştırılan ve çok bilmiş çevrelerde dillendirilen özellikleri Z kuşağı da gerçekten biliyor mu?

Yeni kuşak namı diğer Z kuşağı internet ve teknoloji başında yavaş yavaş ölen bir nesil. Z kuşağı ile aslında zombi kuşağı tanımı yapılıyor olabilir mi?

Bu çocukların nefisleri azgın, zihinleri başarı ile kalpleri yapamazsam korkusu ile dolu; dış hâlleri korunma kibri ile kaplı son derece kırılgan çocuklar.

Bu çocukların nefisleri azgın, zihinleri başarı ile kalpleri yapamazsam korkusu ile dolu; dış hâlleri korunma kibri ile kaplı son derece kırılgan çocuklar. En rahat iletişim araçları teknoloji çünkü insan insana iletişim kurarak büyümek istemelerine rağmen bebekliği bakıcı ellerinde, ilk çocukluk dönemi zeka etiketlemesi yapan eğitim ortamlarında, ilk gençliği yaşamda yapayalnız oldukları gerçeği ile yüzleşerek büyüdüler ve büyüyorlar. Dert ortakları ise bilgisayarları oldu.

Demek ki “anne sevgisi, şuurlu bir inanç, faziletli insan olma mücadelesi, sabır ve şükür ile kuvvet bulma, zaman mekân ve bedenin emanet olduğu bilinci ve cihad ile yaşamın zirvesine ortak olma” gibi bazı esaslar kuşak eğitiminde baz alınmalı. Mehmet Akif’in dediği gibi

 “Allah’a dayan, sa’ye sarıl hükmüne râm ol. 
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz